Osmanlı’dan Cumhuriyet’e:
Görülmeyen Gerçekler, Sorulmayan Sorular
Osmanlı tarihine dair anlatılar çoğu zaman romantize edilmiş bir imparatorluk nostaljisi ile sunulur. Ancak tarih, yalnızca zaferlerden ve ihtişamdan ibaret değildir; aynı zamanda ihmal edilenler, sessiz bırakılanlar ve bedel ödeyenler üzerinden de okunmalıdır. Aşağıdaki sorular, bu sessizliğe yöneltilmiş açık ve doğrudan bir çağrıdır.
Müslüman Türk Neden Fakirdi?
Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis şu tespiti yapar “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu” Bu ifade, Osmanlı idari ve ekonomik yapısında Müslüman Türk unsurunun sistematik olarak merkez dışında bırakıldığını ima eder. Gerçekten de imparatorluğun son yüzyıllarında ticaret, finans ve şehirli sermaye büyük ölçüde gayrimüslimlerin elindeydi.
İstanbul’a Kimler Serbestçe Girebiliyordu?
Anadolu’daki Müslüman Türklerin, Konstantinopolis’e (İstanbul) gitmek için yaşadıkları yerin eşrafından, ağasından veya beyinden iki kefilli “geri dönecek” belgesi almak zorunda bırakılması; buna karşın Rum, Ermeni, Yahudi ve diğer gayrimüslimlerden böyle bir belge istenmemesi neyle açıklanabilir ? Bu uygulama, Türk’ün yerinde kalması, gayrimüslimin ise serbest dolaşım ve ticaret yapması üzerine kurulu bir düzenin göstergesi değil midir?
Boğaz’daki Yalılar Kiminmiş?
Osmanlı’nın en zengin yerleşim alanları olan Boğaziçi yalılarında, Marmara çevresindeki köşklerde tek bir Müslüman Türk ailesinin yaşamaması tesadüf müdür? Yoksa bu, ekonomik ve sosyal ayrışmanın mekâna yansımış hâli midir?
Bankalar Kimin Elindeydi?
Osmanlı Bankası dâhil olmak üzere 12 büyük bankanın sahiplerinin Rum, Ermeni veya yabancı olması, buna karşın Türklerin bu bankalarda işçi olarak bile çalışamaması nasıl izah edilebilir ? Bu düzene karşı nadir bir çıkış yapan Mithat Paşa, Memleket Sandıkları’nı (sonradan Ziraat Bankası) kurmuş; ancak bunun bedelini Taif’te sürgün ve zindanda boğdurularak ödemiştir.
Sağlık ve Esnaf Kimlerin Elindeydi?
Anadolu’da doktorların, eczacıların, hatta köy bakkallarının bile Rum veya Ermeni olması; Müslüman Türk’ün ise bu alanlardan dışlanması bir “doğal gelişme” midir, yoksa sistemli bir tercihin sonucu mu?
Askerlik Yükü Kimin Omzundaydı?
Türkler 10–15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Rum ve Ermenilerin askerlikten muaf tutulması; Türk nüfusun ticaret, sanat ve meslek hayatından koparılmasına yol açtığı bilindiği hâlde neden sürdürülmüştür? Bu, Anadolu Türk’ünün kan ve zamanla imparatorluğu ayakta tutarken, ekonomik hayattan dışlanmasının en ağır örneklerinden biri değil midir?
Alfabe Meselesi: Bir Gecelik Değil, 90 Yıllık Süreç
Tanzimat aydınlarının “Bu alfabe bizi cahil bıraktı” diyerek Latin alfabesine geçişi tartıştığı, İlbasan Kongreleri düzenlediği; tapu dairelerinde, telgrafta ve saray yazışmalarında Latin harflerinin kullanıldığı bilinmektedir. 1795’te Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektubun Latin harfleriyle yazılmış olması da bunun somut örneklerinden biridir. Buna rağmen Anadolu’daki Türkmen-Oğuz nüfusa Arap ve Fars harfli, karmaşık bir Osmanlıca neden dayatılmıştır? Osmanlı’da en az 80–90 yıl boyunca alfabe tartışmaları yapılmışken, neden “alfabe bir gecede değişti” yalanı yayılmıştır? Bir Amerikalı gazetecinin Mustafa Kemal Atatürk’e sorduğu soruya verdiği yanıt nettir “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.”
Arşivler, Camiler ve Bilinçli Suskunluk
Cumhuriyet döneminde “Bulgarlara Osmanlı arşivleri satıldı” yalanı yayılırken; AKP döneminde Milli Kütüphane’deki 147 tonluk el yazması ve tarihi eserin hurdacıya kilosu 50 kuruştan satıldığı neden konuşulmaz? Bulgaristan, kendisine verilen arşivleri çöpe atmamış; aksine tasnif etmiş, 8 dile çevirtmiş ve dünyaya açmıştır. Aynı şekilde “Cumhuriyet camileri yıktı, Kur’an’ı yasakladı” söylemi yayılırken; Osmanlı döneminde köylerin %75’inde cami bulunmadığı, Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni satıp, yerine Papa XV. Benoit’in heykeline 500 Osmanlı Lirası sponsor olduğu neden anlatılmaz? Bu camiyi Yunanlılardan satın alıp tekrar ibadete açan, savaşta tahrip edilen 138 camiyi onartan Atatürk gerçeği neden görmezden gelinir? Kiliseleri camiye çeviren uygulamalar neden yok sayılır?
Son Söz: Anadolu Türk’ü Kimin Umurundaydı?
Yemen’den Fizan’a uzanan bitmek bilmeyen savaşlarda ömrü tüketilen, kırılan, yok edilen Anadolu Türk’ü kimin umurundaydı? Yemen Ağıtı’nı hiç dinlediniz mi? Dinleyin. O türkü, bir imparatorluğun değil; sahipsiz bırakılmış bir halkın feryadıdır.
Bu sorulara, eğip bükmeden, ideolojik kalkanlara sığınmadan cevap verecek dürüst bir tarihçi çıkar mı?
Bahtiyar Aydın
Eski Çağ Tarihi Uzmanı
