Bataklık Orta Doğudaki son gelişmeler ..
Yemen’deki gelişmeler, Suudi Arabistan’ın siyasi ve askerî yapısını derinden sarsıyor. Türkiye’de yeterince konuşulmayan bu süreç, yalnızca Suudi hanedanını değil, Körfez’deki kraliyet düzenini ve bölgenin haritasını da değiştirebilir. İki ayrı Arabistan ve toprakları genişlemiş bir Yemen ihtimali artık tartışılıyor. ABD’nin çıkarları sona erdiğinde desteklediği liderleri gözden çıkarabildiği düşünüldüğünde, İstanbul kasabı Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın da kritik bir eşiğe yaklaştığı söylenebilir.
Krallığın kuruluşu ve İngiliz hesabı: Suudi Arabistan, 23 Eylül 1932’de Suud ailesinin yönetiminde kuruldu. Kuruluş sürecinde Osmanlı’ya karşı İngiltere ile yapılan iş birliği önemli rol oynadı. İngiltere’nin amacı yalnızca petrol değildi. Hindistan’dan Babülmendep, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa’ya ulaşan ticaret yolunu denetlemek; Rusya ve Almanya gibi rakip güçleri bölgeden uzak tutmak istiyordu. Büyük petrol yataklarının 1938’den itibaren keşfedilmesiyle enerji denetimi de bu hesabın merkezine yerleşti. Mekke ile Medine’nin kontrolü ise Müslüman dünyası üzerinde büyük bir siyasi nüfuz sağladı.
Mekke yakınındaki İHA ve Pakistan iddiası: Suudi yetkililer 15 Eylül 2026’da Mekke’nin güneyinde Husilere, yani Ensarullah’a ait bir insansız hava aracının ele geçirildiğini açıkladı. Ancak kamuoyuna somut delil sunulmadı. Bu nedenle olayın Pakistan’ı askerî sürece dâhil etmek için düzenlenmiş bir sahte bayrak operasyonu olabileceği ileri sürülüyor. Pakistan ordusundan Korgeneral Ahmed Şerif Çavdri’nin ülkesinin Suudi Arabistan’ın hem diplomatik hem de fiilî olarak yanında olduğunu söylemesi dikkat çekti. Buna rağmen Pakistan henüz somut bir askerî adım atmadı.
Husilerin askerî üstünlüğü: Ensarullah, Kızıldeniz’de ve Suudi Arabistan’a karşı önemli kazanımlar elde ediyor. Riyad, 2010’dan bu yana Amerikan Patriot sistemleri, füzeler, lojistik ve istihbarat desteği için yaklaşık 134 milyar dolar harcadı. Buna rağmen sınırlı imkânlarla savaşan Husiler limanları, radarları ve stratejik bölgeleri hedef alabiliyor. El-Ula bölgesinin hipersonik füzelerle vurulduğu, Riyad yakınlarındaki kraliyet sarayları ile kıyıdaki askerî radarların saldırıya uğradığı bildiriliyor. ABD’nin etkili biçimde yardıma koşmaması, bölgede başka hesapların bulunduğu düşüncesini güçlendiriyor.
Petrol üzerinden ekonomik kuşatma: Husilerin baskısı yalnızca askerî hedeflerle sınırlı değildir. Petrol sevkiyatları ve rafineriler de tehdit altındadır. Suudi Arabistan’ın Avrupa’ya bazı sevkiyatları iptal edebileceği ve ham petrol tahsislerinin sıfıra düşebileceği belirtiliyor. Petrol satışının durması hâlinde krallığın günde yaklaşık 500 milyon dolar, ayda ise 15 milyar dolar kaybedebileceği hesaplanıyor. Bazı büyük inşaat projelerinin durduğu, Suudi Arabistan Merkez Bankasının da ilk aşamada sekiz milyar dolar borç aradığı bildiriliyor.
Ekonomik kriz hanedanı sarsabilir: Suudi hanedanının yaklaşık 30 bin prens ve kraliyet mensubundan oluştuğu ifade ediliyor. Muhammed bin Selman, bu geniş yapıyı mali kaynaklarla dengede tutuyor. Petrol gelirlerinin azalması, aile içindeki bağlılıkları zayıflatabilir. Veraset sıralamasını değiştirerek yükselen bin Selman, rakiplerini etkisizleştirip yönetimi merkezileştirdi. Savunma bakanı olduğu 2015’te Birleşik Arap Emirlikleri ile Yemen savaşını başlattı; ancak harekât yıllar süren ağır bir başarısızlığa ve yüz binlerce insanın ölümüne dönüştü.
Suudisiz Arabistan projesi: Bugünkü gelişmeler, ABD’nin Muhammed bin Selman’ı iktidardan indirerek Suud ailesinin belirleyici olmadığı yeni bir Arabistan kurma hazırlığı olarak yorumlanabilir. İngiltere, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Arabistan’ı farklı nüfuz bölgelerine ayırmayı planlamıştı. Suudi hanedanının değişmesi hâlinde Körfez ülkelerinin yeniden şekillenmesi ve eski paylaşım planlarının gündeme gelmesi mümkündür. Böyle bir değişim, Yemen’in tarihî olarak kendisine ait saydığı bazı toprakları geri alma isteğine de hizmet edebilir.
Çünkü herkesin aklındaki – hatta son İran savaşı ile İSPATLANMIŞ - tüm ABD uşağı Körfez ülkeleri için de geçerli soru: Suudi Arabistan neden kendini savunamıyor ? 1970'lerden beri hala ÇAĞDIŞI KÖLELİK sistemi ile idare edilen Orta Doğu krallıklar korunmaları için ABD ile yaptıkları askeri anlaşmalar BOŞ çıktı. Zaten 27 Şubat 2026 itibariyla Suudi Arabistan özellikle İstanbulda Kaşıkçıyı kuşbaşı yapan Prens Salman Dışişleri Bakanı olduğu 2015 yılında Yemen'e açtığı savaş nedeniyle hiçbir zafer elde edemediği gibi a arka arkaya sürekli yenilgeleri satın aldığı – gereksiz pahalı ABD savunma sistemlerinin yetersizliği hezimeti arttırıyor.
Kalleş arapların sırtından bıçakladığı Tarih boyu düşman oldukları Türklerin çekilmesinden sonra Emperyalistlerin cetvel ile çizerek kurduğu Suudi Arabistan - silahlı kuvvetleri iki farklı yapıdan oluşuyor. 75.000, kara 20.000 Hava, 20.000 hava savunma, 2.500 füze, 13.500 deniz Kuvvetleri yanında, içişleri bakanlığına bağlı paramiliter 130.00 ile yaklaşık 275.000 kişiden oluşan Kraliyet - hanedanlığa bağlı olanlar (1) ve 107.000 kişilik ulusal muhafızları (2) diye ikiye ayrılan silahlı kuvvetlere sahip. 2023: $ 75.8, 2024 $ 82.1, 2025 yılında $ 83.2 milyar savunma harcaması ile dünyada 8. en yüksek askeri bütçeye sahip Suudi Arabistan’ın Envanterinde bulunan - Türkiyeyi DEFALARCA katlar halde: 22 havada yakıt ikmali uçaklarıyla dünya ikincisi, 81 saldırı uçaklarıyla 8. Sırada, 283 avcı uçaklarıyla dünya 7. si toplam 917 hava aracısıyla 11. sırada dünya devi olmasına rağmen can damarı petrolünü taşıyan gemilerini Basra Körfezi ve Kızıldeniz'de koruyamıyor.
En son Türkiye ile birlikte - tarihin en tuhafı denen Mekke anlaşması üyesi – sürekli askeri destek istediği Pakistan 2025 savunma bütçesi $ 10.9 milyar iken ve 2021-2025 arası Suudi Arabistan küresel silah ithalatının tek başına %6 ile oluştururken dünyanın en büyük üçüncü silah alıcısı olmasına rağmen ayakları terlikli Yemen – Husilere karşı kendilerini savunamaz durumda - neden bu kadar acizler ? Cevap: Suudi krallığın en büyük korkusu kendilerine darbe yapılma korkusundan kaynaklanıyor. Çünkü sayıları çok az Ulusal Ordunun içinde: Libya Muamer Gaddafi, Suriye Hafiz Esad ve Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdulnassar örnekleri ile halk tarafından beğenilecek veya desteklenebilecek liderler kesinlikle istenmiyor.
Tayyib Erdoğan’ın 15 temmuz destekçisi diye doğrudan suçladığı Suudi Arabistan gibi kuklaları iktidarda tutması karşılığında sürekli emperyalistlerden yüksek bütçeli askeri alımlar yaparken aynı global güçler onların iktidarda tutulması için ‘cambaza bak’ misali tümü ahmak denen Orta Doğu’da – Müslümanların dikkatini dağıtmaları için Tunus Arap baharı veya Suriye ... gibi - Hatta radikal terör örgütlerini bizzat finanse eder, destekler, büyütür, besler ve darbeler için katkı sağlar. Çağdışı kölelik sisteminin parçası Suudi Arabistan emperyalistler adına bu yüzden etrafındaki ülkelerin istikrarsızlaştırma görevini üstlenir. Özetle: Krallığa darbe yapılabilir paranoyası o kadar ileri boyuttaki Ulusal Ordu ülkenin en stratejik altyapılarının - rafinelerilerin korunması için kesinlikle görevlendirilmiyor, Acil durumlarda bile – öğretilmediklerinden - Sorumluların bireysel karar alma yetkisi yok hükmünde.
Oysa nüfusun yarısı Türk komşumuz İran'a baktığımızda 47 yıl, ağır yaptırımlar altında olmasına rağmen kurduğu inanılmaz efektif bir MİLLİ direniş gücü, ABD gibi dünya devini resmen rezil etti. Dolayısıyla emperyistler sonuçta öyle bir sistem kurdularki: doğal kaynaklarını sömürmek için dedeleri Osmanlı tarafından İAHANET gereği ile kafaları kesilip haftalarca Topkapı önünde haftalarca asılı duran Suudlar gibi bedevi kabileleri dengelemeye çalışan KUKLA bir aileye orayı yerleştirdiler fakat işin özünde şu. Venezuel'den sonra neticede ikinci en fazla petrol üreten ülke Suudi Arabistanın şu an belkide İran’dan önce ABD hedefinde olma korkusu, çok daha gerçekcidir.
Defalarca ispatlandığı gibi: ABD hiçbir lideri sonsuza kadar desteklemez. Çıkarları devam ettiği sürece yanında durur, işi bittiğinde ise onu gözden çıkarır. Suudi Arabistan’da bugün kontrollü bir iktidar değişikliği operasyonunun işaretleri görülüyor. Muhammed bin Selman’ın özel hayatı ve Pedofil - Jeffrey Epstein bağlantıları konusunda yeni iddiaların ortaya çıkarılması da bu sürecin parçası olabilir. Suudi hanedanının geleceği yalnızca Arabistan’ı değil, bütün Körfez’i ve Orta Doğu’yu etkileyecektir. Bu nedenle Yemen’deki askerî gelişmeler, petrol sevkiyatı, hanedan içi dengeler ve ABD’nin tutumu çok yakından dikkatle izlenmelidir.
Derleme kaynağı - https://www.youtube.com/watch?v=h2bnY3huhRc
