Barkın Altınok
Köşe Yazarı
Barkın Altınok
 

Üslup halleri

    Haller ! Beni yakından tanıyanlar üslup konusunda takıntılı olduğumu bilirler. İletişimde her şey söylenebilir, her duygu en sertinden en hafifine ifade edilebilir. Ancak bu bağlamda kullanılacak dil, diğer ifadesi ile üslup derdinizi en doğru şekilde aktarabilmenin yoludur. Geçtiğimiz günlerde iki ifade biçimi fazlası ile dikkat çekici geldi. Birincisi:  Antalya’da yapılan 2026 Diplomasi Forumu sırasında ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın sözleri oldu. Barrack mealen içinde bulunduğumuz bölgede demokrasinin lüks olduğunu, kadife eldivenli otoriter rejimlerin en iyi yönetim biçimi olacağını ifade etti. Öncelikle coğrafya bilgisi olarak ülkemiz bir Ortadoğu ülkesi değil. Olsa olsa “Yakındoğu ülkesi” olarak nitelendirilebilir. Her ne kadar bazı yorumcular Barrack’ın diplomasi kültüründen uzak bu açık sözlülüğünü beğenseler ve “dürüst adam” yakıştırmasını yapsalar da, olağan koşullarda ABD Büyükelçisinin yaptığı açıklamaların ardından “persona non grata” (istenmeyen adam) ilan edilip sınır dışı edilmesi gerekirdi. Türkiye’nin demokrasi mücadelesi 1. Meşrutiyeti çıkış noktası olarak alırsak 1876 yılına dayanıyor. Tarih bilmezlik ve bölgede herkesi birbirinin aynı görmek hastalığı mevcut ABD yönetiminin bütününü kapsıyor. Son olarak ABD’nin İran bataklığına saplanıp kalması, nasıl çıkacağını bilememesi bunun en güzel örneği. Umarım aynı hatayı bizim için de yapmıyorlardır. Tabi bu Barrack özelinde ilk büyük gafı değil. Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Trump yönetiminden kaynaklı meşruiyet verilmesi ile ilgili sözleri zihinlerimizde hala tazeliğini koruyor. Bir kişiye verilen bu kadar açık desteğin o kişinin işine yarayıp yaramadığını en son Macaristan seçimlerinde gördük. Orban için yapılan ABD ve Rusya menşeli desteğin işe yaramadığı, aksine tersine teptiği aşikar.   İkinci büyük gaf ise bizim Dışişleri Bakanlığı tarafından ABD Büyükelçiliğine yazılan bir rica metninde kendisini gösterdi. Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner’in diplomatik pasaportuna ABD vizesi almak için yaptığı başvurunun kabulü için Dışişleri Bakanlığı tarafından kaleme alınan metin ! benim gibi düşünen pek çok kişi için tam bir rezalet. Hani Osmanlı’nın son dönemlerinde yazılan ve biraz amiyane tabiri ile “yalakalık” kokan metinler şimdiki neslin pek de anlamayacağı bir üslupla “kesbi şeref eyleyerek” biterdi. Bu rica metninde kesbi şeref eylenmemiş eylenmemesine de, neredeyse yalvarma ve ABD Büyükelçiliğini gereksiz yere yüceltme noktasına kadar işi vardırmış. Peki bu garip üslup Metiner’in işine yaramış mı? Bu adam ABD’ye göç edebilir şüphesi ile vize başvurusu reddedilmiş.   ABD ile ilişkilerde üslup sorunları yaşarken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in miting turlarının sonuncusu Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in tutuklanması nedeniyle Ataşehir’de gerçekleşti. Özel’de Tom Barrack için “istenmeyen adam” olması gerektiğinin altını çizdi. Sadece Barrack değil, ABD Başkanı Trump’ı, İsrail Başbakanı Netanyahu’yu da son derecede sert sözlerle eleştirip, son olarak Barselona’da katıldığı “Küresel İlerici Seferberlik” toplantısına gönderme yaptı. Mevcut görünümden hareket ile Türk siyasi hayatı dış politika açısından ikiye bölünmüş vaziyette. Bir tarafta Barrack’ın ifadesiyle meşruiyetini Trump yönetiminden alan iktidar cephesi, diğer taraftan ABD ve İsrail ile kavga etmeyi göze alan, geleceği daha ziyade Avrupa’nın ilerici kanadında gören ana muhalefet cephesi.   İktidarın şu sıralar hiç arzu etmediği olgu, her halde Trump’ın Kasım yenileme seçimlerinden yenik ayrılması olsa gerek. Normal koşullarda İsrail’e karşı sesini çok daha fazla yükseltmesi beklenen iktidarımız mevcut ekonomik koşullarda ne yazık ki etken hale gelemedi ve edilgenlik yaşıyor. Kendisini Trump’a ve istemese de İsrail’i destekleme görüntüsüne kaptırmış olmak önümüzdeki günlerin en önemli dış politika kırılganlık noktası olarak karşımıza çıkma potansiyelinde.  Kızmadan, sinirlenmeden kendimizi doğru bir üslupla ifade edeceğimiz günler dilerim…

Üslup halleri

 

 

Haller !

Beni yakından tanıyanlar üslup konusunda takıntılı olduğumu bilirler. İletişimde her şey söylenebilir, her duygu en sertinden en hafifine ifade edilebilir. Ancak bu bağlamda kullanılacak dil, diğer ifadesi ile üslup derdinizi en doğru şekilde aktarabilmenin yoludur.

Geçtiğimiz günlerde iki ifade biçimi fazlası ile dikkat çekici geldi.

Birincisi:  Antalya’da yapılan 2026 Diplomasi Forumu sırasında ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın sözleri oldu. Barrack mealen içinde bulunduğumuz bölgede demokrasinin lüks olduğunu, kadife eldivenli otoriter rejimlerin en iyi yönetim biçimi olacağını ifade etti.

Öncelikle coğrafya bilgisi olarak ülkemiz bir Ortadoğu ülkesi değil. Olsa olsa “Yakındoğu ülkesi” olarak nitelendirilebilir.

Her ne kadar bazı yorumcular Barrack’ın diplomasi kültüründen uzak bu açık sözlülüğünü beğenseler ve “dürüst adam” yakıştırmasını yapsalar da, olağan koşullarda ABD Büyükelçisinin yaptığı açıklamaların ardından “persona non grata” (istenmeyen adam) ilan edilip sınır dışı edilmesi gerekirdi.

Türkiye’nin demokrasi mücadelesi 1. Meşrutiyeti çıkış noktası olarak alırsak 1876 yılına dayanıyor. Tarih bilmezlik ve bölgede herkesi birbirinin aynı görmek hastalığı mevcut ABD yönetiminin bütününü kapsıyor. Son olarak ABD’nin İran bataklığına saplanıp kalması, nasıl çıkacağını bilememesi bunun en güzel örneği. Umarım aynı hatayı bizim için de yapmıyorlardır.

Tabi bu Barrack özelinde ilk büyük gafı değil. Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Trump yönetiminden kaynaklı meşruiyet verilmesi ile ilgili sözleri zihinlerimizde hala tazeliğini koruyor. Bir kişiye verilen bu kadar açık desteğin o kişinin işine yarayıp yaramadığını en son Macaristan seçimlerinde gördük. Orban için yapılan ABD ve Rusya menşeli desteğin işe yaramadığı, aksine tersine teptiği aşikar.

 

İkinci büyük gaf ise bizim Dışişleri Bakanlığı tarafından ABD Büyükelçiliğine yazılan bir rica metninde kendisini gösterdi. Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner’in diplomatik pasaportuna ABD vizesi almak için yaptığı başvurunun kabulü için Dışişleri Bakanlığı tarafından kaleme alınan metin ! benim gibi düşünen pek çok kişi için tam bir rezalet. Hani Osmanlı’nın son dönemlerinde yazılan ve biraz amiyane tabiri ile “yalakalık” kokan metinler şimdiki neslin pek de anlamayacağı bir üslupla “kesbi şeref eyleyerek” biterdi. Bu rica metninde kesbi şeref eylenmemiş eylenmemesine de, neredeyse yalvarma ve ABD Büyükelçiliğini gereksiz yere yüceltme noktasına kadar işi vardırmış.

Peki bu garip üslup Metiner’in işine yaramış mı? Bu adam ABD’ye göç edebilir şüphesi ile vize başvurusu reddedilmiş.

 

ABD ile ilişkilerde üslup sorunları yaşarken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in miting turlarının sonuncusu Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in tutuklanması nedeniyle Ataşehir’de gerçekleşti. Özel’de Tom Barrack için “istenmeyen adam” olması gerektiğinin altını çizdi. Sadece Barrack değil, ABD Başkanı Trump’ı, İsrail Başbakanı Netanyahu’yu da son derecede sert sözlerle eleştirip, son olarak Barselona’da katıldığı “Küresel İlerici Seferberlik” toplantısına gönderme yaptı.

Mevcut görünümden hareket ile Türk siyasi hayatı dış politika açısından ikiye bölünmüş vaziyette. Bir tarafta Barrack’ın ifadesiyle meşruiyetini Trump yönetiminden alan iktidar cephesi, diğer taraftan ABD ve İsrail ile kavga etmeyi göze alan, geleceği daha ziyade Avrupa’nın ilerici kanadında gören ana muhalefet cephesi.

 

İktidarın şu sıralar hiç arzu etmediği olgu, her halde Trump’ın Kasım yenileme seçimlerinden yenik ayrılması olsa gerek. Normal koşullarda İsrail’e karşı sesini çok daha fazla yükseltmesi beklenen iktidarımız mevcut ekonomik koşullarda ne yazık ki etken hale gelemedi ve edilgenlik yaşıyor. Kendisini Trump’a ve istemese de İsrail’i destekleme görüntüsüne kaptırmış olmak önümüzdeki günlerin en önemli dış politika kırılganlık noktası olarak karşımıza çıkma potansiyelinde.

 Kızmadan, sinirlenmeden kendimizi doğru bir üslupla ifade edeceğimiz günler dilerim…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.