Mehmet Dağ
Köşe Yazarı
Mehmet Dağ
 

Annelerimize

        Toprağı, Evi ve Umudu Ayakta Tutan Kadınlarımıza, Annelerimize… Anadolu yolculuklarımda kadınlar gördüm; tarlada, yollarda, bahçelerde, kapı önlerinde. Hepsinin gözlerine baktım; uzun uzun baktım. Her bakışta hasret gördüm, yokluk gördüm, keder gördüm. Sonra uzak, çok uzak ülkelerde de kadınlar gördüm; yüzleri gülen, yollarda kendinden emin yürüyen kadınlar… Çoğu sağlıklıydı, çoğu dimdikti. Ama ben, bizim kadınlarımızdaki samimiyeti hiçbirinde göremedim. Yeri geldiğinde içten içe ağlayıp, yeri geldiğinde kahkahasıyla dünyayı susturan o sıcaklığı hiçbir yerde göremedim. Ve elbette kadınlarımızın misafirperverliğini, fedakârlığını, sabrını, sessiz direnişini… Kayabaşı İnsanları çalışmasındaki Zeliha vardı; on bir çocuklu, tevekkül ve ibadet abidesi. Sivas'ın bir köyünde yıllarca çocuklarına hasret çeken Fatma teyze; sabrın temsilcisi. Susmayan Hatıralar çalışmasının tam merkezinde duran bir isim daha var: Ekmekçi Zeynep. Sanki bütün Anadolu kadınlarının bütün yükü onun omuzlarındaydı. Elbette sizin anneleriniz de var, benim annem de… Yoklukla boğuşulan bir evde yıllarca dimdik duran, tamirci çıraklığından dönen evlatlarının katran karası elbiselerini sessizce, şikâyetsiz temizleyen annem… Tıpkı sizinkiler gibi; fedakâr, cefakâr ve vefalı… Vefasızlar da var elbette. Ama onlar bizim hikâyemizde yer bulamaz. Bir de Aysun var. Anne olması zorların zoru. Dünyanın yükünü, insanların kahrını omuzlarında taşıyan Aysun… İçimde hâlâ sızlayan bir yara gibi duran, vaktinde el uzatamadığım Aysun… Ve şimdi; toprağı için, ağacı için direnen, kendini meydanlara sığdıramayan nice erkeğe inat, cesaretleri zirveye ulaşmış kadınlarımız var. Onların her birinin ellerinden öpüyorum. Onları gördükçe şimdi daha iyi anlıyorum: Bu toprakları ayakta tutan yalnızca dağlar, ovalar, şehirler değil; sessizce direnen Anadolu kadınlarıymış.  

Annelerimize

 

 

 

 

Toprağı, Evi ve Umudu Ayakta Tutan Kadınlarımıza, Annelerimize…

Anadolu yolculuklarımda kadınlar gördüm; tarlada, yollarda, bahçelerde, kapı önlerinde. Hepsinin gözlerine baktım; uzun uzun baktım. Her bakışta hasret gördüm, yokluk gördüm, keder gördüm.

Sonra uzak, çok uzak ülkelerde de kadınlar gördüm; yüzleri gülen, yollarda kendinden emin yürüyen kadınlar… Çoğu sağlıklıydı, çoğu dimdikti. Ama ben, bizim kadınlarımızdaki samimiyeti hiçbirinde göremedim. Yeri geldiğinde içten içe ağlayıp, yeri geldiğinde kahkahasıyla dünyayı susturan o sıcaklığı hiçbir yerde göremedim. Ve elbette kadınlarımızın misafirperverliğini, fedakârlığını, sabrını, sessiz direnişini…

Kayabaşı İnsanları çalışmasındaki Zeliha vardı; on bir çocuklu, tevekkül ve ibadet abidesi. Sivas'ın bir köyünde yıllarca çocuklarına hasret çeken Fatma teyze; sabrın temsilcisi.

Susmayan Hatıralar çalışmasının tam merkezinde duran bir isim daha var: Ekmekçi Zeynep. Sanki bütün Anadolu kadınlarının bütün yükü onun omuzlarındaydı.

Elbette sizin anneleriniz de var, benim annem de… Yoklukla boğuşulan bir evde yıllarca dimdik duran, tamirci çıraklığından dönen evlatlarının katran karası elbiselerini sessizce, şikâyetsiz temizleyen annem… Tıpkı sizinkiler gibi; fedakâr, cefakâr ve vefalı…

Vefasızlar da var elbette. Ama onlar bizim hikâyemizde yer bulamaz.

Bir de Aysun var. Anne olması zorların zoru. Dünyanın yükünü, insanların kahrını omuzlarında taşıyan Aysun… İçimde hâlâ sızlayan bir yara gibi duran, vaktinde el uzatamadığım Aysun…

Ve şimdi; toprağı için, ağacı için direnen, kendini meydanlara sığdıramayan nice erkeğe inat, cesaretleri zirveye ulaşmış kadınlarımız var.

Onların her birinin ellerinden öpüyorum. Onları gördükçe şimdi daha iyi anlıyorum: Bu toprakları ayakta tutan yalnızca dağlar, ovalar, şehirler değil; sessizce direnen Anadolu kadınlarıymış.

 

Yazıya ifade bırak !

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.