haftada bir
Köşe Yazarı
haftada bir
 

Sessiz bomba

          NATO ve AB Neden Kıbrıs'ı Artık Görmezden Gelemiyor? Onlarca yıllık donmuş çatışma, küresel güç mücadelesinin yeni kırılma hattına dönüşüyor   Akdeniz'in tam ortasında, Avrupa kıyılarından yalnızca birkaç saatlik uçuş mesafesinde, adayı ikiye bölen BM tampon bölgesinin içinde yıllardır hareketsiz bekleyen Kıbrıs, onlarca yıldır iki topluluk arasındaki etnik çatışmanın gölgesinde yaşıyor. Ancak adanın Avrupa ile Orta Doğu arasındaki stratejik konumu, "Kıbrıs sorununu" bugün yeniden küresel gündemin merkezine taşımaktadır. Güvenilir güvenlik ortakları arayan Avrupa için bu dondurulmuş anlaşmazlık, artık yalnızca tarihsel bir yük değil; acil bir siyasi engel haline gelmiştir. Ada Nerede, Kim Yaşıyor? Avrupa'da Kıbrıs çoğunlukla bir turizm destinasyonu olarak bilinir. Oysa jeopolitik açıdan bu küçük ada son derece stratejik bir konumda yer almaktadır: Akdeniz'de Avrupa, Afrika ve Asya'nın kesiştiği noktada, üç kıtanın tam ortasında. 1,3 milyondan fazla insanın yaşadığı adanın yaklaşık üçte ikisi güneyde; büyük çoğunluğu Rum Kıbrıslılar ve Ortodoks Hristiyanlar. Nüfusun yaklaşık üçte biri ise kuzeyde; büyük bölümü Müslüman olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye anakarasından gelen yerleşimciler. Kim Nereyi Kontrol Ediyor? Adayı başkent Lefkoşa dahil ikiye bölen tampon bölge, BM tarafından yönetilmekte ve BM barış gücü tarafından denetlenmektedir. Rum Kıbrıslıların yaşadığı güneydeki topraklar uluslararası toplumun tek meşru hükümet olarak tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yönetilmektedir. Kuzeyde ise Kıbrıslı Türk toplumu 1983'te kendi devletini kurdu: "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti". KKTC yalnızca Türkiye tarafından tanınmakta olup iki ülke aynı para birimini ve aynı milli marşı paylaşmaktadır. Türkiye'nin bölgede konuşlandırdığı 30-40 bin asker, "Kıbrıs sorununun" en tartışmalı boyutunu oluşturmaktadır. Tabloya İngiliz sömürge döneminin mirası olan iki egemen askeri üssü ve Rum Kıbrıslıları destekleyen Yunanistan ile Kıbrıslı Türkleri destekleyen Türkiye'yi de eklediğimizde, karmaşıklığın boyutu daha net ortaya çıkmaktadır. Her ikisi de NATO üyesi olan Yunanistan ve Türkiye, bu konuda sık sık karşı karşıya gelmektedir. Yapısal Bir Çıkmaz: NATO ve AB Neden Hareket Edemiyor? Kıbrıs sorununun bugün kazandığı yeni boyutun anlaşılması için kurumsal çerçeveye bakmak gerekmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi; Türkiye değil. AB adanın tamamını üye toprak olarak kabul ediyor; Kuzey Kıbrıs'ı tanımıyor. Öte yandan Türkiye NATO üyesi; Kıbrıs Cumhuriyeti değil. Kıbrıs NATO'ya katılmak istiyor; Türkiye engelliyor. Türkiye'nin AB ile ilişkilerini geliştirme çabaları ise Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından bloke ediliyor. Bu iç içe geçmiş vetolar, kurumsal bir kilitlenmeye yol açmıştır. "Kıbrıs sorunu" nedeniyle NATO ile AB gizli bilgi paylaşımını bile resmi düzeyde gerçekleştirememektedir. Özellikle ABD'nin güvenilmez bir ortak olarak algılanmaya başladığı günümüzde, bu tıkanıklık Avrupa için giderek daha büyük bir güvenlik açığına dönüşmektedir. Deniz, Enerji ve Silah: Bölgesel Rekabetin Yeni Boyutları Toprak anlaşmazlığı artık adayla sınırlı kalmıyor; denize de yayılıyor. Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrini çerçevesinde ileri sürdüğü geniş kapsamlı deniz yetki alanı talepleri, Kıbrıs'ı bu hattın tam ortasına yerleştirmektedir. Deniz tabanında doğal gaz keşfedilmesi ise bu meseleyi çok daha hassas bir boyuta taşımıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin bölgesel rakip olarak gördüğü İsrail ile giderek yakınlaşmaktadır. İki ülke, Yunanistan ile birlikte elektrik şebekelerini birbirine bağlayacak büyük bir denizaltı güç kablosu da dahil çeşitli enerji projelerinde iş birliği yapmaktadır. Bunun ötesinde askeri ilişkiler de hız kazanmıştır: Kıbrıs İsrail'den silah satın almakta, iki ülkenin orduları ortak tatbikatlar düzenlemekte ve Yunanistan ile üçlü bir askeri ortaklık ilan edilmiş bulunmaktadır. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler bu gelişmelerden duydukları rahatsızlığı açıkça dile getirmektedir. İngiliz Üsler: Sömürge Mirası, Modern Gerilim Bu karmaşık denklemin göz ardı edilen iki unsuru, adanın güneyinde konuşlu İngiliz egemen askeri üsleridir. İstihbarat toplama faaliyetleri açısından son derece stratejik öneme sahip bu üsler, yakın zamanda yeni bir gerilim odağına dönüştü: ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından üslerden biri insansız hava aracıyla vuruldu. Saldırının İran'ın müttefiki Hizbullah tarafından Lübnan'dan gerçekleştirildiği bildirildi. İHA, Amerikan U-2 casus uçaklarının bulunduğu hangara isabet etti; hasar sınırlı kaldı ancak siyasi yansımaları büyük oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti'nde üslere yönelik muhalefet ve İngiltere'den çekilme çağrıları giderek güçlenmektedir. Gelişmelere Yunanistan F-16 konuşlandırarak, çeşitli Avrupa devletleri savaş gemisi göndererek karşılık verdi. ABD ise Kıbrıs Cumhuriyeti'ni askeri lojistik merkezi olarak kullanımını artırmaktadır. Türkiye bu gelişmelere kendi F-16'larını ve hava savunma sistemlerini Kuzey Kıbrıs'a sevk ederek yanıt verdi. Tarihin Kısa Özeti: Bu Noktaya Nasıl Gelindi? Bugünkü tabloyu anlamak için tarihe kısa bir dönüş zorunludur. Onlarca yıl Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde kalan Kıbrıs, 19. yüzyılın sonunda İngiltere'ye devredildi. Geçmişte Rum ve Türk Kıbrıslı topluluklar adanın her yerine dağılmış, çoğunlukla iç içe yaşıyordu. 1950'lerde yükselen milliyetçilik bu tabloyu sarstı: Rum Kıbrıslılar Yunanistan ile birleşmeyi (enosis), Kıbrıslı Türkler ise buna karşı çıkmayı tercih etti. 1960'ta varılan uzlaşıyla Kıbrıs bağımsızlığını kazandı; ancak güç paylaşım sistemi başından sorunluydu. Toplumlar arası şiddet, Kıbrıslı Türklerin hükümetten dışlanması ve Yunan askeri cuntasının desteklediği darbe zinciri, 1974'te Türkiye'nin adanın kuzeyini işgaliyle sonuçlandı. Bu tarihten itibaren iki toplum tamamen birbirinden koptu. Kıbrıslı Türkler bu müdahaleyi "kurtuluş" olarak tanımlarken Rum Kıbrıslılar için bu olay "Türk saldırganlığı"dır. 1983'te "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" ilan edildi. Çözüm Arayışları: Yaklaşıldı, Ama Ulaşılamadı 2000'li yılların başı yeni umutlar getirdi. Sınır kapıları açıldı; insanlar onlarca yıl sonra ilk kez karşı tarafa geçebildi. BM'nin Annan Planı; federasyon modeline dayalı bir yeniden birleşme ve yeni güç paylaşım sistemi öngörüyordu. Dönemin Türkiye Başbakanı Erdoğan, planın Türkiye'nin AB üyeliğine zemin hazırlayacağı umuduyla destek verdi. Kıbrıslı Türkler referandumda planı kabul etti; ancak Rum Kıbrıslılar, başta Türk askerlerinin adada kalmasına izin veren maddeler olmak üzere pek çok konuda aşırı taviz verildiğini öne sürerek ağırlıklı bir çoğunlukla reddetti. Sonraki girişimler de sonuçsuz kaldı. Türkiye strateji değiştirdi; Erdoğan iki devletli çözümde ısrar etmeye başladı ve Kuzey Kıbrıs'taki nüfuzunu pekiştirmek için yatırımlarını artırdı. Son on yılda müzakereler neredeyse tamamen durma noktasına geldi. Yeni Bir Fırsat Penceresi mi? Son dönemde tablo yeniden hareketlenmeye başladı. Kuzeyde Kıbrıslı Türkler yeniden birleşmeyi savunan bir politikacıyı cumhurbaşkanı seçti. Her iki taraftan liderler yeniden bir araya geliyor; BM geçmişteki başarısızlıklara karşın müzakereleri yeniden başlatmayı değerlendiriyor. Anketler, her iki taraftaki çoğunluğun adanın yeniden birleşmesini en azından kabul edebileceğine işaret etmektedir. Buna karşın yakın vadede gerçek bir atılım bekleyenler son derece azdır. Kıbrıslı Türk uluslararası ilişkiler akademisyeni Erol Kaymak durumu şöyle özetliyor: "Bu iki yönlü okunabilir. Defalarca yaklaştık ama başaramadık; bu çözümsüzlük izlenimi verebilir. Ama başka bir okuma da mümkün: Bu kadar yaklaşmışken, bu kadar çok konuda anlaşmışken, fırsatı harcamamalıyız." Rum Kıbrıslı çatışma analizi akademisyeni Neophytos Loizides ise daha temkinli: "Mevcut iklim barışa elverişli değil. Yakın dönemde başarılı barış anlaşması örnekleri görmedik. Bu açıdan bir çözüm daha az olası görünüyor. Ama aynı zamanda, kendi çıkarlarınıza hizmet edecek bir şeyi başarmanız için istisnai bir an da bu." Sonuç: Donmuş Çatışma Artık Sürdürülemez Diplomatik düzlemde somut bir ilerleme hâlâ yok. AB, Türkiye'nin ilişkilerini derinleştirmesi için Kıbrıs'ta ilerlemeyi ön koşul olarak sunuyor; ancak iki taraf arasındaki ilişkiler çoktan soğumuş durumda. Büyük ordusu ve genişleyen stratejik özerkliğiyle Türkiye, şu an güçlü bir konumda olduğunu düşünüyor. Kaymak bu noktayı şöyle formüle ediyor: "Türkiye artık ABD ve NATO'nun bir bağımlı devleti değil. Bu çok kutuplu bir an. Türkiye gibi orta büyüklükteki güçlerin çok daha fazla seçeneği var." Loizides ise mevcut statükonun sürdürülemezliğine dikkat çekiyor: "Donmuş çatışmanın çok daha uzun süre devam edebileceğini düşünmüyorum. Sorunlar biriktiğini ve eskisinden çok daha hayati bir hal aldığını görüyoruz." Kıbrıs'taki İngiliz üssüne yapılan saldırı, bu gerilimlerin artık soyut olmaktan çıktığını somut biçimde ortaya koydu. Avrupa kendi güvenliğini sağlamaya çalışırken, Kıbrıs sorununun çözümü aniden kıtanın gündemine geri döndü. Ama dışarıdaki güçlerin aynı yönde hareket edeceğine dair işaretler son derece sınırlı. Ve tarih, bu adanın bir çözüm beklerken ne kadar çok şeyi kaybedebileceğini defalarca gösterdi.  

Sessiz bomba

 

 

 

 

 

NATO ve AB Neden Kıbrıs'ı Artık Görmezden Gelemiyor?

Onlarca yıllık donmuş çatışma, küresel güç mücadelesinin yeni kırılma hattına dönüşüyor

 

Akdeniz'in tam ortasında, Avrupa kıyılarından yalnızca birkaç saatlik uçuş mesafesinde, adayı ikiye bölen BM tampon bölgesinin içinde yıllardır hareketsiz bekleyen Kıbrıs, onlarca yıldır iki topluluk arasındaki etnik çatışmanın gölgesinde yaşıyor. Ancak adanın Avrupa ile Orta Doğu arasındaki stratejik konumu, "Kıbrıs sorununu" bugün yeniden küresel gündemin merkezine taşımaktadır. Güvenilir güvenlik ortakları arayan Avrupa için bu dondurulmuş anlaşmazlık, artık yalnızca tarihsel bir yük değil; acil bir siyasi engel haline gelmiştir.

Ada Nerede, Kim Yaşıyor?

Avrupa'da Kıbrıs çoğunlukla bir turizm destinasyonu olarak bilinir. Oysa jeopolitik açıdan bu küçük ada son derece stratejik bir konumda yer almaktadır: Akdeniz'de Avrupa, Afrika ve Asya'nın kesiştiği noktada, üç kıtanın tam ortasında. 1,3 milyondan fazla insanın yaşadığı adanın yaklaşık üçte ikisi güneyde; büyük çoğunluğu Rum Kıbrıslılar ve Ortodoks Hristiyanlar. Nüfusun yaklaşık üçte biri ise kuzeyde; büyük bölümü Müslüman olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye anakarasından gelen yerleşimciler.

Kim Nereyi Kontrol Ediyor?

Adayı başkent Lefkoşa dahil ikiye bölen tampon bölge, BM tarafından yönetilmekte ve BM barış gücü tarafından denetlenmektedir. Rum Kıbrıslıların yaşadığı güneydeki topraklar uluslararası toplumun tek meşru hükümet olarak tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yönetilmektedir.

Kuzeyde ise Kıbrıslı Türk toplumu 1983'te kendi devletini kurdu: "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti". KKTC yalnızca Türkiye tarafından tanınmakta olup iki ülke aynı para birimini ve aynı milli marşı paylaşmaktadır. Türkiye'nin bölgede konuşlandırdığı 30-40 bin asker, "Kıbrıs sorununun" en tartışmalı boyutunu oluşturmaktadır. Tabloya İngiliz sömürge döneminin mirası olan iki egemen askeri üssü ve Rum Kıbrıslıları destekleyen Yunanistan ile Kıbrıslı Türkleri destekleyen Türkiye'yi de eklediğimizde, karmaşıklığın boyutu daha net ortaya çıkmaktadır. Her ikisi de NATO üyesi olan Yunanistan ve Türkiye, bu konuda sık sık karşı karşıya gelmektedir.

Yapısal Bir Çıkmaz: NATO ve AB Neden Hareket Edemiyor?

Kıbrıs sorununun bugün kazandığı yeni boyutun anlaşılması için kurumsal çerçeveye bakmak gerekmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi; Türkiye değil. AB adanın tamamını üye toprak olarak kabul ediyor; Kuzey Kıbrıs'ı tanımıyor. Öte yandan Türkiye NATO üyesi; Kıbrıs Cumhuriyeti değil. Kıbrıs NATO'ya katılmak istiyor; Türkiye engelliyor. Türkiye'nin AB ile ilişkilerini geliştirme çabaları ise Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından bloke ediliyor.

Bu iç içe geçmiş vetolar, kurumsal bir kilitlenmeye yol açmıştır. "Kıbrıs sorunu" nedeniyle NATO ile AB gizli bilgi paylaşımını bile resmi düzeyde gerçekleştirememektedir. Özellikle ABD'nin güvenilmez bir ortak olarak algılanmaya başladığı günümüzde, bu tıkanıklık Avrupa için giderek daha büyük bir güvenlik açığına dönüşmektedir.

Deniz, Enerji ve Silah: Bölgesel Rekabetin Yeni Boyutları

Toprak anlaşmazlığı artık adayla sınırlı kalmıyor; denize de yayılıyor. Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrini çerçevesinde ileri sürdüğü geniş kapsamlı deniz yetki alanı talepleri, Kıbrıs'ı bu hattın tam ortasına yerleştirmektedir. Deniz tabanında doğal gaz keşfedilmesi ise bu meseleyi çok daha hassas bir boyuta taşımıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin bölgesel rakip olarak gördüğü İsrail ile giderek yakınlaşmaktadır. İki ülke, Yunanistan ile birlikte elektrik şebekelerini birbirine bağlayacak büyük bir denizaltı güç kablosu da dahil çeşitli enerji projelerinde iş birliği yapmaktadır. Bunun ötesinde askeri ilişkiler de hız kazanmıştır: Kıbrıs İsrail'den silah satın almakta, iki ülkenin orduları ortak tatbikatlar düzenlemekte ve Yunanistan ile üçlü bir askeri ortaklık ilan edilmiş bulunmaktadır. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler bu gelişmelerden duydukları rahatsızlığı açıkça dile getirmektedir.

İngiliz Üsler: Sömürge Mirası, Modern Gerilim

Bu karmaşık denklemin göz ardı edilen iki unsuru, adanın güneyinde konuşlu İngiliz egemen askeri üsleridir. İstihbarat toplama faaliyetleri açısından son derece stratejik öneme sahip bu üsler, yakın zamanda yeni bir gerilim odağına dönüştü: ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından üslerden biri insansız hava aracıyla vuruldu. Saldırının İran'ın müttefiki Hizbullah tarafından Lübnan'dan gerçekleştirildiği bildirildi. İHA, Amerikan U-2 casus uçaklarının bulunduğu hangara isabet etti; hasar sınırlı kaldı ancak siyasi yansımaları büyük oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti'nde üslere yönelik muhalefet ve İngiltere'den çekilme çağrıları giderek güçlenmektedir.

Gelişmelere Yunanistan F-16 konuşlandırarak, çeşitli Avrupa devletleri savaş gemisi göndererek karşılık verdi. ABD ise Kıbrıs Cumhuriyeti'ni askeri lojistik merkezi olarak kullanımını artırmaktadır. Türkiye bu gelişmelere kendi F-16'larını ve hava savunma sistemlerini Kuzey Kıbrıs'a sevk ederek yanıt verdi.

Tarihin Kısa Özeti: Bu Noktaya Nasıl Gelindi?

Bugünkü tabloyu anlamak için tarihe kısa bir dönüş zorunludur. Onlarca yıl Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde kalan Kıbrıs, 19. yüzyılın sonunda İngiltere'ye devredildi. Geçmişte Rum ve Türk Kıbrıslı topluluklar adanın her yerine dağılmış, çoğunlukla iç içe yaşıyordu. 1950'lerde yükselen milliyetçilik bu tabloyu sarstı: Rum Kıbrıslılar Yunanistan ile birleşmeyi (enosis), Kıbrıslı Türkler ise buna karşı çıkmayı tercih etti.

1960'ta varılan uzlaşıyla Kıbrıs bağımsızlığını kazandı; ancak güç paylaşım sistemi başından sorunluydu. Toplumlar arası şiddet, Kıbrıslı Türklerin hükümetten dışlanması ve Yunan askeri cuntasının desteklediği darbe zinciri, 1974'te Türkiye'nin adanın kuzeyini işgaliyle sonuçlandı. Bu tarihten itibaren iki toplum tamamen birbirinden koptu. Kıbrıslı Türkler bu müdahaleyi "kurtuluş" olarak tanımlarken Rum Kıbrıslılar için bu olay "Türk saldırganlığı"dır. 1983'te "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" ilan edildi.

Çözüm Arayışları: Yaklaşıldı, Ama Ulaşılamadı

2000'li yılların başı yeni umutlar getirdi. Sınır kapıları açıldı; insanlar onlarca yıl sonra ilk kez karşı tarafa geçebildi. BM'nin Annan Planı; federasyon modeline dayalı bir yeniden birleşme ve yeni güç paylaşım sistemi öngörüyordu. Dönemin Türkiye Başbakanı Erdoğan, planın Türkiye'nin AB üyeliğine zemin hazırlayacağı umuduyla destek verdi. Kıbrıslı Türkler referandumda planı kabul etti; ancak Rum Kıbrıslılar, başta Türk askerlerinin adada kalmasına izin veren maddeler olmak üzere pek çok konuda aşırı taviz verildiğini öne sürerek ağırlıklı bir çoğunlukla reddetti.

Sonraki girişimler de sonuçsuz kaldı. Türkiye strateji değiştirdi; Erdoğan iki devletli çözümde ısrar etmeye başladı ve Kuzey Kıbrıs'taki nüfuzunu pekiştirmek için yatırımlarını artırdı. Son on yılda müzakereler neredeyse tamamen durma noktasına geldi.

Yeni Bir Fırsat Penceresi mi?

Son dönemde tablo yeniden hareketlenmeye başladı. Kuzeyde Kıbrıslı Türkler yeniden birleşmeyi savunan bir politikacıyı cumhurbaşkanı seçti. Her iki taraftan liderler yeniden bir araya geliyor; BM geçmişteki başarısızlıklara karşın müzakereleri yeniden başlatmayı değerlendiriyor. Anketler, her iki taraftaki çoğunluğun adanın yeniden birleşmesini en azından kabul edebileceğine işaret etmektedir. Buna karşın yakın vadede gerçek bir atılım bekleyenler son derece azdır.

Kıbrıslı Türk uluslararası ilişkiler akademisyeni Erol Kaymak durumu şöyle özetliyor: "Bu iki yönlü okunabilir. Defalarca yaklaştık ama başaramadık; bu çözümsüzlük izlenimi verebilir. Ama başka bir okuma da mümkün: Bu kadar yaklaşmışken, bu kadar çok konuda anlaşmışken, fırsatı harcamamalıyız."

Rum Kıbrıslı çatışma analizi akademisyeni Neophytos Loizides ise daha temkinli: "Mevcut iklim barışa elverişli değil. Yakın dönemde başarılı barış anlaşması örnekleri görmedik. Bu açıdan bir çözüm daha az olası görünüyor. Ama aynı zamanda, kendi çıkarlarınıza hizmet edecek bir şeyi başarmanız için istisnai bir an da bu."

Sonuç: Donmuş Çatışma Artık Sürdürülemez

Diplomatik düzlemde somut bir ilerleme hâlâ yok. AB, Türkiye'nin ilişkilerini derinleştirmesi için Kıbrıs'ta ilerlemeyi ön koşul olarak sunuyor; ancak iki taraf arasındaki ilişkiler çoktan soğumuş durumda. Büyük ordusu ve genişleyen stratejik özerkliğiyle Türkiye, şu an güçlü bir konumda olduğunu düşünüyor. Kaymak bu noktayı şöyle formüle ediyor: "Türkiye artık ABD ve NATO'nun bir bağımlı devleti değil. Bu çok kutuplu bir an. Türkiye gibi orta büyüklükteki güçlerin çok daha fazla seçeneği var."

Loizides ise mevcut statükonun sürdürülemezliğine dikkat çekiyor: "Donmuş çatışmanın çok daha uzun süre devam edebileceğini düşünmüyorum. Sorunlar biriktiğini ve eskisinden çok daha hayati bir hal aldığını görüyoruz."

Kıbrıs'taki İngiliz üssüne yapılan saldırı, bu gerilimlerin artık soyut olmaktan çıktığını somut biçimde ortaya koydu. Avrupa kendi güvenliğini sağlamaya çalışırken, Kıbrıs sorununun çözümü aniden kıtanın gündemine geri döndü. Ama dışarıdaki güçlerin aynı yönde hareket edeceğine dair işaretler son derece sınırlı. Ve tarih, bu adanın bir çözüm beklerken ne kadar çok şeyi kaybedebileceğini defalarca gösterdi.

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.