Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Üstad ERGENÇ
Köşe Yazarı
Üstad ERGENÇ
 

itibar gerçeklikte vard olur

    BİR ‘İTİBAR’ DERSİ Tarih: 9 Haziran 1921. Anadolu yangın yeri, İstanbul işgal altında. İngilizler ile Fransızlar arasında çatlaklar var. Fransa, Ankara’ya çok önemli bir diplomatını gönderiyor: Franklin-Bouillon. Ankara Tren İstasyonu'nda tarihi bir karşılama heyeti var: Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak ve Paris’te hukuk okumuş, siyaset doktorası yapmış ilk Dışişleri Bakanımız Yusuf Kemal Tengirşenk. Karşılamadan sonra diplomatik usul gereği gelen konuk onuruna bir yemek verilmesi gerekiyor. Ancak ortada çok acı bir gerçek var: Koskoca Ankara’da, misafiri ağırlayacak 12 kişilik bir sofra takımı dahi bulunamıyor! Yusuf Kemal Bey, mahcubiyet içinde durumu Gazi Paşa’ya açıyor. Mustafa Kemal’in verdiği yanıt ise, bugün "itibar" kelimesinin arkasına sığınan herkesin kulağına küpe olması gereken cinsten Fransız delege istasyondaki askerlerimizin üstündeki yamalı kıyafetleri, ellerindeki derme çatma silahları gördü. Bu adam zaten bizim perişanlığımızı görmeye geldi. Bırakın, nasıl bir yokluk içinde işgale karşı direndiğimizi kendi gözleriyle görsün! Adamı Meclis’e götürün. Vekillerin ortaokul sıralarında üçer üçer oturduklarını, Taşhan’da yer yataklarında yattıklarını fark etsin. Önüne tek kazanda pişen mercimek çorbasıyla bulgur pilavını koyun; tahta kaşıklarla yediğimizi anlasın. Önemli olan yokluğumuzu gizlemek değil, amacımızın yüceliğini göstermektir!"   Peki Sonuç Ne Oldu? Franklin-Bouillon, Ankara'da karşısında parıltılı salonlar değil; tahta kaşıkla yemek yiyen ama teslim alınması imkansız olan çelikten bir irade gördü. Bu sarsılmaz duruşun karşısında eğilen Fransa, 20 Ekim 1921’de Ankara Hükümeti’ni resmen tanıdı ve işgal ettiği cephelerden çekildi. O diplomatik zafer, bugünün nerdeyse her ilinde yapılmakta olan sarayların yemek salonlarında lüks porselen tabaklarla değil; tahta kaşıkların ve yamalı üniformaların asil duruşuyla kazanıldı.   Tarih bize çok net bir gerçeği fısıldıyor: Günümüz ülke gerçekleri, yandaşların parayı harcayacak yer bulamazken – sıradan ailelerin Çocuklarının yatağa aç girdiği, asgari ücretli – emekli maaşlarının YOKSULLUK sınırı altında olan Bir devletin gerçek itibarı *şatafatta değil, milletinin refahında, adaletinde, üretiminde ve onurlu duruşunda gizlidir. Gerçek itibar, tahta kaşıkla dünyayı dize getirebilmektir. Ali KARAÇOBAN

itibar gerçeklikte vard olur

 

 

BİR ‘İTİBAR’ DERSİ

Tarih: 9 Haziran 1921. Anadolu yangın yeri, İstanbul işgal altında. İngilizler ile Fransızlar arasında çatlaklar var. Fransa, Ankara’ya çok önemli bir diplomatını gönderiyor: Franklin-Bouillon.

Ankara Tren İstasyonu'nda tarihi bir karşılama heyeti var: Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak ve Paris’te hukuk okumuş, siyaset doktorası yapmış ilk Dışişleri Bakanımız Yusuf Kemal Tengirşenk.

Karşılamadan sonra diplomatik usul gereği gelen konuk onuruna bir yemek verilmesi gerekiyor. Ancak ortada çok acı bir gerçek var: Koskoca Ankara’da, misafiri ağırlayacak 12 kişilik bir sofra takımı dahi bulunamıyor!

Yusuf Kemal Bey, mahcubiyet içinde durumu Gazi Paşa’ya açıyor. Mustafa Kemal’in verdiği yanıt ise, bugün "itibar" kelimesinin arkasına sığınan herkesin kulağına küpe olması gereken cinsten

Fransız delege istasyondaki askerlerimizin üstündeki yamalı kıyafetleri, ellerindeki derme çatma silahları gördü. Bu adam zaten bizim perişanlığımızı görmeye geldi.

Bırakın, nasıl bir yokluk içinde işgale karşı direndiğimizi kendi gözleriyle görsün! Adamı Meclis’e götürün. Vekillerin ortaokul sıralarında üçer üçer oturduklarını, Taşhan’da yer yataklarında yattıklarını fark etsin. Önüne tek kazanda pişen mercimek çorbasıyla bulgur pilavını koyun; tahta kaşıklarla yediğimizi anlasın.

Önemli olan yokluğumuzu gizlemek değil, amacımızın yüceliğini göstermektir!"

 

Peki Sonuç Ne Oldu?

Franklin-Bouillon, Ankara'da karşısında parıltılı salonlar değil; tahta kaşıkla yemek yiyen ama teslim alınması imkansız olan çelikten bir irade gördü. Bu sarsılmaz duruşun karşısında eğilen Fransa, 20 Ekim 1921’de Ankara Hükümeti’ni resmen tanıdı ve işgal ettiği cephelerden çekildi.

O diplomatik zafer, bugünün nerdeyse her ilinde yapılmakta olan sarayların yemek salonlarında lüks porselen tabaklarla değil; tahta kaşıkların ve yamalı üniformaların asil duruşuyla kazanıldı.

 

Tarih bize çok net bir gerçeği fısıldıyor:

Günümüz ülke gerçekleri, yandaşların parayı harcayacak yer bulamazken – sıradan ailelerin Çocuklarının yatağa aç girdiği, asgari ücretli – emekli maaşlarının YOKSULLUK sınırı altında olan Bir devletin gerçek itibarı *şatafatta değil, milletinin refahında, adaletinde, üretiminde ve onurlu duruşunda gizlidir.

Gerçek itibar, tahta kaşıkla dünyayı dize getirebilmektir.

Ali KARAÇOBAN

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.