Anasayfa Yazarlar DeMa Yazı Detayı Bu yazı 120 kez okundu.
DeMa
Köşe Yazarı
DeMa
 

her zaman kazançlı

        Koç Holding 100 yılı 12 Eylül, Gülen Hareketi, Kontragerilla finansmanı .... Koç grubunun son 100 yıl içinde adının karıştığı skandallardan bazıları ..                                                                                              Son dönemde aileyi kamuoyu önünde küçük düşürme görevini 3. nesil patron Ali Koç üslendi. 95 yaşındaki Rahmi Koç oğlunu bu durumdan kurtarmak için mi bilinmez rezil olma konusunda ipi göğüsleme görevini cesurca omuzlarken Kürt halkını ve kadınları hedef alan video grubun 100 yıl kutlamaları esnasında kamuoyuna düştü... Sus yoksa sonun maphus ! Tek adam ülkesinde herkes gibi Koç grubu hakkında konuşmanın epey riskli. Her milli bayramda göz yaşartan reklamlara milyonlar harcayanlardan, 1920'ler Türkiye'si yıkılmış bir imparatorluğun ardından kurulan yeni Genç Cumhuriyet Rejiminde, aranan sermaye sınıfı yoktu - yaratılmak zorundaydı.  Kemalist kadroların hedefi yabancı ve azınlık sermayesinin bıraktığı boşluğu dolduracak devlete sadık milli bir burjuvaz gurubu inşa etmekti. Bu iklimde İstanbul'daki gayrimüslim esnafla ilişkileri iyi olan bir ailenin 1901 doğumlu genç çocuğu, Tüm Anadolu özgürlük ve bağımsızlık için direnirken neden - nasıl savaşa gitmediği bilinmeyen Vehbi Koç,  31 Mayıs 1926 da Ankara Ticaret Odası'na kaydoldu. Bakkaliyeden elde ettiği küçük sermayeyi başkentin hızla artan nüfusunda yapı malzemesi ihtiyacını karşılamak için kullanmaya başladı.  Ancak Vehbi Koç'un ticari sıçraması devletin şefkatli elleriyle dağıttığı inşaat ihalelerinde yatıyordu.  En çarpıcı örnek 1933 - Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarına yetiştirilecek Ankara Numune Hastanesi inşaatı aldığı ilk büyük devlet ihalesiydi ve arkası hızla gelecekti. 1928 yılında Vehbi Koç Ankara, Çankırı ve Polatlı bölgeleri Ford Motor Company ve Standard Oil bayiliklerini alarak Türk burjuvazisinin küresel kapitalizm entegrasyonunun ilk somut adımını attı. 1938 yılında işlerini ülkenin gerçek ticari kalbi olan İstanbul'a taşıdı. 300.000 TL sermaye ile Koç Holding temeli Koç Ticaret Anonim Şirketi gizli mimarlardan biri Bernard Nahum 1944 yılında Koç Ticaretin otomobil şubesi müdürü oldu. 1958 yılında Rahmi Koç iş hayatına doğrudan Bernard Naum'un yanında çırak olarak başlayacaktı. I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından 1946 yılında Vehbi Koç, Bernard Naum ve Kenan İnall'la birlikte ABD'ye, Harenry Ford'la görüşmeye gitti.  Amaç artık sadece tüccarlık yapmak değil, ufukta görünen montaj sanayisini Türkiye'ye getirmekti. 1950'lerde Ankara'daki o küçük bakkal dükkanı, devlet ihaleleri, uluslararası mümessillikler ve stratejik ortaklıklarla devasa bir ticari güce dönüşmüştü. İthalat yerine Türkiye gerçek anlamda fabrika bacaları ve modern anlamda hak arayan bir işçi sınıfıyla tanışmaya hazırlanıyordu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi Türk iktisadi yöneliminde radikal bir kırılma yarattı.  Devlet Planlama Teşkilatı öncülüğünde ithal ikameci sanayileşme modeli resmen ilan edildi. Mantık basitti. Model planlamayı yapan siyasi irade ile sermaye arasında devasa bir bağımlılık ilişkisi doğuran olayda Dışarıdan ithal edilen tüketim malları içeride üretilecek yerli sanayici gümrük duvarlarıyla korunacaktı.  Kimin üreteceğine, kimin büyüyeceğine fabrikalar değil, Ankara'daki bürokrasi ve döviz kotaları karar veriyordu.  Bunun için en değerli meta Amerikan dolarıydı. Fabrikaların üretim yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu hammadde ve parçaları ithal etmesi, bunun için de Merkez Bankası'ndan döviz tahsisi alması gerekiyordu. Koçun sanayileşme hamlesi, Süleyman Demirel - Adalet Parti döneminde doğrudan doğruya devletin sağladığı ucuz döviz, vergi iadeleri ve yüksek gümük duvarları güvencesiyle finanse edildi döviz kotalarının dağıtımında her zaman öncelikli oldu.  Bazı çevreler garip bir şekilde şaşırsa da 1967 yılından itibaren Vehbi Koç - Şimdilerde Ali Koç'un devam ettirdiği İlim Yayma Cemiyeti iftar yemeği organizasyonları geleneği ile Sermaye - siyasetin açtığı bu korunaklı alanda hızla üretime geçti. 1966 yılında ilk yerli seri üretim peynir ekmek gibi satan gövdesi fiberglas - Anadol banttan indi. Koç bu başarıyı siyasi gücüyle birleştirerek 1968 yılında Devlet Bursa'daki bu devasa yatırım için arazi ve vergi kolaylıkları sağladı ve İtalyan Fiat grubuyla Tofaş'ı kurdu. 1971'de Murat 124 Türk orta sınıfının tüketim simgesi haline gelecekti. Ancak fabrikaların büyümesi Türkiye kapitalizminin kendi mezar kazıcısını yani modern proletaryı da hızla büyüttü. 1961 anayasasının getirdiği grev ve toplu sözleşme hakları işçi sınıfını politize etmişti. Koç Holding'e ait Arçelik, Otosan ve Türk Demir Döküm Fabrikaları DİSK’e bağlı maden işin kalesi haline geldi. Koç şirketlerinde sendikal mücadelede 15-16 Haziran 1970 en büyük işçi eylemi - İstanbul sokakları işçiler tarafından işgal edildiğinde aile üyeleri birbirleri için kaygılanmış, Dragos'taki evlerinde Mustafa Koç mahsur kalmıştı.  Onları kurtarma işçi tulumu giyerek tepdili kıyafetle sokağa çıkan İnan Kıraç'a düşmüştü. Sermaye sınıfı işlerin artan hak taleplerine ve yükselen ücretlere karşı kendi sınıf örgütünü yani Mes'i devreye sokup işçi grevlerine karşı lockout ilan ederek sermayenin cephe savunmasını yapıyordu. Demirel hükümeti DİSK’i kapatacak bir kanun taslağını meclise getirdi. Bu siyasi hamleye işçi sınıfının yanıtı Türkiye tarihinin en büyük genel direnişi olan 15-16 Haziran 1970 direnişi oldu. Koçun Arçelik ve Otosan işleri de dahil olmak üzere 150.000den fazla işçi İstanbul ve Kocaeli'de şalter indirdi. Barikatları aşarak yürüyünce, Devlet sermayenin talebiyle sıkı yönetimi ilan etti. Orduyu sokağa indirdi. 12 Mart 1971 askeri muhterasından sadece 2 ay sonra 2 Mayıs 1971'de Vehbi Koç'un liderliğinde ve ev sahipliğinde - Ordu kanalıyla sola ve işçi hareketine göz dağı verilirken devletin ekonomi politikalarını doğrudan büyük holdinglerin çıkarlarına göre dizayn etmek için kurulmuş bir gölge kabine TÜSİAD - Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği kuruldu.  Sermaye siyaset ilişkisinin en çıplak ve acımasız örneği 1979 yılında yaşandı. İtal ikameci model tıkanmış, ülkede döviz bitmiş, kuyruklar başlamıştı.  CHP lideri Bülent Ecevit başbakandı ve büyük sermayenin istediği kemer sıkma politikaları - devalüasyona yanaşmıyordu. Vehbi Koç ve TÜSİAD tarihte eşi görülmemiş bir siyasi hamleyle 1979  mayıs ve Haziranda ulusal gazetelere tam sayfa Gerçekçe Çıkış yolu ! başlıklı ilanlarla  seçilmiş hükümete yönelik açık bir ekonomik muhtıra verdikten sonra piyasaya mal arzı kısıtlandı. Ekonomik abluka derinleşti ve Ecevit hükümeti birkaç ay içinde istifa etmek zorunda kaldı. Ancak sokaklar ve fabrikalar hala kontrol altına alınamamıştı.  Devrimci mücadele halkın gündemindeydi ve patronlar için tehlike gittikçe artıyor, askeri müdahalenin ayak sesleri yaklaşmaktaydı. 1970'lerin sonu İtal ikameci model iflas etmiş, döviz bitmişti. Ama asıl sorun başkaydı. İşçi sınıfı o kadar örgütlü, sendikalar o kadar güçlüydü ki sermaye sınıfı kar oranlarını artırmak için ihtiyaç duyduğu acı reçeteyi bir türlü uygulatamıyordu. 24 Ocak 1980'de tarihe geçecek olan neoliberal ekonomi kararları ilan edildi.  Hedef ücretleri baskılamak, sendikaları ezmek ve ucuz iş gücüyle dışa açılmaktı.  Sermayenin imdadına 12 Eylül  yetişti. Koç grubunun göz bebeği ekonominin yeni patronu Turgut Özal idi. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narin'nin o meşhur "Bugüne kadar işçiler güldü, biz ağladık, şimdi gülme sırası bizde" sözü dönemin ruhuydu. Ancak sermaye siyaset ilişkisinin en somut, en cürretkar belgesi, henüz bir ayını bile doldurmamışken 3 Ekim 1980 tarihinde Vehbi Koç, darbenin lideri Orgeneral Kenan Evren'e özel bir mektup yazıp adeta bir holding CEO'suna verir gibi "Diskin ve ona bağlı sendikaların kapatılmış olmasından dolayı isabetli bir karar alınmıştır. Komünist partilerin, sendikaların kurulmasını önleyecek tedbirler alınmalıdır’ türünden iş talimatları veriyor ‘İşçilerle işverenler arasındaki uyuşmazlıkları halledecek Yüksek Hakem Kurulu derhal kurulmalıdır" diyordu. Tankların patronlara sağladığı bu dikensiz gül bahçesi Koç Holding'in yönünü içeriden dışarıya küresel pazarlara çevirmesini sağladı. İçeride halkın alım gücü düşürüldüğü için ürettiklerini dışarıya satmak zorunda bugün Avrupa'nın en büyük beyaz eşya markalarından biri olan işçilerin alın teri ve kanıyla inşa edilen dev marka BEKO, Batı Avrupa pazarlarına girdi. 90'lı yıllara gelindiğinde Ford Otosansa İngiltere ve Almanya'daki işçi maliyetlerinden kaçan Ford Motor için en karlı çevresel üretim üssü haline gelirken, 1989 reel ücretleri 1980 öncesinin bile yarısına düşen işçiler tarihe bahar eylemleri olarak geçen fiili grevler, sakal bırakma ve çıplak ayakta yürüme gibi yaratıcı direnişlerle geri döndü. 1990'ların sonuna gelindiğinde Koç Holding küresel bir olma yolunda büyük adımlar atmıştı. Fakat Türkiye haritasında yeni bir tektonik kırılma yaşanıyordu. Anadolu sermayesi palazlanıyor. Yeşil sermaye adı altında yeni bir burjuva fraksiyonu İstanbul Dukalığından pay istiyordu.  2000'li yıllar devleti arkasına alan yeni sermaye gruplarıyla Koç’un temsil ettiği geleneksel TÜSİAT burjuvazisinin hem rekabet edeceği hem de rekor karlar için uzlaşacağı fırtınalı bir döneme gebeydi. 2001 krizi Türkiye'de sadece bir koalisyon hükümetin değil eski devlet yapısında yerle bir etmişti.  2002'de iktidara gelen AKePe beraberinde kendi sermaye sınıfını MÜSİYAD ile Anadolu kaplanlarını iktidara taşıyordu. Geleneksel İstanbul burjuvazisi ve onun amiral gemisi Koç Holding için bu yeni siyasi iklim bir yandan ürkütücü bir ideolojik meydan okuma diğer yandan tarihlerinin en büyük büyüme fırsatıydı. Çünkü AKP'nin acil nakite - Koçunsa devlete ait devlet sanayi tesislerine ihtiyacı vardı.  İslamcı AKePe hükümeti ile Cumhuriyetin laik burjuva temsilcisi Koç Holding arasındaki en büyük finansal uzlaşma 2005 yılında yaşandı, en büyük sanayi kuruluşu Tüpraş özelleştirme idaresi tarafından satışa çıkarılınca Koç Holding Shell ortak girişim grubuyla $ 4 MİLYAR ile ihale ile Koç cirosunu bir gecede ikiye katlayıp Türkiye'nin açık ara en büyük tekel gücü haline geldi. AKePe iktidarının bölgesel güç olma hevesi Koç Holding'e yepyeni bir kapı daha açtı. Devlet ordunun donanımını yerli sermaye ile üretme kararı aldı ve 2008'de Koç grubuna ait Otocar, Türkiye'nin ilk milli ana muharebe tankı olan Altay tankı prototipleri, Koç - RMK tersanesi donanma için devasa Milgen projesinin ihalesini kazandı.  Ancak bu kazan kazan ilişkisi 2013 yılının Haziran ayında ufak bir mola verdi.  Taksim - Geziden sadece haftalar sonra başlayan vergi denetimini Koç ailesi bir saldırı olarak algıladı.  Birinci hamlede Maliye Bakanlığı'na bağlı vergi müfettişleri polis eşliğinde Koç enerji şirketlerine eş zamanlı ve son derece magazinal baskınları düzenledi. 2. ve en büyük hamlede ise Koç'un RMK tersanesinin kazandığı  $1,5 milyar milli gemi ihalesi kamu yararı gerekçe gösterilerek başbakanlık tarafından iptal edildi. 3üncü hamle Otokar'ın başarıyla ürettiği Altay tankının seri üretim ihalesi Koçtan alındı ve Erdoğan'a aşık Etem Sancak'ın BMC şirketine verildi. Koç Holding siyasetin bu ağır saldırısına karşı geleneksel TÜSİAD taktiğini uyguladı, sessiz kaldı ve üretime devam etti ve kapitalizmin şaşmaz kuralı işledi. Vergi baskınlarına ve iptal edilen dev ihalelere rağmen Koç, Ford Otosan ve Tofaş üzerinden Avrupa'ya yaptığı devasa ihracatla kar rekorları kırmaya devam etti. Çünkü devletin cari açığını kapatmak için Koçun getireceği milyarlarca dolarlık bize ihtiyacı vardı. İktidarlar kızabilir, bağırabilir ve cezalandırabilirdi ama günün sonunda kapitalist devlet en büyük sermayedarını korumak zorundaydı. Sonuçta Erdoğan bu kapitalist devleti temsil ediyor, Koç ailesi devlete mahkum olduğu kadar Erdoğan da Koç ailesine mahkumdu.  2020'lere gelindiğinde dünya küresel bir salgını ve ardından patlak veren savaşların sarsıntısını yaşarken, Avrupa merkezli dev tekeler üretim üstü olarak Çin'e bu kadar bağımlı olmanın ölümcül riskini fark ettiler. Üretim Avrupa'nın hemen yanı başındaki lojistik olarak güçlü ama iş gücü olarak Çin'den bile ucuz Türkiye'ye kaydırılmalıydı. Kapitalist devlet aklı kriz anlarında kasaya girecek dövizi seçer. Türkiye 2018'den itibaren derin bir döviz krizine ve ekonomik krize girince devletin ihracat şampiyonu Koç'a, Koç'un da devletin ucuz kredilerine ihtiyacı doğdu. Bu yeni uzlaşmanın tarihi anı Mart 2021'de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'e yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alioç ve Ford Avrupa yöneticilerini bizzat ağırlayarak Ford Otosa'nın elektrikli ticari araç ve batarya üretimi için yapacağı 20,5 milyar liralık dev yatırımın duyurusunu yaptı. Siyaset kurumu Koç'un bu yatırımı için Vergi indirimleri, bedelsiz arazi tahsisi ve gümrük muafiyetleri ile Cumhuriyet tarihinin en büyük proje bazlı devlet yardımlarından birini onaylamıştı. Kasım 2023'te Ford Otosan'ın Yeniköy fabrikasının açılışında Erdoğan ‘Rahmetli ve Vehbi Koç’un hayali olan yerli otomotiv vizyonunu ileriye taşıyan Koç ailesini tebrik ediyorum. İddia edilen gerilim varsa bile sıfırlanmış. Burjuvaziin iç savaşı yerini küresel rekabette omuz omuza verilmiş bir sınıf dayanışmasına bırakırken bu uzlaşmanın faturası ‘Yeni Türkiye ekonomi modelinde’  işçi sınıfı için korkunç bir enflasyon ve yoksullaşma demekti. Bu politika büyük sermaye için cumhuriyet tarihinin en büyük servet transferiydi.  Devlet bankalarındaninanılmaz  fonlanan kurlar artarken ürettiği malları dövizle Avrupa'ya satan Koç Holding şirketleri kar rekorları kırdı - Yapı Kredi 2022 yılında karını bir önceki yıla göre %400'ün üzerinde arttı. Tüpraş - küresel rafineri marjlarının uçuşa geçmesi ve içerideki ucuz emek sayesinde benzeri görülmemiş bilançolar açıkladı. AKePe hükümetinin Devlet ekonomi politikası asgari ücretliği açlık sınırının altına iterken Türk sermayesinin KOÇbaşını tarihi bir sermaye birikimine kavuşturdu. Bu dönemin sosyopolitik arenadaki en popüler figürü şüphesiz Ali Koç, Sadece sermayedar olmanın ötesine geçerek Türkiye'nin en büyük sivil toplum örgütlerinden biri Fenerbahçe başkanı olarak da sahnedeydi.  Ahlaksızca milyarlar harcanan yabancı futbolcuların vergi vermemesi, sermaye ve siyaset içe geçmişti. Mevcut AKePe rejimi ile uyumun son perdesi 100. yıl kutlamaları için çıkarılan Koç gazetesine yansıdı. Baba Vehbi Koç’un 12 Eylül faşizmini selamlayan mektubunu andıran bir röportajla ik nesil patronu Rahmi Koç jeopolitik meseleleri değerlendirirken Erdoğan rejimine tam bağlılığını ilan etti. Koç hanedanı ne kadar rezillikleri - yaptıkları yatırımlarla tartışılsa da tarihi bize çok net bir gerçeği fısıldıyor. Hükümetler değişir, krizler patlak verir, siyasi liderlerle holding patronları meydanlarda kavga edebilir. Ancak kapitalizmin işleyiş yasaları ve devletin o devasa mekanizması günün sonunda her zaman kendi yarattığı büyük sermayenin karlığını korumak üzere çalışır. Çünkü o sistemin asıl KOÇbaşı daima eli kanlı sermayenin kendisidir.   Derleme kaynağı..  Reklamlarda “milli", ihalede “milyarder": Koç Holding’in skandallarla dolu 100 yılı / Deşifre  

her zaman kazançlı

 

 

 

 

Koç Holding 100 yılı

12 Eylül, Gülen Hareketi, Kontragerilla finansmanı .... Koç grubunun son 100 yıl içinde adının karıştığı skandallardan bazıları ..                                                                                              Son dönemde aileyi kamuoyu önünde küçük düşürme görevini 3. nesil patron Ali Koç üslendi. 95 yaşındaki Rahmi Koç oğlunu bu durumdan kurtarmak için mi bilinmez rezil olma konusunda ipi göğüsleme görevini cesurca omuzlarken Kürt halkını ve kadınları hedef alan video grubun 100 yıl kutlamaları esnasında kamuoyuna düştü...

Sus yoksa sonun maphus ! Tek adam ülkesinde herkes gibi Koç grubu hakkında konuşmanın epey riskli. Her milli bayramda göz yaşartan reklamlara milyonlar harcayanlardan, 1920'ler Türkiye'si yıkılmış bir imparatorluğun ardından kurulan yeni Genç Cumhuriyet Rejiminde, aranan sermaye sınıfı yoktu - yaratılmak zorundaydı.  Kemalist kadroların hedefi yabancı ve azınlık sermayesinin bıraktığı boşluğu dolduracak devlete sadık milli bir burjuvaz gurubu inşa etmekti.

Bu iklimde İstanbul'daki gayrimüslim esnafla ilişkileri iyi olan bir ailenin 1901 doğumlu genç çocuğu, Tüm Anadolu özgürlük ve bağımsızlık için direnirken neden - nasıl savaşa gitmediği bilinmeyen Vehbi Koç,  31 Mayıs 1926 da Ankara Ticaret Odası'na kaydoldu. Bakkaliyeden elde ettiği küçük sermayeyi başkentin hızla artan nüfusunda yapı malzemesi ihtiyacını karşılamak için kullanmaya başladı.  Ancak Vehbi Koç'un ticari sıçraması devletin şefkatli elleriyle dağıttığı inşaat ihalelerinde yatıyordu.  En çarpıcı örnek 1933 - Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarına yetiştirilecek Ankara Numune Hastanesi inşaatı aldığı ilk büyük devlet ihalesiydi ve arkası hızla gelecekti.

1928 yılında Vehbi Koç Ankara, Çankırı ve Polatlı bölgeleri Ford Motor Company ve Standard Oil bayiliklerini alarak Türk burjuvazisinin küresel kapitalizm entegrasyonunun ilk somut adımını attı. 1938 yılında işlerini ülkenin gerçek ticari kalbi olan İstanbul'a taşıdı. 300.000 TL sermaye ile Koç Holding temeli Koç Ticaret Anonim Şirketi gizli mimarlardan biri Bernard Nahum 1944 yılında Koç Ticaretin otomobil şubesi müdürü oldu. 1958 yılında Rahmi Koç iş hayatına doğrudan Bernard Naum'un yanında çırak olarak başlayacaktı.

I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından 1946 yılında Vehbi Koç, Bernard Naum ve Kenan İnall'la birlikte ABD'ye, Harenry Ford'la görüşmeye gitti.  Amaç artık sadece tüccarlık yapmak değil, ufukta görünen montaj sanayisini Türkiye'ye getirmekti. 1950'lerde Ankara'daki o küçük bakkal dükkanı, devlet ihaleleri, uluslararası mümessillikler ve stratejik ortaklıklarla devasa bir ticari güce dönüşmüştü. İthalat yerine Türkiye gerçek anlamda fabrika bacaları ve modern anlamda hak arayan bir işçi sınıfıyla tanışmaya hazırlanıyordu.

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi Türk iktisadi yöneliminde radikal bir kırılma yarattı.  Devlet Planlama Teşkilatı öncülüğünde ithal ikameci sanayileşme modeli resmen ilan edildi. Mantık basitti. Model planlamayı yapan siyasi irade ile sermaye arasında devasa bir bağımlılık ilişkisi doğuran olayda Dışarıdan ithal edilen tüketim malları içeride üretilecek yerli sanayici gümrük duvarlarıyla korunacaktı.  Kimin üreteceğine, kimin büyüyeceğine fabrikalar değil, Ankara'daki bürokrasi ve döviz kotaları karar veriyordu.  Bunun için en değerli meta Amerikan dolarıydı. Fabrikaların üretim yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu hammadde ve parçaları ithal etmesi, bunun için de Merkez Bankası'ndan döviz tahsisi alması gerekiyordu.

Koçun sanayileşme hamlesi, Süleyman Demirel - Adalet Parti döneminde doğrudan doğruya devletin sağladığı ucuz döviz, vergi iadeleri ve yüksek gümük duvarları güvencesiyle finanse edildi döviz kotalarının dağıtımında her zaman öncelikli oldu.  Bazı çevreler garip bir şekilde şaşırsa da 1967 yılından itibaren Vehbi Koç - Şimdilerde Ali Koç'un devam ettirdiği İlim Yayma Cemiyeti iftar yemeği organizasyonları geleneği ile Sermaye - siyasetin açtığı bu korunaklı alanda hızla üretime geçti.

1966 yılında ilk yerli seri üretim peynir ekmek gibi satan gövdesi fiberglas - Anadol banttan indi. Koç bu başarıyı siyasi gücüyle birleştirerek 1968 yılında Devlet Bursa'daki bu devasa yatırım için arazi ve vergi kolaylıkları sağladı ve İtalyan Fiat grubuyla Tofaş'ı kurdu. 1971'de Murat 124 Türk orta sınıfının tüketim simgesi haline gelecekti. Ancak fabrikaların büyümesi Türkiye kapitalizminin kendi mezar kazıcısını yani modern proletaryı da hızla büyüttü. 1961 anayasasının getirdiği grev ve toplu sözleşme hakları işçi sınıfını politize etmişti. Koç Holding'e ait Arçelik, Otosan ve Türk Demir Döküm Fabrikaları DİSK’e bağlı maden işin kalesi haline geldi.

Koç şirketlerinde sendikal mücadelede 15-16 Haziran 1970 en büyük işçi eylemi - İstanbul sokakları işçiler tarafından işgal edildiğinde aile üyeleri birbirleri için kaygılanmış, Dragos'taki evlerinde Mustafa Koç mahsur kalmıştı.  Onları kurtarma işçi tulumu giyerek tepdili kıyafetle sokağa çıkan İnan Kıraç'a düşmüştü. Sermaye sınıfı işlerin artan hak taleplerine ve yükselen ücretlere karşı kendi sınıf örgütünü yani Mes'i devreye sokup işçi grevlerine karşı lockout ilan ederek sermayenin cephe savunmasını yapıyordu.

Demirel hükümeti DİSK’i kapatacak bir kanun taslağını meclise getirdi. Bu siyasi hamleye işçi sınıfının yanıtı Türkiye tarihinin en büyük genel direnişi olan 15-16 Haziran 1970 direnişi oldu. Koçun Arçelik ve Otosan işleri de dahil olmak üzere 150.000den fazla işçi İstanbul ve Kocaeli'de şalter indirdi. Barikatları aşarak yürüyünce, Devlet sermayenin talebiyle sıkı yönetimi ilan etti. Orduyu sokağa indirdi.

12 Mart 1971 askeri muhterasından sadece 2 ay sonra 2 Mayıs 1971'de Vehbi Koç'un liderliğinde ve ev sahipliğinde - Ordu kanalıyla sola ve işçi hareketine göz dağı verilirken devletin ekonomi politikalarını doğrudan büyük holdinglerin çıkarlarına göre dizayn etmek için kurulmuş bir gölge kabine TÜSİAD - Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği kuruldu.  Sermaye siyaset ilişkisinin en çıplak ve acımasız örneği 1979 yılında yaşandı. İtal ikameci model tıkanmış, ülkede döviz bitmiş, kuyruklar başlamıştı.  CHP lideri Bülent Ecevit başbakandı ve büyük sermayenin istediği kemer sıkma politikaları - devalüasyona yanaşmıyordu.

Vehbi Koç ve TÜSİAD tarihte eşi görülmemiş bir siyasi hamleyle 1979  mayıs ve Haziranda ulusal gazetelere tam sayfa Gerçekçe Çıkış yolu ! başlıklı ilanlarla  seçilmiş hükümete yönelik açık bir ekonomik muhtıra verdikten sonra piyasaya mal arzı kısıtlandı. Ekonomik abluka derinleşti ve Ecevit hükümeti birkaç ay içinde istifa etmek zorunda kaldı. Ancak sokaklar ve fabrikalar hala kontrol altına alınamamıştı.  Devrimci mücadele halkın gündemindeydi ve patronlar için tehlike gittikçe artıyor, askeri müdahalenin ayak sesleri yaklaşmaktaydı.

1970'lerin sonu İtal ikameci model iflas etmiş, döviz bitmişti. Ama asıl sorun başkaydı. İşçi sınıfı o kadar örgütlü, sendikalar o kadar güçlüydü ki sermaye sınıfı kar oranlarını artırmak için ihtiyaç duyduğu acı reçeteyi bir türlü uygulatamıyordu. 24 Ocak 1980'de tarihe geçecek olan neoliberal ekonomi kararları ilan edildi.  Hedef ücretleri baskılamak, sendikaları ezmek ve ucuz iş gücüyle dışa açılmaktı.  Sermayenin imdadına 12 Eylül  yetişti. Koç grubunun göz bebeği ekonominin yeni patronu Turgut Özal idi.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narin'nin o meşhur "Bugüne kadar işçiler güldü, biz ağladık, şimdi gülme sırası bizde" sözü dönemin ruhuydu. Ancak sermaye siyaset ilişkisinin en somut, en cürretkar belgesi, henüz bir ayını bile doldurmamışken 3 Ekim 1980 tarihinde Vehbi Koç, darbenin lideri Orgeneral Kenan Evren'e özel bir mektup yazıp adeta bir holding CEO'suna verir gibi "Diskin ve ona bağlı sendikaların kapatılmış olmasından dolayı isabetli bir karar alınmıştır. Komünist partilerin, sendikaların kurulmasını önleyecek tedbirler alınmalıdır’ türünden iş talimatları veriyor ‘İşçilerle işverenler arasındaki uyuşmazlıkları halledecek Yüksek Hakem Kurulu derhal kurulmalıdır" diyordu.

Tankların patronlara sağladığı bu dikensiz gül bahçesi Koç Holding'in yönünü içeriden dışarıya küresel pazarlara çevirmesini sağladı. İçeride halkın alım gücü düşürüldüğü için ürettiklerini dışarıya satmak zorunda bugün Avrupa'nın en büyük beyaz eşya markalarından biri olan işçilerin alın teri ve kanıyla inşa edilen dev marka BEKO, Batı Avrupa pazarlarına girdi. 90'lı yıllara gelindiğinde Ford Otosansa İngiltere ve Almanya'daki işçi maliyetlerinden kaçan Ford Motor için en karlı çevresel üretim üssü haline gelirken, 1989 reel ücretleri 1980 öncesinin bile yarısına düşen işçiler tarihe bahar eylemleri olarak geçen fiili grevler, sakal bırakma ve çıplak ayakta yürüme gibi yaratıcı direnişlerle geri döndü.

1990'ların sonuna gelindiğinde Koç Holding küresel bir olma yolunda büyük adımlar atmıştı. Fakat Türkiye haritasında yeni bir tektonik kırılma yaşanıyordu. Anadolu sermayesi palazlanıyor. Yeşil sermaye adı altında yeni bir burjuva fraksiyonu İstanbul Dukalığından pay istiyordu.  2000'li yıllar devleti arkasına alan yeni sermaye gruplarıyla Koç’un temsil ettiği geleneksel TÜSİAT burjuvazisinin hem rekabet edeceği hem de rekor karlar için uzlaşacağı fırtınalı bir döneme gebeydi. 2001 krizi Türkiye'de sadece bir koalisyon hükümetin değil eski devlet yapısında yerle bir etmişti.  2002'de iktidara gelen AKePe beraberinde kendi sermaye sınıfını MÜSİYAD ile Anadolu kaplanlarını iktidara taşıyordu.

Geleneksel İstanbul burjuvazisi ve onun amiral gemisi Koç Holding için bu yeni siyasi iklim bir yandan ürkütücü bir ideolojik meydan okuma diğer yandan tarihlerinin en büyük büyüme fırsatıydı. Çünkü AKP'nin acil nakite - Koçunsa devlete ait devlet sanayi tesislerine ihtiyacı vardı.  İslamcı AKePe hükümeti ile Cumhuriyetin laik burjuva temsilcisi Koç Holding arasındaki en büyük finansal uzlaşma 2005 yılında yaşandı, en büyük sanayi kuruluşu Tüpraş özelleştirme idaresi tarafından satışa çıkarılınca Koç Holding Shell ortak girişim grubuyla $ 4 MİLYAR ile ihale ile Koç cirosunu bir gecede ikiye katlayıp Türkiye'nin açık ara en büyük tekel gücü haline geldi.

AKePe iktidarının bölgesel güç olma hevesi Koç Holding'e yepyeni bir kapı daha açtı. Devlet ordunun donanımını yerli sermaye ile üretme kararı aldı ve 2008'de Koç grubuna ait Otocar, Türkiye'nin ilk milli ana muharebe tankı olan Altay tankı prototipleri, Koç - RMK tersanesi donanma için devasa Milgen projesinin ihalesini kazandı.  Ancak bu kazan kazan ilişkisi 2013 yılının Haziran ayında ufak bir mola verdi.  Taksim - Geziden sadece haftalar sonra başlayan vergi denetimini Koç ailesi bir saldırı olarak algıladı.  Birinci hamlede Maliye Bakanlığı'na bağlı vergi müfettişleri polis eşliğinde Koç enerji şirketlerine eş zamanlı ve son derece magazinal baskınları düzenledi.

2. ve en büyük hamlede ise Koç'un RMK tersanesinin kazandığı  $1,5 milyar milli gemi ihalesi kamu yararı gerekçe gösterilerek başbakanlık tarafından iptal edildi. 3üncü hamle Otokar'ın başarıyla ürettiği Altay tankının seri üretim ihalesi Koçtan alındı ve Erdoğan'a aşık Etem Sancak'ın BMC şirketine verildi. Koç Holding siyasetin bu ağır saldırısına karşı geleneksel TÜSİAD taktiğini uyguladı, sessiz kaldı ve üretime devam etti ve kapitalizmin şaşmaz kuralı işledi. Vergi baskınlarına ve iptal edilen dev ihalelere rağmen Koç, Ford Otosan ve Tofaş üzerinden Avrupa'ya yaptığı devasa ihracatla kar rekorları kırmaya devam etti.

Çünkü devletin cari açığını kapatmak için Koçun getireceği milyarlarca dolarlık bize ihtiyacı vardı. İktidarlar kızabilir, bağırabilir ve cezalandırabilirdi ama günün sonunda kapitalist devlet en büyük sermayedarını korumak zorundaydı. Sonuçta Erdoğan bu kapitalist devleti temsil ediyor, Koç ailesi devlete mahkum olduğu kadar Erdoğan da Koç ailesine mahkumdu.  2020'lere gelindiğinde dünya küresel bir salgını ve ardından patlak veren savaşların sarsıntısını yaşarken, Avrupa merkezli dev tekeler üretim üstü olarak Çin'e bu kadar bağımlı olmanın ölümcül riskini fark ettiler. Üretim Avrupa'nın hemen yanı başındaki lojistik olarak güçlü ama iş gücü olarak Çin'den bile ucuz Türkiye'ye kaydırılmalıydı.

Kapitalist devlet aklı kriz anlarında kasaya girecek dövizi seçer. Türkiye 2018'den itibaren derin bir döviz krizine ve ekonomik krize girince devletin ihracat şampiyonu Koç'a, Koç'un da devletin ucuz kredilerine ihtiyacı doğdu. Bu yeni uzlaşmanın tarihi anı Mart 2021'de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'e yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alioç ve Ford Avrupa yöneticilerini bizzat ağırlayarak Ford Otosa'nın elektrikli ticari araç ve batarya üretimi için yapacağı 20,5 milyar liralık dev yatırımın duyurusunu yaptı. Siyaset kurumu Koç'un bu yatırımı için Vergi indirimleri, bedelsiz arazi tahsisi ve gümrük muafiyetleri ile Cumhuriyet tarihinin en büyük proje bazlı devlet yardımlarından birini onaylamıştı.

Kasım 2023'te Ford Otosan'ın Yeniköy fabrikasının açılışında Erdoğan ‘Rahmetli ve Vehbi Koç’un hayali olan yerli otomotiv vizyonunu ileriye taşıyan Koç ailesini tebrik ediyorum. İddia edilen gerilim varsa bile sıfırlanmış. Burjuvaziin iç savaşı yerini küresel rekabette omuz omuza verilmiş bir sınıf dayanışmasına bırakırken bu uzlaşmanın faturası ‘Yeni Türkiye ekonomi modelinde’  işçi sınıfı için korkunç bir enflasyon ve yoksullaşma demekti. Bu politika büyük sermaye için cumhuriyet tarihinin en büyük servet transferiydi.  Devlet bankalarındaninanılmaz  fonlanan kurlar artarken ürettiği malları dövizle Avrupa'ya satan Koç Holding şirketleri kar rekorları kırdı - Yapı Kredi 2022 yılında karını bir önceki yıla göre %400'ün üzerinde arttı.

Tüpraş - küresel rafineri marjlarının uçuşa geçmesi ve içerideki ucuz emek sayesinde benzeri görülmemiş bilançolar açıkladı. AKePe hükümetinin Devlet ekonomi politikası asgari ücretliği açlık sınırının altına iterken Türk sermayesinin KOÇbaşını tarihi bir sermaye birikimine kavuşturdu. Bu dönemin sosyopolitik arenadaki en popüler figürü şüphesiz Ali Koç, Sadece sermayedar olmanın ötesine geçerek Türkiye'nin en büyük sivil toplum örgütlerinden biri Fenerbahçe başkanı olarak da sahnedeydi.  Ahlaksızca milyarlar harcanan yabancı futbolcuların vergi vermemesi, sermaye ve siyaset içe geçmişti.

Mevcut AKePe rejimi ile uyumun son perdesi 100. yıl kutlamaları için çıkarılan Koç gazetesine yansıdı. Baba Vehbi Koç’un 12 Eylül faşizmini selamlayan mektubunu andıran bir röportajla ik nesil patronu Rahmi Koç jeopolitik meseleleri değerlendirirken Erdoğan rejimine tam bağlılığını ilan etti. Koç hanedanı ne kadar rezillikleri - yaptıkları yatırımlarla tartışılsa da tarihi bize çok net bir gerçeği fısıldıyor. Hükümetler değişir, krizler patlak verir, siyasi liderlerle holding patronları meydanlarda kavga edebilir. Ancak kapitalizmin işleyiş yasaları ve devletin o devasa mekanizması günün sonunda her zaman kendi yarattığı büyük sermayenin karlığını korumak üzere çalışır.

Çünkü o sistemin asıl KOÇbaşı daima eli kanlı sermayenin kendisidir.

 

Derleme kaynağı..  Reklamlarda “milli", ihalede “milyarder": Koç Holding’in skandallarla dolu 100 yılı / Deşifre

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.