Yeni Pasaport
Nüfus müdürlüğünün kuyruğu her zamanki gibi uzundu. Hasan Dede, elindeki bastonu yere vura vura sırasını bekliyordu. Doksan altı yaşındaydı ama gözlerinde, kuyruktaki gençlerin hiçbirinde olmayan bir sabırsızlık vardı; sanki zaman ona değil, o zamana yetişmeye çalışıyordu.
Sıra geldiğinde memur, alışkanlıkla, gözünü bilgisayardan kaldırmadan sordu:
"Buyurun, ne kadar süreli pasaport istiyorsunuz? Üç yıllık mı, on yıllık mı?"
Hasan Dede gözlüklerini düzeltti, sandalyeye iyice yerleşti ve gayet ciddi bir tavırla cevap verdi:
"On beş - yirmi yıllık olsun yavrum. Daha azını alırsam komik olur."
Memur başını kaldırdı. Karşısında, doğum tarihi ekranda parlayan, doksan altı yaşındaki bir adam vardı. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Belki nazikçe hatırlatmalıydı, belki gülümseyip geçmeliydi. Ama Hasan Dede'nin gözlerindeki o kararlılık, hiçbir açıklamaya ihtiyaç bırakmıyordu.
"Dede," dedi memur usulca, "on yıllık da yeterli olur belki, masraf da azalır..."
Hasan Dede elini havaya kaldırdı, sanki bu teklifi nazikçe reddediyordu:
"Yok yavrum, tutumluluk başka şey, ömür başka şey. Ben hesabımı kendi bildiğim gibi yaparım. Sen kâğıdı uzat, gerisini Allah'a bırak."
Kuyruktakiler gülüşmeye başlamıştı ama kimse açıkça kahkaha atmaya cesaret edemiyordu. Çünkü o gülüşün içinde hem bir şaka, hem de derin bir hayranlık vardı.
Memur kâğıtları hazırlarken sordu:
"Peki dede, bu kadar uzun süreli pasaportla nereye gitmeyi planlıyorsunuz?"
Hasan Dede, sanki sorunun cevabı çok basitti:
"Henüz bilmiyorum. Ama bir yere gitmek istediğimde, 'pasaportum eski, yenisini çıkarayım' diye vakit kaybetmek istemiyorum. Ömrümün kalan kısmını devlet dairesinde kuyrukta geçirmeye niyetim yok."
Bu cümle, sırada bekleyen yirmili yaşlardaki bir gence dokunmuş gibiydi. Genç, telefonundan başını kaldırıp dedeye baktı; belki de hayatında ilk kez, "uzun yaşamak" diye bir hedefin gerçekten var olabileceğini fark etti.
Pasaport teslim edildiğinde Hasan Dede'nin yüzünde küçük, gururlu bir gülümseme vardı. Bastonuna yaslanıp ayağa kalktı, kapıya yürürken arkasını dönüp memura seslendi:
"Yirmi yıl sonra gel, yenisini çıkarttıracağım. O zaman da senin orada olduğunu umarım."
Memur, elindeki kalemi masaya koydu ve uzun süre kapıdan çıkan o ince, dik sırtlı adamı izledi. Belki de hayatında gördüğü en iyimser belgeyi az önce onaylamıştı: yaşına değil, niyetine göre düzenlenmiş bir pasaport.
Bazı insanlar yıllarını sayar, bazıları yıllara inat sayım yaptırır. Hasan Dede, ikincisinden biriydi - ve belki de bu yüzden, yaşı kâğıtlara sığmıyordu.
Semih Çelikbaş - Hz Yapay Zeka söyleşisi
