
Türkler, savaşmaya başlayınca, sanırım onları ancak, ya ölüm, ya da tam zafer durdurur...
Rahmetli Dedem Topçu Yrb. Abdurrahman Bingöl'ün savaş anısını, babamın anlatımıyla, aktaracağım.
Bizimkiler 30 Ağustos Zaferini kazanmışlar. Esir kampları kurulmuş ve dedemde, o esir kampının komutanlığı verilmiş. Getirilen Yunan subaylarının canından sorumlu. Esirleri bir an önce kampa alıp, güvenliklerini sağlayacak. Fakat esirler kampa sokulana kadar, bizimkilerin artık gözü savaşa, savaşa gelmekten, o kadar dönmüş ki, yakaladıkları Yunan askerlerini indiriyorlar.
Savaşın hengamesinde ve esirlerin kampa getirilişinde, bir anda dedemin gözü, çok genç, uzun boylu ve yakışıklı, bir Yunan esir subaya gözleri takılıyor. Onun başına gelecekleri anlıyor ve kurtarmaya çalışıp, bizimkilere "yapmayın, etmeyin" diye emirler verirken, bizimkilerden biri aniden boğazına bir hançer üfürüyor ve o genç Yunan subayı düşüp ölüyor...
Kafkaslar dahil, savaş meydanlarında çarpışmış, onca ölüm görmüş, 6 çocuklu bir asker olarak, belki de kendi oğulları veya Çanakkale'de şehit bıraktığı erkek kardeşi "sarı teğmen" gözlerinin önüne gelmiştir. Bu Kurtuluş Savaşı anısını, üzülerek anlatırmış oğullarına...
Not; Üstteki resim, Yunanlıların esir olarak tutulduğu kampta Türk Askerleri kortejinde götürülen, esir olarak alınmış 1864, Missolonghi doğumlu, Atina Harp Okulu’ndan mezunu Yunan ordusunun önde gelen generallerinden ve özellikle Türk Kurtuluş Savaşı sırasında adı ön plana çıkmış General Georgios (Georges) Trikoupis.
BiBi
