ikonik izler
Köşe Yazarı
ikonik izler
 

Bilinmiyen gerçekler

        CEMAL MADANOĞLU: VATANA İHANETCİ BABANIN OĞLU 27 Mayıs 1960 darbesi denildiğinde akla ilk gelen isim, cuntanın resmi yüzü olan Orgeneral Cemal Gürsel'dir. Oysa darbenin gerçek mimarı ve örgütleyicisi  Tümgeneral Cemal Madanoğlu idi. Türkiye'nin darbeler tarihinde istisnai bir yer tutan Madanoğlu; hem 27 Mayıs'ın fiili lideri hem de ilerleyen yıllarda 9 Mart 1971 cunta girişiminin sanıkları arasında yer almış, hem pratisyen hem de teorisyen kimliğiyle öne çıkmış çok yönlü bir askeri figürdür. Hayat hikayesi ise olağanüstü bir çelişkiyi barındırır: babası "vatan haini" ilan edilmiş bir adamın oğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en kritik dönüşümüne önderlik etmiştir. DOĞUM VE AİLE: KARMAŞİK BİR MİRAS Cemal Madanoğlu, 1907 yılında o dönemde İzmir'e bağlı olan Uşak'ın Eşme ilçesinde dünyaya geldi. Annesi Nazife Hanım bir İstanbul kızıydı; annesinin babası Osmanlı'nın son dönemlerinde Eşme'de kaymakamlık yapmış, dayısı ise Sultan I. Abdülhamid Han'ın takdirini kazanmış bir Osmanlı subayıydı. Babası Madanoğlu Mustafa Bey ise Eşme'nin tanınmış ailelerindendi. Annesi ile babasının tanışma ve evlilik öyküsü başlı başına romanvari bir anlatıdır. Nazife Hanım, ailesinin rızası olmaksızın Mustafa Bey ile evlenmiş; babası nüfuzunu kullanarak kızını jandarma refakatinde İstanbul'a getirtmiştir. Nazife Hanım ikinci kez Eşme'ye döndüğünde Cemal Madanoğlu dünyaya geldi. Ancak büyükbaba bir kez daha kızını ve torunlarını İstanbul'a aldırdı; Madanoğlu Mustafa Bey ise Eşme'de yeni evlilikler yaptı. Cemal Madanoğlu, İstanbul'da annesinin yanında, babasını tanımadan büyüdü. Anılarında bu yokluğu derin bir yara olarak aktarır. Arkadaşlarının tren istasyonunda babalarını karşıladığı bir sahneye tanık olduğu gün eve döndüğünü, saatlerce ağlayıp yorgunluktan uyuyakaldığını yazar. Annesi ertesi sabah onu yıkayıp giyindirmiş, ablasıyla birlikte Eşme'ye — babasına — göndermiştir. Madanoğlu bu buluşmayı şöyle aktarır: "Baba evine geldiğimizde ilk kez babamı gördüm. Uzun boylu, biraz göbekli bir adamdı. Beni görünce sevindi, kucağına oturttu." Ancak İstanbul özlemiyle kısa sürede geri döndü ve babasını bir daha düzenli olarak göremedi. Ailesini şekillendiren asıl figür, annesi Nazife Hanım oldu. Subaylığa giden yol da baba tarafından değil anne tarafından geliyordu: dedesi kaymakam, dayısı subay, ağabeyi Nazmi ise Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Ağabeyini Harbiye üniformasıyla gördüğünde duyduğu hayranlığın subaylık kararında belirleyici olduğu bilinmektedir. BABANIN İHANETİ: 150'LİKLER LİSTESİ Cemal Madanoğlu'nun babasına ilişkin gerçek, son derece ağırdır. Madanoğlu Mustafa Bey, Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç aşamasında Eşme ve çevresinde Kuva-yi Milliye'nin para sandığını yönetme göreviyle görevlendirilmişti. Ancak 1919'da Yunanlılar İzmir'i işgale geldiğinde Madanoğlu Mustafa Bey, elinde Yunan bayrağıyla bu işgale öncülük etti. Yunanlılar onu Eşme'ye kaymakam atayarak ödüllendirdi. Dönemin önemli isimlerinden, Ege'de Galip Hoca adıyla Yunan işgaline karşı mücadele eden Celal Bayar bu konuda şu ifadeyi kullanmıştır: "Madanoğlu Mustafa, Eşme ilçesinde Kuva-yi Milliye kurulduğu ilk anlarda bu kurulun tahsildarı olmuş, topladığı paraları alıp İzmir'e kaçmıştır." Kurtuluş Savaşı'nın zaferiyle birlikte Madanoğlu Mustafa Bey, Lozan Antlaşması çerçevesinde hazırlanan "150'likler" listesine alındı. Türkiye'den sürgün edilen 150 kişi arasında yer alan Madanoğlu Mustafa Bey, 1927 yılında çıkarılan kanunla Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve Bulgaristan'a sürgün edildi. Bir daha geri dönmedi. ASKERİ KARİYER: VATAN HAİNİNİN OĞLU, TÜRK ORDUSUNDAKİ YÜKSELIŞ Vatan haini damgası yiyen bir babanın oğlu olarak Cemal Madanoğlu'nun askeri kariyeri sıradan bir yükseliş değildi. İlkokulu Kartal'da, ortaokulu Kadıköy'de, askeri liseyi Kuleli'de okudu. 1924'te Harp Okulu'na başladı; 1926'da piyade sınıfı subayı olarak mezun oldu. 1939'da Harp Akademisi'ne başladı. 1949'da albay rütbesine yükseldi. 1953'te Kore'deki Türk Tugayı komutan yardımcılığına atandı; burada aldığı Amerikan müşahede eğitimi ve Amerikan ordu sistemine duyduğu hayranlık, ilerleyen yıllardaki askeri anlayışını derinden etkiledi. 1954'te tuğgeneral, 1957'de tümgeneral rütbesine terfi ettirildi. Bu son terfide önemli bir engel yaşandığı aktarılmaktadır. 1957 Askeri Şurası'nda bazı üyeler, Madanoğlu'nun tümgeneral yapılmasına "vatan haininin oğludur" gerekçesiyle itiraz etti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes'in bu itirazlara karşı çıkarak "Babasının günahını oğluna ödetemezsiniz" diye direnmesi ve Madanoğlu'nun generalliğinde belirleyici bir rol oynaması, tarihin ilginç ironilerinden biridir. Yedi yıl sonra o generalin önderliğinde gerçekleşecek darbe, Menderes'in idamıyla sonuçlanacaktı. 1959'da Türk Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı'na getirildi. 27 Mayıs darbesi de tam bu görev sırasında gerçekleşti. 27 MAYIS 1960 GERÇEĞİ LİDER KİMDİ? Resmi tarih yazımı ve kamuoyu belleğinde 27 Mayıs'ın lideri olarak Orgeneral Cemal Gürsel bilinir. Gerçek ise daha karmaşıktır. Cunta örgütlenmesiyle Madanoğlu'nun ilk teması, 1956'da Erzurum'da görev yaparken gönderdiği gizli damgalı mektuplara dayanır. Cemal Gürsel'in cuntayla ilişkisi ise 1958'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanmasının ardından başladı. Gürsel, genelkurmay başkanlığı yolunun dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun'un görev süresinin uzatılmasıyla kapandığını görünce cuntanın teklifine açık hale geldi. Kurmay Binbaşı Sadi Koçaş, 4 Şubat 1959'da Almanya'da Gürsel'e örgütlenmeden söz ederek başa geçmesini istedi; Gürsel bunu kabul etti. Ancak darbe günü yaklaşırken Gürsel, artan gerilimi yumuşatmak için girişimlerde bulundu; sonuç alamayınca emekliliğine birkaç ay kala 3 Mayıs 1960'ta İzmir'e gitti. Bu gelişme, darbeyi planlayan subayları lidersiz bıraktı. Bunun üzerine 14 Mayıs 1960'ta — 27 Mayıs'a tam 13 gün kala — Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanı Tümgeneral Cemal Madanoğlu darbeyi üstlendi. Bundan sonraki örgütlenme sürecinin tamamı Madanoğlu'nun liderliğinde yürütüldü. 26-27 Mayıs 1960 gecesi Madanoğlu'nun yaptığı kısa bir konuşmanın ardından cuntacı subaylar harekete geçti; saat 03.00'te yönetime el konuldu. Cemal Gürsel ise ancak darbe gerçekleştikten sonra İzmir'den getirtilerek cuntanın resmi başına yerleştirildi. Gecenin planlanması ve uygulanması fiilen Cemal Madanoğlu'na aitti. DARBE SONRASI: ÇATIŞMA VE EMEKLİLİK Madanoğlu, darbenin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi'nin üyesi oldu. Ancak komite içindeki görüş ayrılıkları kısa sürede derinleşti ve 1961'de komiteden ayrıldı. Aynı yıl korgeneral rütbesindeyken emekliye ayrıldı. 1966'da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak seçildi. Ancak bu görev de sorunsuz geçmedi. Talat Aydemir'in 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe girişimleriyle 9 Mart 1971 cunta teşebbüsüne katılmakla suçlandı; 12 Mart 1971'in ardından senatörlük dokunulmazlığı kaldırılarak anayasayı değiştirmek için gizli örgüt kurmak suçundan yargılandı. Dönemin önemli sol düşünürü ve "Yön" hareketinin öncüsü Doğan Avcıoğlu da aynı sanıklar arasında yer alıyordu. Madanoğlu ve diğer sanıklar kısa sürede beraat etti. Beraatinin ardından İstanbul Kızıltoprak'ta yaşamını sürdüren Madanoğlu, 28 Temmuz 1993'te mide kanaması belirtileri eşliğinde lösemi hastalığına yenik düştü. Cenazesi İstanbul'da Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. SONUÇ: BİR HAYATIN İRONİSİ Cemal Madanoğlu'nun hayatı, Türk siyasi tarihinin en çarpıcı ironilerinden birini barındırır. Babası vatan haini damgasıyla sürgüne gönderilmiş, babasız büyümüş, general yapılırken bile bu damgayla mücadele etmek zorunda kalmış bir subay; Türkiye'nin en büyük askeri dönüşümüne önderlik etti. Ve kendisini generalliğe taşıyan kişi olan Adnan Menderes, o darbenin getirdiği yargılamaların kurbanı oldu. Tarih, zaman zaman bu kadar sert yüzleşmeler sunar.  

Bilinmiyen gerçekler

 

 

 

 

CEMAL MADANOĞLU: VATANA İHANETCİ BABANIN OĞLU

27 Mayıs 1960 darbesi denildiğinde akla ilk gelen isim, cuntanın resmi yüzü olan Orgeneral Cemal Gürsel'dir. Oysa darbenin gerçek mimarı ve örgütleyicisi  Tümgeneral Cemal Madanoğlu idi. Türkiye'nin darbeler tarihinde istisnai bir yer tutan Madanoğlu; hem 27 Mayıs'ın fiili lideri hem de ilerleyen yıllarda 9 Mart 1971 cunta girişiminin sanıkları arasında yer almış, hem pratisyen hem de teorisyen kimliğiyle öne çıkmış çok yönlü bir askeri figürdür. Hayat hikayesi ise olağanüstü bir çelişkiyi barındırır: babası "vatan haini" ilan edilmiş bir adamın oğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en kritik dönüşümüne önderlik etmiştir.

DOĞUM VE AİLE: KARMAŞİK BİR MİRAS

Cemal Madanoğlu, 1907 yılında o dönemde İzmir'e bağlı olan Uşak'ın Eşme ilçesinde dünyaya geldi. Annesi Nazife Hanım bir İstanbul kızıydı; annesinin babası Osmanlı'nın son dönemlerinde Eşme'de kaymakamlık yapmış, dayısı ise Sultan I. Abdülhamid Han'ın takdirini kazanmış bir Osmanlı subayıydı. Babası Madanoğlu Mustafa Bey ise Eşme'nin tanınmış ailelerindendi.

Annesi ile babasının tanışma ve evlilik öyküsü başlı başına romanvari bir anlatıdır. Nazife Hanım, ailesinin rızası olmaksızın Mustafa Bey ile evlenmiş; babası nüfuzunu kullanarak kızını jandarma refakatinde İstanbul'a getirtmiştir. Nazife Hanım ikinci kez Eşme'ye döndüğünde Cemal Madanoğlu dünyaya geldi. Ancak büyükbaba bir kez daha kızını ve torunlarını İstanbul'a aldırdı; Madanoğlu Mustafa Bey ise Eşme'de yeni evlilikler yaptı.

Cemal Madanoğlu, İstanbul'da annesinin yanında, babasını tanımadan büyüdü. Anılarında bu yokluğu derin bir yara olarak aktarır. Arkadaşlarının tren istasyonunda babalarını karşıladığı bir sahneye tanık olduğu gün eve döndüğünü, saatlerce ağlayıp yorgunluktan uyuyakaldığını yazar. Annesi ertesi sabah onu yıkayıp giyindirmiş, ablasıyla birlikte Eşme'ye — babasına — göndermiştir. Madanoğlu bu buluşmayı şöyle aktarır: "Baba evine geldiğimizde ilk kez babamı gördüm. Uzun boylu, biraz göbekli bir adamdı. Beni görünce sevindi, kucağına oturttu." Ancak İstanbul özlemiyle kısa sürede geri döndü ve babasını bir daha düzenli olarak göremedi. Ailesini şekillendiren asıl figür, annesi Nazife Hanım oldu.

Subaylığa giden yol da baba tarafından değil anne tarafından geliyordu: dedesi kaymakam, dayısı subay, ağabeyi Nazmi ise Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Ağabeyini Harbiye üniformasıyla gördüğünde duyduğu hayranlığın subaylık kararında belirleyici olduğu bilinmektedir.

BABANIN İHANETİ: 150'LİKLER LİSTESİ

Cemal Madanoğlu'nun babasına ilişkin gerçek, son derece ağırdır. Madanoğlu Mustafa Bey, Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç aşamasında Eşme ve çevresinde Kuva-yi Milliye'nin para sandığını yönetme göreviyle görevlendirilmişti. Ancak 1919'da Yunanlılar İzmir'i işgale geldiğinde Madanoğlu Mustafa Bey, elinde Yunan bayrağıyla bu işgale öncülük etti. Yunanlılar onu Eşme'ye kaymakam atayarak ödüllendirdi.

Dönemin önemli isimlerinden, Ege'de Galip Hoca adıyla Yunan işgaline karşı mücadele eden Celal Bayar bu konuda şu ifadeyi kullanmıştır: "Madanoğlu Mustafa, Eşme ilçesinde Kuva-yi Milliye kurulduğu ilk anlarda bu kurulun tahsildarı olmuş, topladığı paraları alıp İzmir'e kaçmıştır."

Kurtuluş Savaşı'nın zaferiyle birlikte Madanoğlu Mustafa Bey, Lozan Antlaşması çerçevesinde hazırlanan "150'likler" listesine alındı. Türkiye'den sürgün edilen 150 kişi arasında yer alan Madanoğlu Mustafa Bey, 1927 yılında çıkarılan kanunla Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve Bulgaristan'a sürgün edildi. Bir daha geri dönmedi.

ASKERİ KARİYER: VATAN HAİNİNİN OĞLU, TÜRK ORDUSUNDAKİ YÜKSELIŞ

Vatan haini damgası yiyen bir babanın oğlu olarak Cemal Madanoğlu'nun askeri kariyeri sıradan bir yükseliş değildi. İlkokulu Kartal'da, ortaokulu Kadıköy'de, askeri liseyi Kuleli'de okudu. 1924'te Harp Okulu'na başladı; 1926'da piyade sınıfı subayı olarak mezun oldu. 1939'da Harp Akademisi'ne başladı.

1949'da albay rütbesine yükseldi. 1953'te Kore'deki Türk Tugayı komutan yardımcılığına atandı; burada aldığı Amerikan müşahede eğitimi ve Amerikan ordu sistemine duyduğu hayranlık, ilerleyen yıllardaki askeri anlayışını derinden etkiledi. 1954'te tuğgeneral, 1957'de tümgeneral rütbesine terfi ettirildi.

Bu son terfide önemli bir engel yaşandığı aktarılmaktadır. 1957 Askeri Şurası'nda bazı üyeler, Madanoğlu'nun tümgeneral yapılmasına "vatan haininin oğludur" gerekçesiyle itiraz etti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes'in bu itirazlara karşı çıkarak "Babasının günahını oğluna ödetemezsiniz" diye direnmesi ve Madanoğlu'nun generalliğinde belirleyici bir rol oynaması, tarihin ilginç ironilerinden biridir. Yedi yıl sonra o generalin önderliğinde gerçekleşecek darbe, Menderes'in idamıyla sonuçlanacaktı.

1959'da Türk Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı'na getirildi. 27 Mayıs darbesi de tam bu görev sırasında gerçekleşti.

27 MAYIS 1960 GERÇEĞİ LİDER KİMDİ?

Resmi tarih yazımı ve kamuoyu belleğinde 27 Mayıs'ın lideri olarak Orgeneral Cemal Gürsel bilinir. Gerçek ise daha karmaşıktır.

Cunta örgütlenmesiyle Madanoğlu'nun ilk teması, 1956'da Erzurum'da görev yaparken gönderdiği gizli damgalı mektuplara dayanır. Cemal Gürsel'in cuntayla ilişkisi ise 1958'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanmasının ardından başladı. Gürsel, genelkurmay başkanlığı yolunun dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun'un görev süresinin uzatılmasıyla kapandığını görünce cuntanın teklifine açık hale geldi. Kurmay Binbaşı Sadi Koçaş, 4 Şubat 1959'da Almanya'da Gürsel'e örgütlenmeden söz ederek başa geçmesini istedi; Gürsel bunu kabul etti.

Ancak darbe günü yaklaşırken Gürsel, artan gerilimi yumuşatmak için girişimlerde bulundu; sonuç alamayınca emekliliğine birkaç ay kala 3 Mayıs 1960'ta İzmir'e gitti. Bu gelişme, darbeyi planlayan subayları lidersiz bıraktı. Bunun üzerine 14 Mayıs 1960'ta — 27 Mayıs'a tam 13 gün kala — Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanı Tümgeneral Cemal Madanoğlu darbeyi üstlendi. Bundan sonraki örgütlenme sürecinin tamamı Madanoğlu'nun liderliğinde yürütüldü.

26-27 Mayıs 1960 gecesi Madanoğlu'nun yaptığı kısa bir konuşmanın ardından cuntacı subaylar harekete geçti; saat 03.00'te yönetime el konuldu. Cemal Gürsel ise ancak darbe gerçekleştikten sonra İzmir'den getirtilerek cuntanın resmi başına yerleştirildi. Gecenin planlanması ve uygulanması fiilen Cemal Madanoğlu'na aitti.

DARBE SONRASI: ÇATIŞMA VE EMEKLİLİK

Madanoğlu, darbenin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi'nin üyesi oldu. Ancak komite içindeki görüş ayrılıkları kısa sürede derinleşti ve 1961'de komiteden ayrıldı. Aynı yıl korgeneral rütbesindeyken emekliye ayrıldı. 1966'da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak seçildi. Ancak bu görev de sorunsuz geçmedi. Talat Aydemir'in 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe girişimleriyle 9 Mart 1971 cunta teşebbüsüne katılmakla suçlandı; 12 Mart 1971'in ardından senatörlük dokunulmazlığı kaldırılarak anayasayı değiştirmek için gizli örgüt kurmak suçundan yargılandı. Dönemin önemli sol düşünürü ve "Yön" hareketinin öncüsü Doğan Avcıoğlu da aynı sanıklar arasında yer alıyordu. Madanoğlu ve diğer sanıklar kısa sürede beraat etti.

Beraatinin ardından İstanbul Kızıltoprak'ta yaşamını sürdüren Madanoğlu, 28 Temmuz 1993'te mide kanaması belirtileri eşliğinde lösemi hastalığına yenik düştü. Cenazesi İstanbul'da Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

SONUÇ: BİR HAYATIN İRONİSİ

Cemal Madanoğlu'nun hayatı, Türk siyasi tarihinin en çarpıcı ironilerinden birini barındırır. Babası vatan haini damgasıyla sürgüne gönderilmiş, babasız büyümüş, general yapılırken bile bu damgayla mücadele etmek zorunda kalmış bir subay; Türkiye'nin en büyük askeri dönüşümüne önderlik etti. Ve kendisini generalliğe taşıyan kişi olan Adnan Menderes, o darbenin getirdiği yargılamaların kurbanı oldu.

Tarih, zaman zaman bu kadar sert yüzleşmeler sunar.

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.