Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

İdris Akyüz
Köşe Yazarı
İdris Akyüz
 

ihanetin bedeli

        Cemil Tugay’a açık mektup ! İdris Akyüz - 04.09.2026  Siyasette İzmirlinin affetmeyeceği iki kavram var; kandırılmak ve ihanet… Parti değiştirebilirsiniz, İnsanlar kabul eder ya da tepkiyle karşılayabilir. Ama seçmen kendisini kandırılmış hissederse mesele başka bir yere gider. “Bana başka söyledin, sonra başka yaptın” duygusu siyasette kolay silinmez. Hele İzmir gibi siyasal hafızası güçlü bir kentte hiç silinmez. İzmir, geçmişiyle yaşayan şehirlerden biridir. İşgal günlerini de hatırlar. Kurtuluşu da Cumhuriyet'i de tek parti dönemini de darbeleri de muhtıraları da… Ve hatta kendisine “gâvur İzmir” denilen dönemleri de.. Merkezi iktidarın İzmir'i siyasi tercihi nedeniyle cezalandırdığı hissini ise hiç unutmaz…Dolayısıyla İzmirlilerin hafızasında yalnızca belediye hizmetleri yoktur. Bir devlet algısı vardır. Bir merkez-çevre ilişkisi vardır. Bir “Bizi gerçekten istiyor musunuz?” sorusu vardır. Ve AKP'nin önündeki İzmir problemi tam da burada başlar. İzmir'i yalnızca bir belediye yönetimi olarak görürseniz yanılırsınız. İzmir'i kazanmak istiyorsanız önce İzmirlinin gönlünü kazanmanız gerekir. Bir belediye başkanını transfer ederek İzmir'i transfer edemezsiniz. Bir siyasetçiyi partiye katmak başka şeydir. Bir şehrin siyasal kültürünü değiştirmek başka. Sandıkta tabela değil, güven kazanılır. Güven ise Ankara'daki bir makam odasında dağıtılmaz. Yıllar içinde kazanılır. Bu bağlamda; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cemil Tugay’a seslenmek istiyorum… Cemil Bey; CHP'den ayrılmamalıydınız. Ama ayrıldınız. Bunu artık tartışmanın fazla anlamı yok. Sonra herkes sizi önce “Özgürcü” sandı. Ardından siyasi pozisyonunuzun bundan daha karmaşık olduğu görüldü. YENİ Parti ihtimali konuşuldu. O da şimdilik gerçekleşmedi. Şimdi önünüzde bağımsızlık seçeneği duruyor. Bence bu seçeneği sonuna kadar kullanın. Çünkü bazen siyasette en güçlü parti kartı, hiçbir partiye ait olmamaktır. Hele İzmir'de…Hele böyle bir dönemde…Hele merkez siyasetin kendi içinde bu kadar çalkantılı olduğu bir zamanda… Cemil Bey…İzmir sizin için bir siyasi basamak değildir. İzmir sizin siyasi sermayeniz de değildir. İzmir size emanettir. Ve bu emanetin asıl sahibi vardır: İzmirli...İktidar size bir makam önerebilir. Bir gelecek vaat edebilir. Bir kapı açabilir. Ama unutmayın: Ankara'nın vereceği makam geçicidir. İzmir'in vereceği itibar kalıcıdır. Milletvekilliği gelir, gider. Bakanlık gelir, gider. Partiler gelir, gider. Genel başkanlar gelir, gider. Hükümetler gelir, gider. Ama bir şehir; sizi nasıl hatırladığıyla yaşamaya devam eder. Siyasetçinin asıl mezar taşı da budur zaten. “Ne makamı vardı?” diye yazmaz. “Nasıl bir insandı?” diye hatırlanır. O nedenle acele etmeyin. Yaklaşık 3 yılınız var. İzmir'e dokunun. Ulaşımı düzeltin. Kentsel dönüşümü hızlandırın. Deprem meselesini çözmeye çalışın. Altyapıya yüklenin, körfezi temizleyin… Gençlerin önünü açın. Kentin yoksulunu görün. Ve en önemlisi İzmirliyi dinleyin. Çünkü siyasetin en önemli unutulmuş eylemidir dinlemek. Belki de bugün Türkiye'nin en büyük siyasi açlığı budur. Cemil Bey… Bir gün gerçekten bir partiye girmek zorunda kalırsanız, elbette girersiniz. Ama bunu bir teklifin cazibesiyle değil, kendi siyasi aklınızla yapın. Çünkü size verilen makamın bedeli, bazen makamın kendisinden daha ağır olabilir. Ve unutmayın: Siyasette bazı kapılar insanı içeri almak için değil, içeride tutmak için açılır. Sonra kapı kapanır. Anahtar başkasının cebindedir. Ve siz içeride kalırsınız. Burası İzmir... Burası öyle “envantere yazılacak” bir şehir değildir. İzmir'in tapusu hiçbir siyasi partinin kasasında durmaz. İzmir, gerektiğinde kendi yolunu kendisi çizer. Kimi zaman yanlış da yapar. Kimi zaman yanılır, kimi zaman kızar, kimi zaman bağırır. Ama sonunda sandıkta konuşur. Ve sandığın dili kısa olur. Çok kısa… Hak edeni seçer. Kandırıldığını düşündüğünü de asla affetmez. İzmir hak yemez, hakkını da yedirmez. Sonuç olarak Cemil Bey; önünüzde bir tercih değil, aslında bir sınav var: Bir makamın adamı mı olacaksınız, yoksa bir kentin belediye başkanı mı? İkisi aynı şey değildir. Aradaki farkı tarih yazar. Ve emin olun ki İzmir unutmaz!

ihanetin bedeli

 

 

 

 

Cemil Tugay’a açık mektup !

İdris Akyüz - 04.09.2026 

Siyasette İzmirlinin affetmeyeceği iki kavram var; kandırılmak ve ihanet… Parti değiştirebilirsiniz, İnsanlar kabul eder ya da tepkiyle karşılayabilir. Ama seçmen kendisini kandırılmış hissederse mesele başka bir yere gider. “Bana başka söyledin, sonra başka yaptın” duygusu siyasette kolay silinmez. Hele İzmir gibi siyasal hafızası güçlü bir kentte hiç silinmez. İzmir, geçmişiyle yaşayan şehirlerden biridir. İşgal günlerini de hatırlar. Kurtuluşu da Cumhuriyet'i de tek parti dönemini de darbeleri de muhtıraları da… Ve hatta kendisine “gâvur İzmir” denilen dönemleri de.. Merkezi iktidarın İzmir'i siyasi tercihi nedeniyle cezalandırdığı hissini ise hiç unutmaz…Dolayısıyla İzmirlilerin hafızasında yalnızca belediye hizmetleri yoktur. Bir devlet algısı vardır. Bir merkez-çevre ilişkisi vardır. Bir “Bizi gerçekten istiyor musunuz?” sorusu vardır.

Ve AKP'nin önündeki İzmir problemi tam da burada başlar. İzmir'i yalnızca bir belediye yönetimi olarak görürseniz yanılırsınız. İzmir'i kazanmak istiyorsanız önce İzmirlinin gönlünü kazanmanız gerekir. Bir belediye başkanını transfer ederek İzmir'i transfer edemezsiniz. Bir siyasetçiyi partiye katmak başka şeydir. Bir şehrin siyasal kültürünü değiştirmek başka. Sandıkta tabela değil, güven kazanılır. Güven ise Ankara'daki bir makam odasında dağıtılmaz. Yıllar içinde kazanılır.

Bu bağlamda; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cemil Tugay’a seslenmek istiyorum…

Cemil Bey; CHP'den ayrılmamalıydınız. Ama ayrıldınız. Bunu artık tartışmanın fazla anlamı yok. Sonra herkes sizi önce “Özgürcü” sandı. Ardından siyasi pozisyonunuzun bundan daha karmaşık olduğu görüldü. YENİ Parti ihtimali konuşuldu. O da şimdilik gerçekleşmedi. Şimdi önünüzde bağımsızlık seçeneği duruyor. Bence bu seçeneği sonuna kadar kullanın. Çünkü bazen siyasette en güçlü parti kartı, hiçbir partiye ait olmamaktır. Hele İzmir'de…Hele böyle bir dönemde…Hele merkez siyasetin kendi içinde bu kadar çalkantılı olduğu bir zamanda…

Cemil Bey…İzmir sizin için bir siyasi basamak değildir. İzmir sizin siyasi sermayeniz de değildir. İzmir size emanettir. Ve bu emanetin asıl sahibi vardır: İzmirli...İktidar size bir makam önerebilir. Bir gelecek vaat edebilir. Bir kapı açabilir. Ama unutmayın: Ankara'nın vereceği makam geçicidir. İzmir'in vereceği itibar kalıcıdır. Milletvekilliği gelir, gider. Bakanlık gelir, gider. Partiler gelir, gider. Genel başkanlar gelir, gider. Hükümetler gelir, gider. Ama bir şehir; sizi nasıl hatırladığıyla yaşamaya devam eder. Siyasetçinin asıl mezar taşı da budur zaten. “Ne makamı vardı?” diye yazmaz. “Nasıl bir insandı?” diye hatırlanır. O nedenle acele etmeyin. Yaklaşık 3 yılınız var. İzmir'e dokunun. Ulaşımı düzeltin. Kentsel dönüşümü hızlandırın. Deprem meselesini çözmeye çalışın. Altyapıya yüklenin, körfezi temizleyin… Gençlerin önünü açın. Kentin yoksulunu görün. Ve en önemlisi İzmirliyi dinleyin. Çünkü siyasetin en önemli unutulmuş eylemidir dinlemek. Belki de bugün Türkiye'nin en büyük siyasi açlığı budur.

Cemil Bey…

Bir gün gerçekten bir partiye girmek zorunda kalırsanız, elbette girersiniz. Ama bunu bir teklifin cazibesiyle değil, kendi siyasi aklınızla yapın. Çünkü size verilen makamın bedeli, bazen makamın kendisinden daha ağır olabilir. Ve unutmayın: Siyasette bazı kapılar insanı içeri almak için değil, içeride tutmak için açılır. Sonra kapı kapanır. Anahtar başkasının cebindedir. Ve siz içeride kalırsınız.

Burası İzmir... Burası öyle “envantere yazılacak” bir şehir değildir. İzmir'in tapusu hiçbir siyasi partinin kasasında durmaz. İzmir, gerektiğinde kendi yolunu kendisi çizer. Kimi zaman yanlış da yapar. Kimi zaman yanılır, kimi zaman kızar, kimi zaman bağırır. Ama sonunda sandıkta konuşur. Ve sandığın dili kısa olur. Çok kısa… Hak edeni seçer. Kandırıldığını düşündüğünü de asla affetmez. İzmir hak yemez, hakkını da yedirmez.

Sonuç olarak Cemil Bey; önünüzde bir tercih değil, aslında bir sınav var: Bir makamın adamı mı olacaksınız, yoksa bir kentin belediye başkanı mı? İkisi aynı şey değildir. Aradaki farkı tarih yazar. Ve emin olun ki İzmir unutmaz!

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.