UNUTULAN TARİH
Türk olduğu inkar edilen Osmanlı'nın Çöküşünden Sonra Balkanlarda ve Kırım'da Türk ve Müslüman Halklara Uygulanan Pogrom ve Katliam Hareketleri
1821 — 1989 Tarihin Sessiz Kalan Sayfaları
Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa topraklarından çekilmesi, yüzyıllarca bu coğrafyada yaşayan Türk ve Müslüman halklar için büyük bir felaketin başlangıcı oldu. Tanklarla, kılıçlarla ve alevlerle uygulanan bu felaket; tarihçilerin büyük çoğunluğunca göz ardı edildi, Batılı kamuoyunca ise neredeyse hiç sorgulanmadı.
Amerikalı tarihçi Justin McCarthy'nin çalışmalarına göre, 1821-1922 yılları arasında yaklaşık 5,5 milyon Müslüman Türkü Avrupa topraklarından sürüldü; beş milyondan fazlası ise katledildi ya da zorunlu göç sırasında açlık ve hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.
MORA KATLİAMI (1821-1822)
1.1 Tarihsel Arka Plan: 1821 yılı baharına gelindiğinde, Mora (Yunan) Yarımadası'nda Türkler, Rumlar ve Yahudiler birlikte yaşıyordu. Türk-Müslüman nüfusun yaklaşık 90.000-100.000 kişi idi. Dört asrı aşkın süre boyunca komşuluk ilişkisi içinde yaşayan bu topluluklar arasında ticari ve sosyal bağlar kuvvetliydi.
Yunan bağımsızlık hareketi, Filiki Eteria adlı gizli örgütün öncülüğünde ve Rusya ile Batılı güçlerin örtülü desteğiyle örgütlendi. İsyan, siyasi bir bağımsızlık talebi olarak başlamış; ancak kısa sürede Türk ve Müslüman halka yönelik etnik ve dinî bir kıyıma dönüşmüştür.
Tarih Mart 1821 — Şubat 1822
Bölge Mora (Peloponnesos) Yarımadası, Yunanistan
Kayıp Tahminen 25.000 — 40.000 Türk ve Müslüman sivil
1.2 Tripoliçe Katliamı — 23 Eylül 1821
Mora Katliamı'nın en kanlı sahnesi, Tripoliçe (bugün Tripolis) şehrinde yaşandı. Şehir beş ay boyunca 50.000 ila 60.000 Rum isyancı tarafından kuşatıldı. 23 Eylül 1821'de ele geçirilen şehirde, yaklaşık 40.000 Türk sivil — kadın, çocuk ve yaşlı dahil — üç gün içinde katledildi.
İngiliz tarihçi William St. Clair, olayları şöyle aktarmıştır: Yunanistan Turkleri kendilerinden sonra cok az iz biraktılar; aniden ve tamamen 1821 yazında yok oldular....
Cesetler günlerce sokaklarda bırakıldı. Evler ateşe verildi. Hayatta kalanların büyük çoğunluğu zorla Hristiyanlaştırıldı ya da köle pazarlarında satıldı. Olayların tanığı olan İngiliz General Gordon, anlaşmayı ihlal eden Yunan çetelere sert çıkmış; ancak Yunan müzakereci Poniropolous'un kayıtlara geçen yanıtı tarihin bu sayfasının neden gizlendiğini gözler önüne sermiştir: anlaşma belgesinin bir nüshasını Türklerle birlikte yok ettiklerini bizzat itiraf etmiştir.
1.3 Kültürel İmha: Katliamın ardından Mora'daki Türk-Müslüman varlığı bütünüyle silindi. Osmanlı döneminden kalma camiler ya yıkıldı ya da kiliseye dönüştürüldü. Mezarlıklar tahrip edildi. Türkçe yer adları değiştirildi. Bağımsızlık ilan edildiğinde, yüzyıllarca bu toprakta yaşayan yaklaşık 90.000 kişilik Müslüman-Türk topluluktan geriye hiçbir şey kalmamıştı.
BÖLÜM II: 93 HARBİ VE SONRASI (1877-1878)
2.1 Savaşın Patlak Vermesi: Rusya'nın Panslavizm politikası ve Balkanlardaki Hristiyan toplulukları kışkırtması, 24 Nisan 1877'de Osmanlı-Rus Savaşı'nın patlamasına yol açtı. Savaş, Rumî takvimin 1293 yılına denk gelmesi nedeniyle tarihimizde '93 Harbi' adıyla geçmektedir.
Osmanlı Devleti, hem Tuna (Balkan) Cephesi'nde hem de Kafkas Cephesi'nde ağır bir yenilgiye uğradı. 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ve akabinde yapılan Berlin Kongresi ile Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlığını kazandı; Bulgaristan Prensliği kuruldu. Osmanlı'nın bu topraklardan çekilmesi, bölgedeki Müslüman-Türk nüfus için büyük bir felaketin kapısını araladı.
Tarih Nisan 1877 — Mart 1878
Etkilenen Bölge Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Trakya
Tahmini Kayıp 250.000 — 400.000 Müslüman-Türk hayatını kaybetti; 1 — 1,5 milyon kişi göçe zorlandı
2.2 Bulgaristan'daki Katliamlar: Rus ordusu ilerleyişi sırasında Bulgar çeteler, Rus kuvvetleriyle koordineli biçimde hareket ederek Türk köylerini sistematik olarak yaktı ve yıktı. Dönemin Osmanlı arşiv belgelerine dayanılarak hazırlanan tanıklıklar son derece çarpıcıdır.
Belgelenen olaylar arasında şunlar öne çıkmaktadır: Çayırlı köyünde 200 Müslüman Rus ve Bulgarlar tarafından kılıçtan geçirildi. Arnavutlu bölgesinden kaçan 10 araba dolusu sivil kafile Karaçumak'ta katledildi. Uçdestin köyünün tüm halkına kıyıldı. Rusçuk'a 4 saat mesafedeki Ostrica ve Kostova köylerinde, 35 çocuk dahil bütün halk öldürüldü. Tırnova kazasının Kestan ve Yelkan köylerinde toplu katliamlar gerçekleştirildi.
Amerikalı tarihçi Kemal Karpat, bu dönemde yalnızca Bulgaristan'da 300.000 Müslümanın öldürüldüğünü ve 1 ila 1,5 milyon kişinin göçe zorlandığını ileri sürmektedir. Bir ABD kaynağı ise 400.000 Türkün katledildiğini ve bir milyon Türkün ülkesini terk etmek zorunda kaldığını kayıt altına almıştır.
2.3 Sofya'da Miras Yıkımı: Rusya'nın 24 Nisan 1877'de Osmanlı'ya savaş ilan etmesiyle başlayan ve 3 Mart 1878'de Ayastefanos (İstanbul - Yeşilköy) Antlaşması ile sona eren çatışmalar 1293 yılına denk gelmesinden ‘93 Harbi’ olarak bilinen 'nden önce Bulgaristan Sofya'da – arşivlerde kayıtlı 82 cami, 121 mescit ve 33 tane tekke bulunuyordu. Bugün bu camilerden yalnızca bir tanesi — Banyabaşı Camii - ayaktadır. Diğerlerinin hepsi yıkılmış, yakılmış ya da farklı amaçlarla kullanılmak üzere el konulmuştur. Bu durum, yaşanan yıkımın boyutlarını somut biçimde gözler önüne sermektedir.
2.4 Trakya ve Diğer Bölgeler: Plevne, Şumnu, Tırnova ve Kızanlık gibi önemli Osmanlı şehirlerinde de kitlesel infazlar gerçekleşti. Rus ilerleyişiyle birlikte sivil Türk nüfus kaçış yollarına döküldü; ancak pek çoğu yollarda kılıçtan geçirildi ya da açlık ve soğuktan hayatını kaybetti.
BÖLÜM III: BALKAN SAVAŞLARI (1912-1913)
3.1 Genel Tablo
8 Ekim 1912'de Birinci Balkan Savaşı'nın patlak vermesiyle Osmanlı İmparatorluğu, Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ'dan oluşan ittifaka karşı cephe açtı. Osmanlı kuvvetleri kısa sürede büyük bir yenilgiye uğradı ve Rumeli topraklarının neredeyse tamamını yitirdi. Bu süreçte Osmanlı'nın çekildiği her bölgede Türk ve Müslüman halklara yönelik sistematik etnik temizlik hareketleri başladı.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı, savaş suçlarını belgelemek amacıyla 1913'te Balkanlara özel bir komisyon gönderdi. Komisyonun hazırladığı rapor, yaşanan vahşeti Avrupa kamuoyuna aktaran nadir belgelerden biridir. Michael Mann, bu rapora dayanarak yapılan eylemleri 'Avrupa'da daha önce görülmemiş muazzam ölçüde cani etnik temizlik' olarak nitelendirmiştir.
Tarih Ekim 1912 — Ağustos 1913
Etkilenen Bölge Makedonya, Trakya, Arnavutluk, Kosova, Ege adaları
Tahmini Kayıp Yaklaşık 500.000 — 600.000 Müslüman hayatını kaybetti; 1,5 milyon kişi göç etmek zorunda kaldı
3.2 Bulgar Ordusu'nun Zulümleri: Birinci Balkan Savaşı'nda en fazla Müslüman-Türk kaybı veren cephelerden biri Bulgar ilerleyişinin yaşandığı bölgelerdir. Kasım 1912'de bugünkü Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan Ustrumca (Strumica) kentinde Bulgarlar, otuz kadar Türk Müslümanı öldürdü. Bulgarlar, 1912'nin sonlarında Makedonya'da Türklere karşı bir ay süren katliam gerçekleştirerek 4.300 kişiyi öldürdü.
Svilengrad ilçesinde 1903 yılında 10.432 olan Müslüman Türk nüfus, 1920 yılında sadece 153 kişiye geriledi. Ortaköy ilçesinin haritasından 79 köyden 32'si silindi; diğerlerinin etnik yapısı ise tamamen değiştirildi. Keza: Müslüman Türk Pomaklar’da bu dönemde ağır baskılara maruz kaldı. Bulgar ordusu, ilk askeri başarıların verdiği coşkuyla 1912 sonbaharı ve 1913 başında Pomaklara zorla Hristiyanlığı dayattı; direnen on binlerce Pomak öldürüldü.
3.3 Sırp ve Karadağ Kuvvetlerinin Zulümleri: Carnegie Komisyonu'nun raporuna göre, Sırbistan ve Karadağ ordusu Arnavutluk ve Kosova'daki Osmanlı kuvvetlerini kovmasının ardından Arnavut ve Müslüman nüfusa karşı çok sayıda savaş suçu işledi. Sırp kontrolündeki Kosova Vilayeti'ndeki ilk birkaç aydaki kurban sayısının 25.000 kişiyi aştığı tahmin edildi.
Bu suçlar, dönemin Avrupa ve Amerika basınına da yansımış; Sırp muhalefet gazeteleri bile yaşanan vahşeti haberleştirmek zorunda kalmıştır.
3.4 Yunan Kuvvetlerinin Uygulamaları: Yunan ordusu, Selanik ve çevresini ele geçirmesinin ardından bölgedeki Türk Müslüman nüfus üzerinde yoğun baskı uyguladı. Türk mahalleleri yerle bir edildi; ibadethaneler tahrip edildi. Pek çoğu aç susuz Anadolu'ya göç etmek zorunda bırakıldı. İngiliz gözlemci H. A. Gwynne'in 1913 tarihli raporunda Bulgar çetelerinin köylü Türkleri diri diri yaktığı, kadınları zorla Hristiyan yaptığı ve çocukları annelerinin gözlerinin önünde öldürdüğü aktarıldı.
3.5 Demografik Yıkımın Boyutları: Balkan Savaşları'nın sona erdiği 1913 yılından itibaren derlenen istatistikler son derece çarpıcıdır. Savaş başlamadan önce Balkanlarda 4,4 milyon Osmanlı vatandaşı Türk ve Müslüman yaşıyordu. Savaşların ardından sağ salim Türkiye'ye ulaşabilen göçmen sayısı 413.922 kişiydi. Savaş öncesi nüfusla karşılaştırıldığında, yaklaşık 650.000 kişinin kaybı söz konusuydu. Bu kayıpların tümünün katliam, açlık ve hastalıktan kaynaklandığı kesinleşmiş durumdadır.
BÖLÜM IV: KIRIM'DA TÜRKLERE YÖNELİK ZULÜMLER
4.1 Rusya'nın Kırım'ı İlhakı (1783): Kırım Hanlığı, Cengiz Han soyundan gelen Hacı Giray tarafından 1441 yılında kurulmuş ve yaklaşık 300 yıl Osmanlı Devleti'nin himayesinde varlığını sürdürmüştür. 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması, Kırım'ın Osmanlı koruması altından çıkmasına zemin hazırladı. Çariçe II. Katerina, 8 Nisan 1783'te Kırım'ı Rus İmparatorluğu'na kattığını ilan etti.
İlhakın ardından Rus yönetimi, Kırım'ın demografik, kültürel ve dinî yapısını köklü biçimde değiştirme politikasına girişti. Türk-İslam kimliğini zayıflatmak amacıyla yer adları değiştirildi, tarihî izler sistematik olarak silindi ve Müslüman halk göçe zorlandı. Köylerin çevresine kiliseler ve manastırlar yapıldı; yerli halk üzerinde baskılar giderek arttı.
Tarih 1783 — Günümüz (Kesintisiz süreç)
Etkilenen Halk Kırım Tatarları (Kırım Türkleri)
Sonuç 1783'te nüfusun çoğunluğunu oluşturan Kırım Türkleri, 20. yüzyıl başında azınlığa düştü; 1944'te tamamen sürgün edildi
4.2 19. Yüzyıl Boyunca Süren Baskı ve Göçler: Rus hâkimiyetinin ilk yüzyılında yüz binlerce Kırım Türkü, 'Ak Toprak' dedikleri Osmanlı topraklarına hicret etmek zorunda kaldı. Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşı'nın ardından Rus baskısı doruk noktasına ulaştı. Savaş sonrasında 600.000'i aşkın Kırım Türkü Osmanlı topraklarına göç etti. Kırım'da yürütülen sistematik Slavlaştırma politikası; Türk mülklerine el koyma, Müslümanlara yönelik ayrımcı uygulamalar ve İslam kurumlarının tasfiyesini kapsıyordu.
4.3 Sovyet Dönemi: Tasfiye Politikaları (1920-1940): 1917 Bolşevik Devrimi'nin ardından Sovyet yönetimi, Kırım Türklerine yönelik baskıları farklı bir ideolojik kılıfla sürdürdü. 1920'lerin sonunda başlayan kolektifleştirme politikaları kapsamında Kırım Türklerinin geçimini sağladığı tarım arazileri müsadere edildi; binlerce aile köylerinden söküldü.
1929'da Alakat ayaklanmasının kanlı biçimde bastırılması sürecinde on binlerce Kırım Türkü kurşuna dizildi ya da sürgüne gönderildi. 1930'ların büyük tasfiye dalgasında ise Kırım Tatar aydınları, din adamları ve önderleri hedef alındı; toplumun hafızasını taşıyan bu kesim ya idam edildi ya da Sibirya'daki toplama kamplarına gönderildi.
4.4 18 Mayıs 1944: Büyük Sürgün: İkinci Dünya Savaşı sırasında Kırım, bir süreliğine Alman işgaline uğradı. Kızıl Ordu'nun 1944 başında yarımadayı geri almasının ardından Stalin: İstiklal harbinde size yardım ettik, siz şimdi kalkıp kapitalist İngiliz ve Amerikalılarla Adana’da nasıl anlaşma yaparsınız diye, soydaşlarımız Kırım Türklerini Almanlara iş birliği yapmakla suçladı.
Oysa bu suçlama asla gerçeği yansıtmıyordu: Çünkü Kırım Türklerinin büyük çoğunluğu Sovyet saflarında Nazi Almanyası'na karşı savaşmıştı. Buna rağmen Josef Stalin, gizli bir kararnameyle 18 Mayıs 1944'te tüm Kırım Türklerinin sürgün edilmesini emretti. 32.000'den fazla NKVD birliği, gece yarısı köyleri ve evleri bastı. Aileler birkaç dakika içinde hayvan vagonlarına doldurularak Orta Asya'ya sürgüne gönderildi.
Resmi NKVD verilerine göre toplamda 193.865 Kırım Türkü sürgün edildi: 151.136 kişi Özbekistan'a, 8.597 kişi Mari ÖSSC'ye, 4.286 kişi Kazakistan'a, geri kalanlar ise Rusya'nın çeşitli bölgelerine gönderildi. NKVD'nin kendi verilerine göre bile Mayıs 1944'ten Kasım'a kadarki süreçte yalnızca Özbekistan'a gönderilen Kırım Türklerinden 10.105 kişi açlık ve hastalıktan öldü.
Bir buçuk yıl içinde sürgünde hayatını kaybedenlerin toplam sayısı yaklaşık 30.000 kişi, yani sürgün edilenlerin yüzde 20'siydi. Farklı araştırmacılar, gerçek kayıp sayısının çok daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir. 18 Mayıs bugün Kırım Türkleri için resmi matem günüdür. Kırım Sürgünü, Ukrayna ve birçok uluslararası kuruluş tarafından soykırım olarak tanınmıştır.
BÖLÜM V: BALKANLARDA SÜREGELEN ZULÜM (1913-1945)
5.1 Birinci Dünya Savaşı Döneminde Trakya: Birinci Balkan Savaşı'nda Edirne dahil Doğu Trakya'nın büyük bölümü Bulgarların eline geçti. Bu dönemde bölgedeki Türk köyleri sistematik biçimde tahrip edildi; Müslüman halk göçe zorlandı ya da katledildi. Edirne 1913'te geri alınsa da Birinci Dünya Savaşı sırasında Batı Trakya yeniden işgale uğradı ve Türk nüfus ağır zulüm gördü.
5.2 Yunan İşgali ve İzmir Katliamı (1919-1922): Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Yunan kuvvetleri, İtilaf Devletleri'nin onayıyla Mayıs 1919'da İzmir'e çıkarma yaptı. İşgal süresince Batı Anadolu'da kapsamlı katliamlar ve yıkımlar gerçekleştirildi. Carnegie Komisyonu daha önce Balkanlarda saptadığı vahşetin bu kez Anadolu'da tekrarlandığını belgeleyemedi; zira savaş koşulları bunu engelledi.
5.3 Boşnaklar ve Diğer Müslüman Halklar: Bosna-Hersek'te yaşayan Çoğu Türk isimli – kökenli Müslüman Boşnaklar, 19. yüzyıl boyunca Sırp ve Hırvat milliyetçiliğinin hedefi oldu. Osmanlı'nın 1878'de bölgeyi Avusturya-Macaristan'a devretmesiyle başlayan süreçte Boşnakların önemli bir kısmı Bugün sadece İstanbul - Yeni Bosna bölgesinde sayıları çeyrek milyon olan Boşnak Türkleri Osmanlı topraklarına göç etmişti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sırp çeteleri, Boşnak köylerinde kitlesel katliamlar gerçekleştirdi.
Arnavutlar ve Pomaklar da bu dönemde ağır baskılara maruz kaldı. Türklerin uzantısı olarak görülen bu topluluklar, daha hafızalarımızda yeni – Bosna Hersek SIRP katliamı dahil, Yunan, Sırp, Bulgar ... çoğu Balkan devletleri tarafından etnik temizlik kapsamında sistematik biçimde hedef alındı. Birçoğu zorla Hristiyanlaştırıldı; direnenlerin tamamı öldürüldü.
BÖLÜM VI: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI — YENİ BASKALAR (1945-1989)
6.1 Yugoslavya'daki Türkler — Tito Dönemi: İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Yugoslavya'da kurulan Tito yönetimi, Müslüman Türklere yönelik çeşitli baskı politikaları uyguladı. Bu dönemde Makedonya ve Kosova'daki Türk ve Arnavut nüfus, ideolojik gerekçelerle kültürel baskıya maruz kaldı. Türkçe eğitim kısıtlandı; Türklere ait mülklere el konuldu. Tito'nun 'Kardeşlik ve Birlik' söylemi altında gerçekleşen bu baskılar, büyük bir göç dalgasına yol açtı.
Selçuk Üniversitesi'nin araştırmalarına göre, Yugoslavya'dan Türkiye'ye yönelik sistematik göç dalgaları 1952-1967 ve 1968-1996 yılları arasında yoğunlaşarak devam etti. Bu göçlerin temelinde etnik baskı, mülk müsaderesi ve dinî kısıtlamalar yatmaktaydı.
6.2 Bulgaristan'da İsim Değiştirme Süreci (1984-1989): Bulgaristan'daki Türk azınlığa yönelik en sistematik asimilasyon politikası 1984-1985 yıllarında uygulamaya konuldu. Todor Jivkov liderliğindeki Bulgar komünist yönetimi, 'Yeniden Doğuş Süreci' adını verdiği zorunlu asimilasyon kampanyası kapsamında ülkedeki yaklaşık 900.000 Türkün Slav-Bulgar isimleri almasını dayattı.
Bu politika kapsamında şu uygulamalar hayata geçirildi: Türkçe isimler zorla Bulgarca isimlerle değiştirildi. Türkçe konuşmak kamuya açık alanlarda yasaklandı. Türk gelenekleri, düğünleri ve dini pratikler yasaklandı. Camiler kapatıldı veya farklı amaçlarla kullanılmaya başlandı. Bu politikalara direnen binlerce kişi tutuklandı; yüzlercesi hayatını kaybetti.
6.3 1989 Bulgaristan Türk Göçü: Asimilasyon politikasına karşı Türkler protestolar düzenledi. Jivkov yönetimi, protestoları kanlı biçimde bastırdı. Akabinde yüz binlerce Türk'ü Türkiye'ye sürgün etti. 1989 yazında Bulgaristan'dan Türkiye'ye yönelik tarihin en büyük göç dalgalarından biri yaşandı: Üç ay içinde yaklaşık 350.000 Türk Bulgaristan'ı terk etmek zorunda kaldı.
Bu kitlesel sürülme, Bulgaristan Müslümanlarının 1877'den bu yana maruz kaldığı baskı döngüsünün en son halkasını oluşturuyordu. Sosyalist bloğun çöküşüyle birlikte bazı Türkler Bulgaristan'a döndü; ancak bölgenin demografik yapısı kalıcı olarak değişmişti.
BÖLÜM VII: BOSNA - KOSOVA SOYKIRIMLARI
7.1 Bosna-Hersek Savaşı (1992-1995): Yugoslavya'nın dağılma sürecinde Bosna-Hersek, 1992'de bağımsızlığını ilan etti. Bunu izleyen dönemde Sırp milliyetçi kuvvetler, Boşnak Müslümanlara yönelik kapsamlı bir etnik temizlik hareketi başlattı. Üç yılı aşkın süren savaş boyunca yaklaşık 100.000 kişi hayatını kaybetti; 2,2 milyon kişi yerinden edildi.
Bu savaşın en karanlık olayı, Temmuz 1995'te yaşanan Srebrenica katliamıdır. Birleşmiş Milletler'in 'güvenli bölge' ilan ettiği Srebrenica'da Ratko Mladiç komutasındaki Sırp kuvvetleri, 8.000'den fazla Boşnak Müslüman erkeği ve genci öldürdü. Srebrenica katliamı, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edilmiştir.
7.2 Kosova'da Etnik Temizlik (1998-1999): 1998-1999 yıllarında Sırp kuvvetleri, Kosova'daki Arnavut nüfusa yönelik sistematik bir etnik temizlik kampanyası yürüttü. Köyler yakıldı; yüz binlerce kişi yerinden edildi. BM verilerine göre 10.000-12.000 Arnavut hayatını kaybetti. NATO'nun 1999'daki müdahalesi, bu süreci durdurmaya yönelik uluslararası tepkinin bir yansıması olmuştur.
BÖLÜM VIII: GENEL DEĞERLENDİRME VE İSTATİSTİKSEL ÖZET
8.1 Dönemlere Göre Türk Kayıplar
Mora Katliamı (1821) Yunanistan 25.000-40.000 Yunan isyancılar
93 Harbi (1877-78) Bulgaristan, Trakya 250.000-400.000 Rus ordusu, Bulgar çeteler
Balkan Savaşları (1912-13)
Makedonya, Trakya 500.000-600.000 Bulgar, Sırp, Yunan orduları
Kırım İlhakı (1783-1944) Yüz binlerce Çarlık ve Sovyet Rusya tarafından sadece 1944 Sürgününde 30.000+ SSCB/Stalin
Bosna Savaşı (1992-95) 118.000 kişi Sırp kuvvetleri
Kosova (1998-99) 10.000-12.000 kişi Sırp kuvvetleri ... tarafından katledildi
8.2 Genel Değerlendirme
Justin McCarthy'nin kapsamlı araştırmaları, 1821-1922 yılları arasında yaklaşık 5,5 milyon Osmanlı Türkü ve Müslümanının Avrupa topraklarından sürüldüğünü, beş milyondan fazlasının ise katledildiğini ya da zorunlu göç sırasında hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır.
Mariya Todorova'ya göre, 19. yüzyılın son 30 yılında bir milyondan fazla Osmanlı vatandaşı Balkanlarda yaşanan şiddet nedeniyle bu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Balkan Savaşları neticesinde ise Balkanlardaki Müslümanların yüzde 35'i sürülmüş, yüzde 27'si kıyıma uğramıştır.
SONUÇ: Hafıza, Tanınma ve Tarihsel Sorumluluk
Bu olayların ortak bir paydası vardır: Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa topraklarından çekilmesinin ardından Türk ve Müslüman halklar, sistematik pogrom, etnik temizlik ve soykırım hareketlerine maruz kaldı. Bu hareketler yüz yılı aşkın bir süreç içinde çeşitli coğrafyalarda farklı aktörler eliyle hayata geçirildi; ancak nitelik ve sonuç bakımından bir bütünlük taşımaktadır.
Bu tarihin yeterince bilinmemesinin birkaç temel nedeni vardır. Batılı kamuoyunun ilgisini Hristiyan-Slavik bakış açılarına yönelik olan dönemin siyasi iklimi; tarihsel anlatıların galiplerin tarafından yazılması; Osmanlı-Türk arşivlerinin uzun yıllar uluslararası araştırmacılara kapalı tutulması ve bu meselelerin Türkiye'de uzun süre yeterince işlenmemiş olması bunların başında gelmektedir.
Söz konusu olayların tarihsel kayıt altına alınması, siyasi bir gündem değil; tarihin tarafsız biçimde yazılmasının zorunlu gereğidir. Tarihin bu sessiz kalan sayfalarının aydınlatılması; benzer trajedilerin tekrarlanmaması için toplumsal hafızanın beslendiği en sağlam kaynaklardan birini oluşturmaktadır.
Tarihsel kaynaklar:
Justin McCarthy (Ölüm ve Sürgün),
Carnegie Endowment Balkan Savaşları Raporu (1913),
Vikipedi Müslüman-Türk Katliamları raporu
Mariya Todorova,
Türk Tarih Kurumu yayınları....
