
6 Mart 1923 tarihinde meclis hiç olmadığı kadar gergindi. Mustafa Kemal kürsüde, Ali Şükrü ise muhalif masadaydı. Mustafa Kemal konuşuyor, Ali Şükrü araya giriyordu. En sonunda dayanamayan Atatürk elini cebine soktu silahıyla birlikte Ali Şükrü Bey'in üzerine doğru yürüdü. Kimilerine göre Ali Şükrü Bey'in kalemi o gün kırılmıştı.
Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey 1884 yılında dünyaya geliyor. Trabzon kökenli bir ailenin evladı. Gayet vatansever, dinine düşkün biri olarak yetiştiriliyor. Çevresindekilere nazaran kendini bir hayli geliştirmiş bir insan.
Öncelikle iyi derecede İngilizce bilmesi sebebiyle yurt dışında okullara da gidiyor. Bahriye'de birincilikle mezun başarılarından dolayı İngiltere'de denizcilik üzerine çeşitli dersler alıyor, İngiltere'nin ünlü denizcileriyle görüşüyor. Kendi devrindeki askerlerin çoğu gibi Ali Şükrü Bey de fikirlere zincir vuran Abdülhamid'e muhalif olarak gençliğinde İttihatçılarla olan yakınlığını, 31 Mart ayaklanmasındaki tavrı, Abdülhamit'in tahttan indirilişinde de donanmayı örgütlemede yardımları dokunanlardan biriydi.
Ali Şükrü Bey donanma ile ilgili yazılar yazan bir cemiyetin kuruluşuna giriyor. Ardından yine devlet tarafından yurt dışına gönderiliyor. çeşitli gemilerin alımında, çeşitli torpidoların alımında yardımlara dokunuyor fakat Balkan savaşlarıyla birlikte askerlik mesleğinden soğuyor. Çünkü ona göre İttihat ve Terakki ordu ve siyaset denklemini kuramıyor. Ardından askerlikten soğuduğu için istifa etmek istediğinde savaşlardan dolayı kabul edilmiyor, 1914 yılında ordudan ayrılıyor. Matbaasında yazılar yazıyor.
1918 yılında yurt işgal edilene dek gemi alımı türünden çeşitli görevlerde bulunuyor. vatansever bir kişi olduğu için işgale karşı sivil direniş örgütlerine giriyor. İstanbul'da karakol cemiyetine dahil oluyor, çeşitli mitinglerin organize edilmesinde yardımı dokunuyor, Anadolu'da kıvılcıma ateş yapmak için çalışan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının yanında yer alıyor. Ardından Trabzon'da bir mebus seçimi oluyor. Fakat İstanbul'daki meclis İngilizler tarafından kapatılınca Mehmet Akif Ersoy ile birlikte Ankara'ya geliyor ve kurucu meclisin milletvekillerinden biri oluyor. Dini değerlere aşırı düşkün oldukça tutucu bir kişi olarak Mesela kadın hakları konusunda çok sıkı ve tutucu biri idi.
İlerleyen günlerde kendisi mecliste her konuda söz almasıyla meşhur biri haline geliyor. İyi hatip, sözünü dinleten fakat kolay kolay ikna olmayan biri olarak mecliste karşı çıktığı içki yasağının ardından tartışmaya sebebiyet veren olaylardan biride düzenli orduya geçiş meselesinde meydana geliyor ve ‘Zaten asker sayımız az, komutan sayımız fazla. O sebeple düzenli ordu kurmayalım. çete savaşlarıyla devam ettirelim’ ısrarına başta Atatürk ve İsmet Paşa olmak üzere üst düzey komutanların çoğu karşı çıkıyor. Fakat Ali Şükrü sonunda ‘düzenli orduyla çete orduları beraber devam etsin, küçük gruplar haline bölünsünler. Çete savaşı da devam etsin. Düzenli ordu onlara destek versin’ teklifinde bulunuyor. Fakat düzenli orduya geçilirken mecliste büyük tartışmalar çıkıyor.
O devirde mecliste Saltanat yanlıları, İttihatçılar gibi birçok değişik gruplar var. Ali Şükrü savaşın çetelerle kazanılacağını düşünenler arasında, Atatürk destekleyen o büyük kitlenin karşısında yer alan muhaliflerden en fazla konuşan, en fazla teklif veren, en hareketli isim Ali Şükrü grubunun lideri olarak Ziya Hurşi ile birlikte ilerleyen günlerde ilk başta idöl olarak gördüğü Atatürk sevgisi, yavaş yavaş değişecek özellikle Sakarya Meydan Muharebesi'nden önce, işbirliği yaptığı Kaçak saray damadı Enver Paşa Batum'dan Trabzon'a gelecek. Burada topladığı gönüllü alayıyla birlikte kendisine bağlı olan ittihatçılarla birlikte Ankara'da Atatürk üzerine yürüyeceği söylentilerine adı karışmıştı.
Enver Paşa Trabzon'da en güvendiği adamlardan biri - sağ kolu Yahya Kahya ilerleyen yıllarda Atatürk’e muhalif tavırları ve artık ele avuca sığmayan yapısı sebebiyle İsmail Hakkı Tekçe tarafından öldürülmüştü. Trabzon mebusu. Ali Şükrü meselenin üzerine çok fazla durdu ve Atatürk ile karşı karşıya geldiği en ciddi meselelerden bir idi ve Trabzon'daki Atatürkçü komutan Sami Bey’i çok sert bir şekilde eleştirmiş, aşağılamıştı. Atatürk kendisine edilen hakaretleri çoğunlukla sessizdi fakat herhangi bir askere, komutana karşı yapılan bu hakaretlere asla sessiz kalmazdı.
Ali Şükrü keza karşı olduğu İstiklal mahkemelerinin sadece askerlere, asker kaçaklarına ceza verebileceğini belirtiyor, diğer alınan bütün kararlara şüpheli gözüyle baktığından mecliste bir hayli muhalefet etmişti. Muhalif olduğu bir diğer konuysa Sakarya Meydan Muharebesinde ortaya çıkmış başkumandanlık yasasıydı. Atatürk Daha hızlı bir karar verebilmek için bütün sorumluluğu alıp başkomutan olarak askere doğrudan emir vermiş, meclisten çeşitli yasalar çıkarmıştı. Sakarya savaşı sonrası üçer ay sürelerle başkumandanlık yasası uzatılılırken, Ali Şükrü, 30 Ağustos büyük taarruza çok az bir süre kala tekrarlanacak kanun teklifi için ‘Meclisin de bir hakkı hukuku var diyerekten bu yasanın uzatılmaması gerektiğini’ söylediğinde, Atatürk bundan çok büyük bir üzüntü duymuş "Asla orduyu başsız bırakmam. Çok kritik bir zamandayız, bu meseleyi buraya gömelim ve düşmanlarımız bu tartışmayı bilmesin’’ dahi demişti.
Ali Şükrü’nün bu muhalif ve sert tavrı çeşitli anılarda karşımıza çıkmaktadır. Örneğin: İsmet İnönü hatıratında Ali Şükrü için ‘Meclisin en sert bir üyesiydi ve özellikle Atatürk'e son derece insafsız, kırıcı ifadeler ve hareketlerle hareket eden bir unsuru’ diye yazmıştı. O dönem milletvekillerinden Damar Arıkoğlu Ali Şükrü için ‘İngilizce bilir, etine dolgun, uzunca boylu, gözleri miyop, kalın camlı gözlük kullanır. Çenesi biraz kısa, hafif elmacık kemikli, sert bakışlı. ifadesi düzgün, iyi konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan ısrarcı bir hatipti’ demişti.
Ali Şükrü sosyal hayatında fazla tutucu - hatta biraz bağnazdı. Toplum hayatımızdaki değişikliğe dayanamazdı. Kadınlarımızın toplum içinde görev almalarından hiç yana değildi. Onun içindirki etrafında etkilediği Yobaz Hocalar ve tutucu mebuslarda saygınlığı büyüktü. Kendine aşırı güveni vardı ve Hükümet lehine konuşanları dalkavuklukla suçlardı. Aşırı kibir ile Ömrü boyunca Trabzon'dan mebus seçileceğini söyleyen Ali Şükrü muhalif tavrı, savaş kazanıldıktan sonra da artarak devam ediyor, hatta meclisteki Muhalif ikinci grubun görüşlerini belirten birde ‘Tan Gazetesinde’ yasalara, Atatürk’e çeşitli muhalefette bulunuyor ve saltanatın kaldırılmasına da karşı yayınlar yapıyor, el altından Türkiye'nin çeşitli yerlerine bu yazıları dağıtıyordu.
Aslında Ali Şükrü gençlik yıllarında her jön Türk gibi eleştirdiği saltanatın kaldırılmasına oy verenlerden biri idi. Fakat sonra belkide meclis başkanlığına kendini yakıştıran ruh hali ile ‘insanca eşit yaşam için, kapı yerine yaradana kulluk için Saltanat mutlaka kaldırılacak’ diyen Atatürk’e karşı ‘Meclis saltanata, hilafete - Abdülmecid'e emir veremez !’ deyip ardından ‘gerektiği kadar toprak alamadığımızdan, Misak-ı Milli sınırlarına ulaşamadığımız hiçbir faydası olmayan ! Lozan’ konusunda muhalif konuşmalarında, Türkiyenin tapusu Lozan için Mecliste Atatürk ve İnönü aleyhinde ağır eleştiriler yapan Ali Şükrü başını çektiği muhalif - 2. gurup taraftarlarını kışkırtıyordu.
Ali Şükrü aynı gün 6.kez ‘ben konuşacağım’ diye kabadayıca öne atılıp söz istediğinde, Atatürk çok sinirleniyor ve ‘Zaten 67 gündür konuşuyorsunuz. Memleketi zarara uğratıyorsunuz’ diyerek elini cebindeki silahına atıp hızla Meclis kürsünden inmeye, Ali Şükrü üzerine doğru yürürken korkan Ali Şükrü ve taraftarları 2. Grup üyeleri ‘Bu mecliste güvenlik yok mu ?’ diye bağırmaya başlıyorlar. Gizli celse olduğu için dışarıdan müdahale ettiremiyen Meclis başkanı kürsü çanını iki grubun ortasına atıyor ve bu bir anlık şaşkınlıkta ‘meclisi tatil ettiğini’ bağırarak ortalığı yatıştırıyor.
Olaylarda Ali Şükrü’nün silah çektiğini söyleyenler de olsa, Atatürk Meclis tatili üzerine olay yerinden ayrılmasıyla mesele çözülmüştü sanılırken, olayın ardından 20 gün geçiyor İkinci meclis üyeleri, Ali Şükrü Bey'in akrabaları, yakınları ‘aksatmadan her zaman meclise gelen, matbaasına gelen, yazı çıkaran, gazete çıkaran Ali Şükrü Bey nerede ? ‘ diye telaşlanırken Atatürk ile bağlantılı ! diye Mecliste çok sert konuşmalar meydana geliyor. Erzurum mebusu Hüseyin Bey "Ali Şükrü'ye uzanan - Paşa sırmalı olsa bile bilekleri keseceğiz !" diyerekten doğrudan Atatürk hedef gösteriliyor.
Adeta çıldırmış İkinci grup adeta çıldırıyor Ali Şükrü Ankara'da bir türlü bulunamıyor. Atatürk’e yakın İsmail Hakkı Tekçe veya Ali Şükrü Bey'i gören son kişi olduğu iddia edilen Topal Osman ve yardımcısı Mustafa Kaptan güya Ali Şükrü’yü birlikte Topal Osman'ın evine giderken en son gören kişiler bunu iddia ediyor. Mustafa Kaptan daha sonra soruşturmasında ‘Evet Topal Osman Ağan'ın isteği üzerine kendisini eve götürdüm’ demesi üzerine: zaten geçmişinde birçok faili mechül, Mesela yıllar sonra İsmail Hakkı tekçe o cinayeti kendisinin işlediğini söylemesine rağmen Yahya Kahya cinayetinden suçlanan - hiçbir şey olmamış gibi gezen Topal Osman'a, ikinci grubun bazı üyeleri Topal Osman'a ‘Buraya gelmeye hakkın yok. Ne diye burada geziyorsun ?’ şeklinde kendisine tepki veriyorlardı.
Ardından Mustafa Kaptan ifadeye çağrılınca Topal Osman'ın yanına gidiyor. Gideyim mi ifadeye ? Böyle böyle bir şey oldu diyor. Topal Osman çok sakin bir şekilde git ne olacak sen bir şey yapmadın diyor. Mustafa Kaptan ifadeye gidiyor ve suçlamaları reddediyor. Evet diyor ben Ali Şükrü Bey'i eve götürdüm. Ardından birlikte hoş sohbet ettiler, kahve içtiler’ dedikten sonra İkinci grup, askerlerin Ali Şükrü’yü araması için görevlendirilmesini istiyor. Ankara'nın çeşitli yerlerine dağılan askerler papazın bağına ve Topal Osman evine yakın bir yerde yeni kazılı ufak bir toprak yığıntısını eşmeye başlıyorlar ve Bir iki gün önce gömülmüş olduğunu varsaydıkları Ali Şükrü cesedi bulunuca, cinayeti kim işledi ? şekline dönen olayda Atatürk Topal Osman’a ‘Sen mi işledin cinayeti ?’ diye soruyor. O ‘Hayır’ demesine rağmen bütün emareler Topal Osman'ı gösteriyor.
Evinin yanında bulunuyor. Ali Şükrü elinde yumruğu sıkılı bir şekilde hasır parçaları Topal Osman evindeki koltukla uyduğu iddia ediliyor. Zaten Topal Osman'ın yakın adamı onu eve zaten götürmüş. Topal Osman güya Atatürk’ü çok sevdiği ve yürekten bağlı olduğu için Ali Şükrü’yü - dayanamadı, siniri bozuldu, öldürdü deniliyor. Ama Topal Osman bütün bunları reddediyor. Bir komşunun iddiasına göre Topal Osman evinden sesler geldi. Sabahına da hava ağırmaya başlayınca bazı eşyalar taşındı, gömüldüğü yere götürüldü ... şeklinde bir iddia gibi Ali Şükrü Topal Osman'a kahve içmeye gitti. Ardından ayrıldılar. Ayrıldıktan sonra yolda Atatürk’e muhalif - siyasetini zayıflatmak için bir başka ekip tarafından öldürüldü’ diyenlerde oldu.
O karanlık cinayeti kimin işlediği belli değilken Ali Şükrü cenazesi Trabzon'a gidiyor. Muhalifler suçlu Attürk’müş gibi ağızlarına gelen her şeyi söylüyor. Meydanlarda konuşmalar yapıldı. Ali Şükrü Bey'i savunan ‘Halife padişahımızı - Şeriat isterüük’ diye bağıran – daha sonra ‘keşke yunan galip gelseydi !’ diyen, keza Trabzon’lu fesli püsküllüoğlu Kadir benzeri aynı yobazlar 1925 Atatürk’e suikast girişiminde de Atatürk’ü öldürmek için ellerinden geleni yapmaya çalışacak fakat başarılı olamayacaklar.
