Büyükbabası Genelev işleten - her haliyle tuhaf, Pedofil Epstein davasıyla ilişkili Trump şapşalca dünyayı tehdit ederken, Çin, tek bir kurşun bile atmadan uzun zamandır hedeflediği üç amacın gerçekleşmesinin hızlandığını gördü. Donald Trump’ın Çin’de alışılmadık bir lakabı var. Ona kelime anlamıyla “ülke kurucusu Trump” anlamına gelen “Chuan Jianguo” diyorlar. Dünya genelinde artık daha fazla insan Çin’e, ABD'den daha olumlu bakıyor. Dünya çoğunluğu, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e daha fazla güveniyor ve daha fazla ülke artık Çin’i daha güvenilir ve istikrarlı bir süper güç olarak görüyor. Aslında Çin’e karşı ABD'ni tercih eden tek ülke İsrail’dir.
Gazze katili İsrail, son 40 yıldır her Amerikan başkanına İran’a karşı savaş başlatması için baskı yaptı. Ancak Carter, Reagan, baba Bush, Clinton, oğul Bush ve Obama bunun ABD için tam bir felaket olacağını biliyordu. İsrail sonunda kendi çıkarlarını Amerika’nın üzerinde tutacak bir başkan buldu. Şimdi ise tehlikeli biçimde tam kapsamlı bir savaşın eşiğinde duruyoruz. Birçok analist, Amerikan ordusunun önümüzdeki haftalarda İran’a yönelik bir kara harekâtı başlatacağını öngörüyor. ABD açısından en şaşırtıcı grafik ise şu: Dünyanın farklı bölgelerindeki insanlara “Küresel meseleler konusunda doğru olanı yapacağına hangi dünya lideri için güveniyorsunuz?” diye soruluyor.
2023’te ABD başkanı Joe Biden % 54 oranında güven kazanırken Çin Devlet Başkanı Şi Cinping yalnızca % 19’da kalmıştı. Fakat bugün durum tamamen tersine döndü. Trump yalnızca % 21 iken Şi Cinping artık daha fazla saygı duyulan, yetkin ve güvenilir dünya lideri olarak görülüyor. İran Savaşı başlamadan önce Çin hükûmeti Orta Doğu’da üç temel hedefe ulaşmak istiyordu:
Birincisi, Çin Orta Doğu’nun Amerika Birleşik Devletleri’ne olan bağımlılığını azaltmak istiyordu.
İkincisi, dünyanın kritik Çin teknolojilerine daha fazla bağımlı hâle gelmesini istiyordu.
Üçüncüsü, dünya sahnesindeki itibarını güçlendirmek istiyordu.
Pekin, beş aydan kısa bir süre içinde hiçbir şey yapmadan bu üç hedefin tamamına ulaşmayı başardı. Beyaz Saray’dan gelen başarısız dış politika kararları sayesinde hepsi gerçeğe dönüştü. Orta gelirli ülkelerden elde edilen verilere baktığımızda, insanların % 75’inin artık ABD’nin diğer ülkelerin iç işlerine büyük ölçüde müdahale ettiğine inandığını görüyoruz.
Ukrayna’dan Grönland’a, Venezuela’dan İran’a kadar ABD gittiği hemen her yerde de bölgesel kaos ve istikrarsızlık ortaya çıkıyor. Dünya artık ABD’ni müdahaleci olarak görüyor. Ancak küresel güvenin Çin’e kaptırılması Amerika’nın tek sorunu değil. Çünkü tarihte ilk defa daha fazla Amerikalı, yapay zekâ yarışında % 12 ile ABD’nin değil, % 36 ile Çin’in önde olduğuna inanıyor. Yapay zekâ alanındaki küresel yarışta Çin, ABD ve bütün büyük güçler bu alana $ milyarlarca yatırım yapıyor. Çünkü yapay zekânın ekonominin, teknolojinin ve hatta ulusal güvenliğin geleceğini biçimlendireceğine inanıyorlar. Fakat burada ilginç olan, Çin’in Orta Doğu’nun geleceğini nasıl yeniden şekillendirdiğidir.
Körfez’deki müttefikleri, ABDBD ile İsrail’in bölgede kaotik bir savaş başlattığını izlerken Basra Körfezi şimdi iki kampa ayrılıyor. Bir tarafta Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve ABD’ye daha fazla yaklaşıyor. Diğer tarafta ise Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Katar, Umman, Irak ve hatta Türkiye’yi kapsayan çok daha geniş bir grup farklı bir yol izlemeye çalışıyor. Bu ülkeler Amerikan hükûmetiyle çalışmayı sürdürürken İran ve Çin’le ilişkilerini de geliştirerek bölgedeki dengeyi yeniden kurmak istiyor.
Artık ABD dünyanın tek süper gücü değildir.
Bunun yerine ABD, Çin ve özellikle İran, Orta Doğu’nun geleceğinin belirlenmesinde söz sahibi olacaktır. Bunun Çin’in bölgeye yönelik ilk hedefi: Amerika’ya bağımlılığı azaltmak ve Çin’in etkisini artırmak. Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına 2023 yılında Çin’in arabuluculuk ettiğini unutmayalım. Bu jeopolitik gelişmeden sonra Suudi hükûmeti stratejik olarak Pekin’e yaklaşmaya başladı.
Suudiler Çin’den füze ve insansız hava araçları satın aldı, Çin Donanması ile tatbikatlar gerçekleştirdi ve Çin’in Wing Loong savaş dronlarının ortaklaşa üretilmesi olasılığını araştırdı. Çin savunma sanayisi, Orta Doğu’nun en önemli ticaret ortaklarından biridir. Çin’in son 10 yıldaki savunma ihracatının yüzde 80’den fazlası bu bölgeye yapılmıştır. Ancak Çin’in son beş ayda yaptığı en etkileyici şey, dünya ekonomisini korumak amacıyla ülkenin petrol ithalatını azaltması olabilir. Bu, gerçekten yalnızca Çin’in başarabileceği olağanüstü bir hikâyedir.
Kâğıt üzerinde Çin’in İran Savaşı’nın en büyük kaybedenlerinden biri olması gerekirdi. Çin, kullandığı petrolün yaklaşık % 70’ini ithal ediyor. Çin fabrikalarının çalışmasını ve ekonomisinin dönmesini sağlayan temel enerji kaynaklarından biri de petroldür. İran Savaşı’nın ilk birkaç haftasında birçok Amerikalı siyasi analist, ulusal televizyon kanallarında Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yalnızca İsrail’in yararı için saldırmadığını, aynı zamanda uzun vadede Çin’i zayıflatmayı amaçladığını gururla öne sürüyordu. Fakat Çin’in hayatta kalmasını sağlayan gizli bir silahı var. Bu, geliştirmek için uzun yıllar harcadığı bir araçtır: Dünyanın en büyük stratejik petrol rezervi.
Petrol, dünya ekonomisinin o kadar önemli bir parçasıdır ki bütün büyük ülkeler stratejik petrol rezervleri bulundurur. ABD’nin rezervi, olağanüstü koşullarda ülkenin ihtiyacını yaklaşık 60 gün karşılayabilir. Hindistan’ın rezervi yalnızca birkaç gün yetebilir. Avrupa’daki birçok ülkenin rezervi ise sadece birkaç hafta dayanabilir. Ancak Çin’in rezervleri o kadar büyüktür ki ülke, art arda 12 aydan uzun bir süre boyunca her gün 4 milyon varillik petrol ihtiyacını karşılayabilir. Çin, yıllar içinde 1,4 milyar varilden fazla stratejik petrol rezervi biriktirdi. Bu petrolün çok büyük bir bölümü doğrudan Rusya ve İran’dan geldi.
Batılı ülkeler yaptırımlar uygulamakla ve Rusya ile İran ekonomilerini boğmaya çalışmakla meşgulken Çin, indirimli petrol fiyatlarından yararlanarak dünya ekonomisini kurtaran stratejik bir petrol rezervi oluşturdu. Bunun yanı sıra Çin’in petrol ithalatını azaltabilmesini sağlayan başka önemli avantajları da var. Çin, dünyanın en büyük elektrikli araç filosuna sahiptir. Çin’in elektriğinin büyük bölümü kömür, hidroelektrik, nükleer enerji, güneş ve rüzgâr kaynaklarından üretilmektedir.
Pedofil Epstein dosyasına bulaşmış Donald Trump, Çin’in yenilenebilir enerji alanında dünya lideri olma çabalarıyla alay etmeyi seviyor. Çin’in rüzgâr türbinleri ve güneş enerjisine yaptığı yatırımları sürekli küçümsüyor. Oysa Çin’in petrol ithalatını azaltmasını ve dolayısıyla bütün dünyayı kurtarmasını sağlayan şey, tam olarak bu yatırımlardı. Şimdi Çin’in ikinci hedefi: Dünyayı kritik Çin teknolojilerine daha bağımlı hâle getirmek. Gerçek şu ki İran Savaşı, Çin’in kritik teknolojilerinin bugüne kadarki en büyük reklamına dönüştü.
Küresel güneş paneli üretiminin yüzde 91’ini, lityum iyon batarya üretiminin ise %89’unu kontrol eden - temiz enerji teknolojilerinin % 70’i üreten Çin, 2024 yılından bu yana dünya genelinde kurulan bütün yeni rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesinin yarısından fazlasını gerçekleştirdi. Dünyanın dört bir yanındaki hükûmetler artık güneş enerjisi kapasitelerini, batarya sistemlerini, rüzgâr türbinlerini, elektrikli araçlarını ve elektrik şebekelerini büyütmeye çalışıyor. Bunun bir örneğini bu yaz Avrupa’da da gördük. Kıtayı rekor düzeyde bir sıcak hava dalgası vurduğunda Avrupalı alıcılar ABD’ye değil Çin’e yönelerek rekor miktarda Çin üretimi klima satın aldılar.
Yapbozun son parçası ve muhtemelen İran Savaşı felaketinin yol açtığı en büyük jeopolitik değişim ise dünyanın dolardan uzaklaşması ve Çin para biriminin uluslararası ticarette daha fazla etki ve güç kazanmasıdır. Hürmüz Boğazı kapandığında İranlıların kabul etmeyi tercih ettiği ilk para birimi Çin’in para birimi idi. Çünkü İran Savaşı’nın başlangıcından itibaren Çin, daha tutarlı, daha güvenilir ve daha fazla itimat edilen süper güç oldu. Madalyonun diğer tarafında Donald Trump’ın Orta Doğu’da $ 40 milyar harcadı, mühimmatını tüketti, askerî varlıklarını Asya’dan uzaklaştırdı. ABD dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmasına rağmen İran’ın koşullarına uymak zorunda kaldığını ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için hiçbir şey yapamayarak rezil oldu.
ABD son 25 yılda Orta Doğu’daki üç büyük askerî macerada kendisini tüketti. Pedofil Epstein davasıyla ilişkili Trump ise şimdi ülke tarihinin en düşük halk desteği oranlarından birine sahipken Çin, 1979 yılından bu yana bir savaşa katılmadı ve ülkesini uzun vadede geliştirecek konulara odaklandı. Üretim gücünü artırdı, dünyanın en önemli sektörlerine liderlik edebilmek amacıyla teknolojik kapasitesini genişletti ve dünyanın farklı ülkeleriyle diplomatik ilişkilerini geliştirdi.
Pedofil Epstein davasıyla ilişkili Trump ise, kendisi gibi şapşal danışmanlarının gazıyla İran’ın Venezuela gibi olacağını ve dostu Gazze katili Netanyahu için ülkeye girerek birkaç gün içinde zafer kazanabileceğini düşündü. Ancak beş ay sonra ABD hedeflerinden hiçbirine ulaşamazken Çin, Orta Doğu’daki hedeflerinin tamamına tek bir kurşun atmadan, vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarını boşa harcamadan ve tek bir masum insanın hayatını kaybetmesine yol açmadan ulaştı.
Pedofil Epstein davasıyla ilişkili Trump yalnızca İran’daki savaşı kaybetmedi; aynı zamanda Çin’e 21. yüzyıldaki en büyük zaferini kazandırdı. Çinlilerin Trump’tan neden “büyük ülke kurucusu” dediklerini anlayabiliriz.
