Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Tehlike
Köşe Yazarı
Tehlike
 

İhanetin bedeli

  Siyasal İslam ile Batıya ihanet ! Ekonomisi öylesine hızlı büyüyordu ki bütün dünyanın dikkatini çekmiş, büyük başarı hikâyesi olarak gösterilen Batı'nın yanında duran, NATO üyesi olan, Avrupa Birliği'nin kapısını çalan ve Müslüman nüfuslu demokratik bir ülke ! modeli olarak öne çıkan Türkiye daha sonra Batı'dan uzaklaşırken serveti sadece parmağında olan yüzük sahibi liderlerle siyasal İslam'a yöneldi. Devletin bütün önemli güç mekanizmaları giderek tek bir merkezde toplandı, ekonomi adeta çöktü. TL hızla değer kaybetti, insanların tasarruflar eridi ve yeni neslin önemli bir bölümü ülke dışında bir gelecek aramaya başladı. 2001 ağır ekonomik krizlerinden biri yaşanmıştı. Türkiye Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF), büyük acil destek paketlerinden birini almak zorunda kalmıştı.   2002 İstanbul Belediye başkanı Tayyip Erdoğan kısa ABD ziyareti sonrası yeni bir mucize ile siyasal islamcı AKePe iktidara geldi, birileri talimat vermişti Borç kredi muslukları açıldı kendisinden önce hazırlanmış olan zorlu ekonomik reform programını sürdürmeye devam etti. Sanki faizi ile geri ödenmeyecekmiş gibi harcanan Bol borç para ile 2002 - 2007 arasında Türk ekonomisi başka hiçbir ülkede görülmemiş şekilde %7 gibi hızlı bir yükselişle 2006 yılında $ 20 milyar yabancı sermaye gelmeye başladı. doların üzerine çıktı.  Planlanmış talandan pay adına Akıl almaz ölçekte Körfez ülkelerinden gelen araplar yatırımcılar bankalara, fabrikalara ve telekomünikasyon şirketlerine yatırım yaparken kontrolsüz bir şekilde rant uğruna AKePe konrolündeki büyük şehirlerde vinçler gökyüzünü dolduruyor, plamsız şekilde her şehre yeni havaalanı, plansız otoyollar ülkenin dört bir yanını birbirine bağlıyordu. Devlet Planlama Teşkilatını kapatan AKePe, akıl - bilimden uzak, Kayseri, Gaziantep ve Konya gibi Anadolu şehirlerinde yeni bir sanayici sınıfı ortaya çıktı.  Daha sonra çoğu kapatılacak Tekstil, mobilya ve makine üretiminde ihracata yönelik fabrikalar hızla büyüdü. Sanayi üretimi çift haneli oranlarda artış gösterdi.  Tıpkı Demokrat Parti döneminde olduğu gibi – stratejik noktara aklı başında yatırımlar yerine bu plansız büyüme yeni görgüsüz aç AKePe sanayici kuşağı "Anadolu Kaplanları" diye sınıf ortaya çıkarttı. En önemli değişim ise yarın faizi ile ödenmeyecekmiş gibi faizle alınan korkunç krediler karşılığında sınırsız şekilde para basmayla, olayı sihirbazlık mucizesi sanan vatandaşların günlük hayatında hissedildi.  Artık herbiri kendisni borsa yatırımcısı cambaz olarak gören Orta sınıf neredeyse iki kat büyüdü. Hayatı boyunca hiçbir birikimi olmayan insanlar, başını sokacak evi yokken – kirada otururken, otomobil kredisi kullanmaya ve çocuklarını nerdeyse her kazada açılı, uluslararası akademik yayını olmayan atanmış cahil rektörleri bol - kalitesiz üniversiteye göndermeye başladılar. Türkiyeyi tipik bir Orta Doğu yobaz islam ülkesi yapma planları işliyordu.  Görmemiş misali gün ortasında atılan hava fişeklerle ‘Avrupa Birliğine girdik !’ dendi. Bu sözde başarı, asla tesadüf eseri ortaya çıkmamıştı.  Orta Doğuda Gazze katili İsrail ile samimi herbiri Emperyalist Batının uşağı Körfez Arap ülkelerinden gelen bol miktar krediler belirli kurallara dayanıyordu.  Merkez dahil tüm Bankacılık ve enerji sektörlerini denetleyen bağımsız düzenleyici kurumlar devre dışı bırakılmalıydı.  Kısacası oyunun hakemleri vardı ve herkes aynı kurallar çerçevesinde hareketle Batı yerine - çoğu arap – ABD uşağı yatırımcıların Türkiye'ye yönlendirilmesinin temel nedeni de buydu. Dışardan bakıldığında Modern tarihte ilk kez çoğunluğu Müslüman, Yahudi üstün liyakat nişanlı ‘BOP eşbaşkanıyım’ diyen Siyasal İslamcı Tayyib Erdoğan ülkenin hem zengin hem istikrarlı hem de Batı ile bütünleşmiş bir demokrasiye dönüşebileceği, Doğu ile Batı arasında gerçek bir köprü ve gelişmekte olan ülkeler için örnek bir model olarak görülmeye başlanmıştı. Oysa      Oysa seçimlerde ‘Bizden önce hastane yoktu ! şimdi bolluk var’ diye tutturan AKePe – ödünç aldığı korkunç kredilerle, batının kendisine dayatılan faiz oranlarını düşürmeye devam ederken, akıl almaz hızla fiyatlar giderek yükseldi ve güçlü ekonomileri sarsan 2008 krizi için Tayyb Erdoğanın’ın ‘Bizi teğet geçti !’ gafı sonrası kaçınılmaz gerçek ortaya çıktı, ana borç faizleriyle birlikte geri ödenirken TL hızla değer kaybetmeye başladı.  Siyasal islamcıların mucize balonu patladı, Yatırımlar bıçak gibi kesildi, Enflasyon adeta patladı ve senelerce artan % 85’in üzerine çıktı. Sadece son bir yıl içinde Gıda fiyatları neredeyse iki katına yükseldi. Sorsan ‘Uçan ülke !’ ekonomisinde Başarı ve yeterlilik yerine sadakat belirleyici hâle gelmiş, yaratılan büyük kaynaklar ‘Yolcu – hasta ... Garantili’ Havaalanları, köprüler, otoyollar hastaneler gibi ülkenin en büyük kamu projeleri sadece yandaş inşaat şirketlerine akarken TL değer kaybı sürdükçe hükümet, vatandaşların birikimlerini liradan çıkarıp dolara yönelmelerini engellemek için giderek daha sıra dışı ekonomik uygulamalar devreye soktu. Ancak bu geçici plansız uyduruk tedbirlerin hiçbiri uzun süreli sonuç vermedi. Felaket Kriz yalnızca grafikler ve ekonomik göstergeler üzerinden tartışılan bir konu olmaktan çıktı, ailelerin mutfaklarına, sofralarına ve günlük yaşamına doğrudan yansıdı. 2013 te $ = 2 TL iken 2026 ilk yarısında 45 TL üzerine %95 değer kaybetmiş oldu. Bu sıradan bir aile için son derece ağır sonuçlar doğurdu. Yıllar boyu tasarrufları büyük ölçüde eridi. Emeklilik dönemlerinde maddi güvence içinde olduklarını düşünen çoğu aç insanlar, Çoğunluğu ‘asgari ücretli’ çalışanların maaşları, daha harcanamadan değer kaybetmeye başladı. Sanayi şehirlerinde yaşayan aileler, hayatlarını sürdürebilmek için ilave ek işlerde çalışmaya yöneldi.  Eti unutan azaltan aileler sırf ucuz ekmek alabilmek için gün doğmadan önce belediye satış noktalarının önünde sıraya girmeye başladı. Krizin en ağır taraflarından biri de değişimin olağanüstü hızıydı. Bu, insanların önceden plan yaparak uyum sağlayabileceği yavaş ve kuşaklar boyunca devam eden bir gerileme değildi. Çalışanlar cuma günü maaşlarını alıyor, bir hafta sonra aynı market sepetinin çok daha pahalı hâle geldiğini görüyordu. Fiyatlar çok hızlı değiştiği için bazı esnaflar ürünlerin üzerine sabit fiyat etiketi koymayı artık bıraktı. Genç çiftler ev sahibi olma hayallerinden vazgeçti. Bazı anne ve babalar, çocuklarının yeterince yemek yiyebilmesi için maalesef kendi öğünlerini azaltmaya başladı.  Siyasal islamcı AKePe ürünü bu ekonomik kriz artık soyut, teorik veya yalnızca siyasi bir mesele değildi. Türkiye’deki ekonomik ve siyasi sürecin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren en önemli gelişmelerden biri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 16.5 MİLYON oyla Cumhurbaşkanlığı ön seçimi kazanan Ekrem İmamoğlu 19 Mart 2025’te tutuklanması ardından ekonomi ciddi biçimde sarsıldı. Yatırımcılar panikledi ve Merkez Bankası TL hızlı değer kaybemesini savunabilmek için bir haftada $57 MİLYAR rezerv kullandı. MİLYONLARCA insanın katıldığı, Cumhuriyet tarihinin en büyüklerinden - 2013 Gezi Parkı’ından bu yana en büyük protesto gösterileri başladı, binden kişi gözaltına alındı - tutuklandı. AKePe her siyasi rakibini etkisiz hâle getirmeye çalıştığında piyasalar sarsılıyor, döviz kuru yükseliyor ve ülke ekonomisi yeni büyük bir bedel ödüyordu. Zamanla siyaset ile ekonomi birbirinden ayrılması güç iki mekanizmaya dönüştü. Muhalefete yönelik her yeni siyasi veya hukuki müdahale, yalnızca iç siyaseti değil, ekonomik dengeleri de doğrudan etkilemeye başladı. Yerli ve yabancı yatırımcıların güveni zayıflarken döviz rezervleri üzerindeki baskı arttı, ekonomik kırılganlık derinleşti ve sistem giderek kendi kendini tüketen bir döngüye dönüştü. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, Mayıs 2026'da ana muhalefet partisiyle ilgili bir yerel mahkeme kararının ardından İstanbul Borsası % 6 değer kaybetti. Oysa Aynı gün ekonomi yönetimi Londra'da uluslararası yatırımcıları Türkiye'nin güvenli bir yatırım ortamı sunduğuna ikna etmeye çalışıyordu. İçeride oluşan siyasi belirsizlik ile dışarıya verilen güven mesajı arasındaki çelişki aleni rezillikti. Bir yandan iktidar ile muhalefet arasındaki sert rekabet sürerken, diğer yandan ülkenin geleceğini şekillendirecek eğitimli ve nitelikli gençler geleceklerini yurt dışında aramaya başladı. 2022 yılında yaklaşık 140 bin eğitimli vatandaşın başka ülkelere yerleşmek amacıyla ayrılması, etkileri uzun yıllar hissedilecek ciddi bir beyin göçü sorununa işaret etmektedir. Keza: Ekonomik sıkıntılar günlük yaşamda da belirgin biçimde hissedilmektedir. En büyük paramız 200 TL satın alma gücü, en küçük € gerisinde kalırken Resmî enflasyon verileri ile vatandaşın pazarda ve markette hissettiği fiyat artışları arasındaki fark rezilliğinde örneğin: 2026 resmî enflasyon yaklaşık % 31 olarak açıklanırken, bağımsız değerlendirmelerde hissedilen fiyat artışlarının yüzde 50'nin üzerinde idi. Haziran 2023'te ekonomi yönetiminde yapılan değişikliklerle daha geleneksel ekonomi politikalarına dönüş sinyali verildi. Politika faizi 2024 yılı başında &50 seviyesine kadar yükseltildi ve bu sıkı para politikası Türk lirasındaki hızlı değer kaybını önemli ölçüde yavaşlattı. 2026 yılı ilkbaharında politika faizi yaklaşık % 37 seviyesine gerilemiş olsa da ekonomi hâlâ yüksek faiz, yüksek enflasyon ve düşük güven üçgeni içinde varlığını sürdürmekte.  Siyasi müdahalelere açık olduğu düşünülen kurumlar, sık değişen Merkez Bankası yönetimleri, güvenilirliği tartışılan istatistikler ve ekonomik kuralların siyasi kararlarla değişebileceği algısı, yatırımcıların risk algısını kalıcı biçimde yükseltmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin borçlanma maliyetleri artarken, özel sektör kredileri daralmakta ve yatırım kararları ertelenmektedir. Ekonomi yönetiminin ihtiyaç duyduğu en önemli unsur; öngörülebilirlik, hukuki güvenlik ve istikrardır. Ancak siyasal gerilimler bu zemini sürekli zayıflatmaktadır. Muhalefete yönelik yargı süreçleri veya siyasi müdahaleler, ekonomi yönetiminin uluslararası piyasalarda güven oluşturmak için verdiği çabaların kısa sürede etkisini azaltabilmektedir. Bir başka ifadeyle ekonomi yönetimi, su alan bir tekneyi boşaltmaya çalışırken aynı anda teknenin gövdesine yeni delikler açılmasıyla mücadele etmektedir. Ekonomik kanama yavaşlatılabilir; ancak kaybedilen güvenin ve kurumsal itibarın yeniden inşası çok daha uzun zaman gerektirir. Türkiye'nin yaşadığı ekonomik ve siyasi süreç, yalnızca Türkiye'ye özgü değildir. Benzer örnekler dünyanın farklı bölgelerinde de görülmektedir. Arjantin'de uzun yıllar sürdürülen alışılmışın dışındaki para politikaları yüksek enflasyona yol açarken, Macaristan'da Merkez Bankası üzerindeki siyasi baskılar yatırımcı güvenini zayıflatmıştır. Pakistan'da ise faizlerin yapay biçimde düşük tutulması ve sorunların ertelenmesi, ülkeyi ciddi bir döviz krizinin eşiğine taşımıştır. Sonuç: Türkiye, uzun yıllar Avrupa ile İslam dünyası arasında doğal bir köprü olarak görüldü. Batı açısından güvenilir bir ortak, Müslüman dünyası açısından ise dikkatle izlenen bir modeldi. Bu konumu sayesinde ekonomik büyüme, uluslararası yatırım ve bölgesel etkinlik bakımından önemli fırsatlar yakaladı. Ancak, zaman içinde kurumsal yapıların güçlendirilmesi yerine siyasal sadakatin öne çıktığı, denge ve denetim mekanizmalarının zayıfladığı bir süreç yaşandı. Ekonomik başarıyı mümkün kılan temel unsurlar aşınırken, Tek yüzükle işbaşına gelenler siyasal islamı kullanarak dünya zenginleri arasına girerken - Batıya ihanet etmiş gibi oldu ...

İhanetin bedeli

 

Siyasal İslam ile Batıya ihanet !

Ekonomisi öylesine hızlı büyüyordu ki bütün dünyanın dikkatini çekmiş, büyük başarı hikâyesi olarak gösterilen Batı'nın yanında duran, NATO üyesi olan, Avrupa Birliği'nin kapısını çalan ve Müslüman nüfuslu demokratik bir ülke ! modeli olarak öne çıkan Türkiye daha sonra Batı'dan uzaklaşırken serveti sadece parmağında olan yüzük sahibi liderlerle siyasal İslam'a yöneldi. Devletin bütün önemli güç mekanizmaları giderek tek bir merkezde toplandı, ekonomi adeta çöktü. TL hızla değer kaybetti, insanların tasarruflar eridi ve yeni neslin önemli bir bölümü ülke dışında bir gelecek aramaya başladı.

2001 ağır ekonomik krizlerinden biri yaşanmıştı. Türkiye Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF), büyük acil destek paketlerinden birini almak zorunda kalmıştı.   2002 İstanbul Belediye başkanı Tayyip Erdoğan kısa ABD ziyareti sonrası yeni bir mucize ile siyasal islamcı AKePe iktidara geldi, birileri talimat vermişti Borç kredi muslukları açıldı kendisinden önce hazırlanmış olan zorlu ekonomik reform programını sürdürmeye devam etti.

Sanki faizi ile geri ödenmeyecekmiş gibi harcanan Bol borç para ile 2002 - 2007 arasında Türk ekonomisi başka hiçbir ülkede görülmemiş şekilde %7 gibi hızlı bir yükselişle 2006 yılında $ 20 milyar yabancı sermaye gelmeye başladı. doların üzerine çıktı.  Planlanmış talandan pay adına Akıl almaz ölçekte Körfez ülkelerinden gelen araplar yatırımcılar bankalara, fabrikalara ve telekomünikasyon şirketlerine yatırım yaparken kontrolsüz bir şekilde rant uğruna AKePe konrolündeki büyük şehirlerde vinçler gökyüzünü dolduruyor, plamsız şekilde her şehre yeni havaalanı, plansız otoyollar ülkenin dört bir yanını birbirine bağlıyordu.

Devlet Planlama Teşkilatını kapatan AKePe, akıl - bilimden uzak, Kayseri, Gaziantep ve Konya gibi Anadolu şehirlerinde yeni bir sanayici sınıfı ortaya çıktı.  Daha sonra çoğu kapatılacak Tekstil, mobilya ve makine üretiminde ihracata yönelik fabrikalar hızla büyüdü. Sanayi üretimi çift haneli oranlarda artış gösterdi.  Tıpkı Demokrat Parti döneminde olduğu gibi – stratejik noktara aklı başında yatırımlar yerine bu plansız büyüme yeni görgüsüz aç AKePe sanayici kuşağı "Anadolu Kaplanları" diye sınıf ortaya çıkarttı.

En önemli değişim ise yarın faizi ile ödenmeyecekmiş gibi faizle alınan korkunç krediler karşılığında sınırsız şekilde para basmayla, olayı sihirbazlık mucizesi sanan vatandaşların günlük hayatında hissedildi.  Artık herbiri kendisni borsa yatırımcısı cambaz olarak gören Orta sınıf neredeyse iki kat büyüdü. Hayatı boyunca hiçbir birikimi olmayan insanlar, başını sokacak evi yokken – kirada otururken, otomobil kredisi kullanmaya ve çocuklarını nerdeyse her kazada açılı, uluslararası akademik yayını olmayan atanmış cahil rektörleri bol - kalitesiz üniversiteye göndermeye başladılar.

Türkiyeyi tipik bir Orta Doğu yobaz islam ülkesi yapma planları işliyordu.  Görmemiş misali gün ortasında atılan hava fişeklerle ‘Avrupa Birliğine girdik !’ dendi. Bu sözde başarı, asla tesadüf eseri ortaya çıkmamıştı.  Orta Doğuda Gazze katili İsrail ile samimi herbiri Emperyalist Batının uşağı Körfez Arap ülkelerinden gelen bol miktar krediler belirli kurallara dayanıyordu.  Merkez dahil tüm Bankacılık ve enerji sektörlerini denetleyen bağımsız düzenleyici kurumlar devre dışı bırakılmalıydı.  Kısacası oyunun hakemleri vardı ve herkes aynı kurallar çerçevesinde hareketle Batı yerine - çoğu arap – ABD uşağı yatırımcıların Türkiye'ye yönlendirilmesinin temel nedeni de buydu.

Dışardan bakıldığında Modern tarihte ilk kez çoğunluğu Müslüman, Yahudi üstün liyakat nişanlı ‘BOP eşbaşkanıyım’ diyen Siyasal İslamcı Tayyib Erdoğan ülkenin hem zengin hem istikrarlı hem de Batı ile bütünleşmiş bir demokrasiye dönüşebileceği, Doğu ile Batı arasında gerçek bir köprü ve gelişmekte olan ülkeler için örnek bir model olarak görülmeye başlanmıştı. Oysa     

Oysa seçimlerde ‘Bizden önce hastane yoktu ! şimdi bolluk var’ diye tutturan AKePe – ödünç aldığı korkunç kredilerle, batının kendisine dayatılan faiz oranlarını düşürmeye devam ederken, akıl almaz hızla fiyatlar giderek yükseldi ve güçlü ekonomileri sarsan 2008 krizi için Tayyb Erdoğanın’ın ‘Bizi teğet geçti !’ gafı sonrası kaçınılmaz gerçek ortaya çıktı, ana borç faizleriyle birlikte geri ödenirken TL hızla değer kaybetmeye başladı.  Siyasal islamcıların mucize balonu patladı, Yatırımlar bıçak gibi kesildi, Enflasyon adeta patladı ve senelerce artan % 85’in üzerine çıktı. Sadece son bir yıl içinde Gıda fiyatları neredeyse iki katına yükseldi.

Sorsan ‘Uçan ülke !’ ekonomisinde Başarı ve yeterlilik yerine sadakat belirleyici hâle gelmiş, yaratılan büyük kaynaklar ‘Yolcu – hasta ... Garantili’ Havaalanları, köprüler, otoyollar hastaneler gibi ülkenin en büyük kamu projeleri sadece yandaş inşaat şirketlerine akarken TL değer kaybı sürdükçe hükümet, vatandaşların birikimlerini liradan çıkarıp dolara yönelmelerini engellemek için giderek daha sıra dışı ekonomik uygulamalar devreye soktu. Ancak bu geçici plansız uyduruk tedbirlerin hiçbiri uzun süreli sonuç vermedi. Felaket Kriz yalnızca grafikler ve ekonomik göstergeler üzerinden tartışılan bir konu olmaktan çıktı, ailelerin mutfaklarına, sofralarına ve günlük yaşamına doğrudan yansıdı.

2013 te $ = 2 TL iken 2026 ilk yarısında 45 TL üzerine %95 değer kaybetmiş oldu. Bu sıradan bir aile için son derece ağır sonuçlar doğurdu. Yıllar boyu tasarrufları büyük ölçüde eridi. Emeklilik dönemlerinde maddi güvence içinde olduklarını düşünen çoğu aç insanlar, Çoğunluğu ‘asgari ücretli’ çalışanların maaşları, daha harcanamadan değer kaybetmeye başladı. Sanayi şehirlerinde yaşayan aileler, hayatlarını sürdürebilmek için ilave ek işlerde çalışmaya yöneldi.  Eti unutan azaltan aileler sırf ucuz ekmek alabilmek için gün doğmadan önce belediye satış noktalarının önünde sıraya girmeye başladı.

Krizin en ağır taraflarından biri de değişimin olağanüstü hızıydı. Bu, insanların önceden plan yaparak uyum sağlayabileceği yavaş ve kuşaklar boyunca devam eden bir gerileme değildi. Çalışanlar cuma günü maaşlarını alıyor, bir hafta sonra aynı market sepetinin çok daha pahalı hâle geldiğini görüyordu. Fiyatlar çok hızlı değiştiği için bazı esnaflar ürünlerin üzerine sabit fiyat etiketi koymayı artık bıraktı. Genç çiftler ev sahibi olma hayallerinden vazgeçti. Bazı anne ve babalar, çocuklarının yeterince yemek yiyebilmesi için maalesef kendi öğünlerini azaltmaya başladı.  Siyasal islamcı AKePe ürünü bu ekonomik kriz artık soyut, teorik veya yalnızca siyasi bir mesele değildi.

Türkiye’deki ekonomik ve siyasi sürecin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren en önemli gelişmelerden biri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 16.5 MİLYON oyla Cumhurbaşkanlığı ön seçimi kazanan Ekrem İmamoğlu 19 Mart 2025’te tutuklanması ardından ekonomi ciddi biçimde sarsıldı. Yatırımcılar panikledi ve Merkez Bankası TL hızlı değer kaybemesini savunabilmek için bir haftada $57 MİLYAR rezerv kullandı. MİLYONLARCA insanın katıldığı, Cumhuriyet tarihinin en büyüklerinden - 2013 Gezi Parkı’ından bu yana en büyük protesto gösterileri başladı, binden kişi gözaltına alındı - tutuklandı. AKePe her siyasi rakibini etkisiz hâle getirmeye çalıştığında piyasalar sarsılıyor, döviz kuru yükseliyor ve ülke ekonomisi yeni büyük bir bedel ödüyordu.

Zamanla siyaset ile ekonomi birbirinden ayrılması güç iki mekanizmaya dönüştü. Muhalefete yönelik her yeni siyasi veya hukuki müdahale, yalnızca iç siyaseti değil, ekonomik dengeleri de doğrudan etkilemeye başladı. Yerli ve yabancı yatırımcıların güveni zayıflarken döviz rezervleri üzerindeki baskı arttı, ekonomik kırılganlık derinleşti ve sistem giderek kendi kendini tüketen bir döngüye dönüştü. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, Mayıs 2026'da ana muhalefet partisiyle ilgili bir yerel mahkeme kararının ardından İstanbul Borsası % 6 değer kaybetti. Oysa Aynı gün ekonomi yönetimi Londra'da uluslararası yatırımcıları Türkiye'nin güvenli bir yatırım ortamı sunduğuna ikna etmeye çalışıyordu. İçeride oluşan siyasi belirsizlik ile dışarıya verilen güven mesajı arasındaki çelişki aleni rezillikti.

Bir yandan iktidar ile muhalefet arasındaki sert rekabet sürerken, diğer yandan ülkenin geleceğini şekillendirecek eğitimli ve nitelikli gençler geleceklerini yurt dışında aramaya başladı. 2022 yılında yaklaşık 140 bin eğitimli vatandaşın başka ülkelere yerleşmek amacıyla ayrılması, etkileri uzun yıllar hissedilecek ciddi bir beyin göçü sorununa işaret etmektedir. Keza: Ekonomik sıkıntılar günlük yaşamda da belirgin biçimde hissedilmektedir. En büyük paramız 200 TL satın alma gücü, en küçük € gerisinde kalırken Resmî enflasyon verileri ile vatandaşın pazarda ve markette hissettiği fiyat artışları arasındaki fark rezilliğinde örneğin: 2026 resmî enflasyon yaklaşık % 31 olarak açıklanırken, bağımsız değerlendirmelerde hissedilen fiyat artışlarının yüzde 50'nin üzerinde idi.

Haziran 2023'te ekonomi yönetiminde yapılan değişikliklerle daha geleneksel ekonomi politikalarına dönüş sinyali verildi. Politika faizi 2024 yılı başında &50 seviyesine kadar yükseltildi ve bu sıkı para politikası Türk lirasındaki hızlı değer kaybını önemli ölçüde yavaşlattı. 2026 yılı ilkbaharında politika faizi yaklaşık % 37 seviyesine gerilemiş olsa da ekonomi hâlâ yüksek faiz, yüksek enflasyon ve düşük güven üçgeni içinde varlığını sürdürmekte.  Siyasi müdahalelere açık olduğu düşünülen kurumlar, sık değişen Merkez Bankası yönetimleri, güvenilirliği tartışılan istatistikler ve ekonomik kuralların siyasi kararlarla değişebileceği algısı, yatırımcıların risk algısını kalıcı biçimde yükseltmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin borçlanma maliyetleri artarken, özel sektör kredileri daralmakta ve yatırım kararları ertelenmektedir.

Ekonomi yönetiminin ihtiyaç duyduğu en önemli unsur; öngörülebilirlik, hukuki güvenlik ve istikrardır. Ancak siyasal gerilimler bu zemini sürekli zayıflatmaktadır. Muhalefete yönelik yargı süreçleri veya siyasi müdahaleler, ekonomi yönetiminin uluslararası piyasalarda güven oluşturmak için verdiği çabaların kısa sürede etkisini azaltabilmektedir. Bir başka ifadeyle ekonomi yönetimi, su alan bir tekneyi boşaltmaya çalışırken aynı anda teknenin gövdesine yeni delikler açılmasıyla mücadele etmektedir. Ekonomik kanama yavaşlatılabilir; ancak kaybedilen güvenin ve kurumsal itibarın yeniden inşası çok daha uzun zaman gerektirir.

Türkiye'nin yaşadığı ekonomik ve siyasi süreç, yalnızca Türkiye'ye özgü değildir. Benzer örnekler dünyanın farklı bölgelerinde de görülmektedir. Arjantin'de uzun yıllar sürdürülen alışılmışın dışındaki para politikaları yüksek enflasyona yol açarken, Macaristan'da Merkez Bankası üzerindeki siyasi baskılar yatırımcı güvenini zayıflatmıştır. Pakistan'da ise faizlerin yapay biçimde düşük tutulması ve sorunların ertelenmesi, ülkeyi ciddi bir döviz krizinin eşiğine taşımıştır.

Sonuç: Türkiye, uzun yıllar Avrupa ile İslam dünyası arasında doğal bir köprü olarak görüldü. Batı açısından güvenilir bir ortak, Müslüman dünyası açısından ise dikkatle izlenen bir modeldi. Bu konumu sayesinde ekonomik büyüme, uluslararası yatırım ve bölgesel etkinlik bakımından önemli fırsatlar yakaladı. Ancak, zaman içinde kurumsal yapıların güçlendirilmesi yerine siyasal sadakatin öne çıktığı, denge ve denetim mekanizmalarının zayıfladığı bir süreç yaşandı. Ekonomik başarıyı mümkün kılan temel unsurlar aşınırken, Tek yüzükle işbaşına gelenler siyasal islamı kullanarak dünya zenginleri arasına girerken - Batıya ihanet etmiş gibi oldu ...

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.