Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

İdris Akyüz
Köşe Yazarı
İdris Akyüz
 

Bir dostum dediki

      Hazan ağlar baharımda ! İdris Akyüz - 25.09.2026  Bir dostum dedi ki; “İçim yanıyor içim… Koca bir bidon sobada cayır cayır yanan meşe odunu gibiyim…Artık bu ülkede yaşanmaz, başka diyarlara gitmek lazım !”   O’na, Bedri Rahmi’nin sözleriyle yanıt verdim ve dedim ki; Kirazın derisinin altında kiraz Narın içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var Canıma ciğerime dek işlemiş Canıma ciğerime Sapına kadar. Elma dalından uzağa düşmez Ne yana gitsem nafile. Memleketin hali gözümden gitmez Bin bir yerimden bağlanmışım Bundan ötesine aklım ermez. (…)   Dedi ki: — İyi de neden böyle bitkinsin? Hani o yaşama sevincin, coşkun, heyecanın? Neden bu kadar mutsuzsun? Bana söylüyorsun ama sen de bu değilsin… Bir süre sustum. İnsan bazen öyle bir susar ki, söylediği bütün sözler suskunluğunun içinde büyür, dallanır, yapraklanır. Sonra içinden bir cümle çıkar; yıllardır biriktirdiği bütün yorgunluğu sırtına yüklenmiş gibi ağır... Mehmet Akif’ten alıntı yaptım ve O’na dedim ki; - Teselliden nasibim yok. Hazan ağlar baharımda... Sonra başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Gökyüzü maviydi. Ama insanın içi her zaman gökyüzü gibi olmuyor. Bir zamanlar sabahları başka uyanırdım. Dünyanın bütün kapıları açık sanırdım. Bir kuş uçsa peşinden koşacak kadar hafif, bir türkü duysam dağlara çıkacak kadar coşkulu, bir çocuğun gülüşünü işitsem dünyayı yeniden kuracak kadar umutlu... Hayat, insanın elinden önce küçük şeyleri alıyor. Bir sabah eski heyecanını bulamıyorsun. Bir başka sabah, eskiden sevdiğin bir şarkı artık içine dokunmuyor. Sonra bir dostun sesi uzak geliyor. Bir yolun dönüşü eskisi kadar sevindirmiyor seni. Derken insan, kendi içinde bir evin odalarını birer birer kapatıyor. Kimse fark etmiyor. Çünkü dışarıdan bakınca hâlâ yürüyorsun. Hâlâ konuşuyorsun. Hâlâ gülüyorsun. Ama insanın içinde bazen öyle uzun kışlar yaşanıyor ki, bahar gelse bile ağaçlar çiçek açmaya cesaret edemiyor. Benimki biraz da bundan… Çünkü yoruldum. Ama yoldan değil. İnsanlardan yoruldum. Beklemekten yoruldum. İyiliğin karşılığını kötülükle, sadakatin karşılığını vefasızlıkla, doğruluğun karşılığını suskunlukla gördüğüm günlerden yoruldum. Yine de hayattan vazgeçmedim. İnsan hayattan vazgeçse, sabahın ışığına niçin baksın? Ormandaki bir ağacın rüzgârla konuşmasını niçin dinlesin? Demek ki içimizde, bütün yorgunluklara rağmen ölmemiş bir şey var. Belki umut. Belki inat. Belki çocukluğumuzdan kalma o tuhaf yaşama sevinci. İnsan bazen kendisini toparlayamaz. Bazen hayat gelip insanı kendi elleriyle toplar. Bir yağmur başlar mesela. Toprak kokar. Uzakta bir köpek havlar. Bir kadın pencereyi açar. Bir çocuk sokağa çıkar. Bir türkü yayılır vadilerden gök yüzüne…Ve sen anlarsın; Daha bitmemiş. Daha söyleyecek sözün var. Daha yürüyecek yolun, sevecek insanların, dokunacak ellerin, görecek günlerin var.  O zaman başını kaldırırsın. Hazan hâlâ ağlıyordur baharında belki... Ama sen bilirsin ki bahar, yeniden başlamaktır. Ve insan, en çok da kendisini kaybettiği yerde yeniden bulur. Ben de bulacağım… Belki bugün değil. Belki yarın da değil. Ama bulacağım. Çünkü insanın içinde, en karanlık gecede bile yolunu bilen küçük bir ateş böceği vardır. Ve o ışık sönmedikçe... Hayat da daha bitmemiştir…

Bir dostum dediki

 

 

 

Hazan ağlar baharımda !

İdris Akyüz - 25.09.2026 

Bir dostum dedi ki;

“İçim yanıyor içim… Koca bir bidon sobada cayır cayır yanan meşe odunu gibiyim…Artık bu ülkede yaşanmaz, başka diyarlara gitmek lazım !”

 

O’na, Bedri Rahmi’nin sözleriyle yanıt verdim ve dedim ki;

Kirazın derisinin altında kiraz

Narın içinde nar

Benim yüreğimde boylu boyunca

Memleketim var

Canıma ciğerime dek işlemiş

Canıma ciğerime

Sapına kadar.

Elma dalından uzağa düşmez

Ne yana gitsem nafile.

Memleketin hali gözümden gitmez

Bin bir yerimden bağlanmışım

Bundan ötesine aklım ermez. (…)

 

Dedi ki:

— İyi de neden böyle bitkinsin? Hani o yaşama sevincin, coşkun, heyecanın? Neden bu kadar mutsuzsun? Bana söylüyorsun ama sen de bu değilsin…

Bir süre sustum. İnsan bazen öyle bir susar ki, söylediği bütün sözler suskunluğunun içinde büyür, dallanır, yapraklanır. Sonra içinden bir cümle çıkar; yıllardır biriktirdiği bütün yorgunluğu sırtına yüklenmiş gibi ağır...

Mehmet Akif’ten alıntı yaptım ve O’na dedim ki;

- Teselliden nasibim yok. Hazan ağlar baharımda...

Sonra başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Gökyüzü maviydi. Ama insanın içi her zaman gökyüzü gibi olmuyor. Bir zamanlar sabahları başka uyanırdım. Dünyanın bütün kapıları açık sanırdım. Bir kuş uçsa peşinden koşacak kadar hafif, bir türkü duysam dağlara çıkacak kadar coşkulu, bir çocuğun gülüşünü işitsem dünyayı yeniden kuracak kadar umutlu...

Hayat, insanın elinden önce küçük şeyleri alıyor. Bir sabah eski heyecanını bulamıyorsun. Bir başka sabah, eskiden sevdiğin bir şarkı artık içine dokunmuyor. Sonra bir dostun sesi uzak geliyor. Bir yolun dönüşü eskisi kadar sevindirmiyor seni. Derken insan, kendi içinde bir evin odalarını birer birer kapatıyor.

Kimse fark etmiyor. Çünkü dışarıdan bakınca hâlâ yürüyorsun. Hâlâ konuşuyorsun. Hâlâ gülüyorsun. Ama insanın içinde bazen öyle uzun kışlar yaşanıyor ki, bahar gelse bile ağaçlar çiçek açmaya cesaret edemiyor. Benimki biraz da bundan…

Çünkü yoruldum. Ama yoldan değil. İnsanlardan yoruldum. Beklemekten yoruldum. İyiliğin karşılığını kötülükle, sadakatin karşılığını vefasızlıkla, doğruluğun karşılığını suskunlukla gördüğüm günlerden yoruldum. Yine de hayattan vazgeçmedim. İnsan hayattan vazgeçse, sabahın ışığına niçin baksın? Ormandaki bir ağacın rüzgârla konuşmasını niçin dinlesin?

Demek ki içimizde, bütün yorgunluklara rağmen ölmemiş bir şey var. Belki umut. Belki inat. Belki çocukluğumuzdan kalma o tuhaf yaşama sevinci. İnsan bazen kendisini toparlayamaz. Bazen hayat gelip insanı kendi elleriyle toplar. Bir yağmur başlar mesela. Toprak kokar. Uzakta bir köpek havlar. Bir kadın pencereyi açar. Bir çocuk sokağa çıkar. Bir türkü yayılır vadilerden gök yüzüne…Ve sen anlarsın;

Daha bitmemiş. Daha söyleyecek sözün var. Daha yürüyecek yolun, sevecek insanların, dokunacak ellerin, görecek günlerin var.  O zaman başını kaldırırsın. Hazan hâlâ ağlıyordur baharında belki... Ama sen bilirsin ki bahar, yeniden başlamaktır. Ve insan, en çok da kendisini kaybettiği yerde yeniden bulur.

Ben de bulacağım… Belki bugün değil. Belki yarın da değil. Ama bulacağım. Çünkü insanın içinde, en karanlık gecede bile yolunu bilen küçük bir ateş böceği vardır.

Ve o ışık sönmedikçe... Hayat da daha bitmemiştir…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.