Eylül’de yüksek lisans eğitimim için Belçika’nın Gent şehrine geldim. İzmir’deki üniversite hayatımın ardından şimdi Gent Üniversitesi’nde fotonik mühendisliği okuyorum. Buraya geleli yaklaşık yedi hafta oldu. Henüz bir şehri tanıdığımı söylemek için erken, fakat bu kısa sürede beklemediğim bazı şeyler öğrendim.
Gent, tarihi yapıları, kanalları ve bisikletleriyle ilk bakışta oldukça etkileyici bir şehir. Ancak burada yaşamaya başlayınca ilgimi çeken asıl şey, şehrin kendisinden çok nasıl işlediği oldu.
Yeni bir ülkeye taşındığınızda, daha önce hiç düşünmeden yaptığınız işler birer araştırma konusuna dönüşüyor. Ev kiralamak, enerji aboneliği açtırmak, adres kaydı yaptırmak, hatta çöplerinizi atmak… Her birinin kendine özgü kuralları ve prosedürleri var.
Örneğin elektrik ve doğal gaz aboneliğiyle ilgili bir işlem için ev sahiplerimin enerji şirketiyle birkaç kez görüşmesi gerekti. Herkes kendi sorumluluğunu yerine getirmeye çalışsa da sürecin tamamlanması beklediğim kadar kolay olmadı.
Bu deneyim bana bir sistemin düzenli olmasıyla o sistemi kullanmanın kolay olmasının aynı şey olmadığını düşündürdü. Yıllardır burada yaşayan biri için sıradan olan bilgiler, yeni gelen biri için görünmeyen bir kullanım kılavuzunun parçaları gibi.
Bir başka gözlemim, ortak yaşamın ne kadar çok küçük sorumluluğa dayandığı. Atık ayrıştırmadan apartmanların ortak alanlarına kadar pek çok konuda düzenin sürmesi, insanların günlük hayattaki katılımını gerektiriyor. Dışarıdan gördüğümüz sonuçların arkasında çoğu zaman fark etmediğimiz bir iş birliği bulunuyor.
Üniversitede de farklı bir uyum sürecindeyim. Fotonikte özellikle ilgimi çeken alan, ışığı kullanarak veri taşıyan ve belirli hesaplamaları gerçekleştirebilen çipler. Yapay zekânın artan işlem gücü ve enerji ihtiyacı, fotonik entegre devreleri geleceğin bilgi işlem teknolojileri açısından ilgi çekici kılıyor. Ben de bu teknolojilerin araştırıldığı bir ortamda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
Dersler, laboratuvarlar ve projeler arasında fark ettiğim şeylerden biri, bağımsız çalışmanın ne kadar önemli olduğu. Eğitimde de gündelik yaşamda da karşılaştığım sorunların cevapları her zaman hazır değil; çoğu zaman önce doğru soruyu bulmak gerekiyor.
Belçika veya Türkiye hakkında birkaç haftalık deneyimle genel sonuçlara varmak istemiyorum. Ancak başka bir ülkede yaşamanın insana kazandırdığı önemli bir şey olduğunu düşünüyorum: Kendi alışkanlıklarını dışarıdan görebilmek.
Daha önce doğal kabul ettiğim pek çok şeyin aslında yaşadığım çevrenin bir ürünü olduğunu burada daha iyi fark ediyorum.
Belki de yeni bir ülkeye taşınmanın en ilginç tarafı, başka bir toplumun nasıl yaşadığını öğrenirken kendi toplumunu da yeniden keşfetmek.
