Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Mehmet Boduroğlu
Köşe Yazarı
Mehmet Boduroğlu
 

Civciv fabrikası ...

    11 Ocak 1995   Bügün Onat kutlar' ın öldürüldüğü gün. Özlemle anıyoruz. Küçük kara bir civcivin sevginin sıcaklığına koşması başaramayınca özgürleşmesinin anlatılması anısında tekrar hatırlayalım Kutlar' ı.   Bir şenlikte gösterdiğimiz “Balyoz” adlı kısa Yugoslav filmini hatırlıyor musunuz? Hani bir ‘civciv fabrikasi’nı anlatan? “Çağdaş”(!) yöntemlerle her gün binlerce civciv üreten bir işletmeyi gösterir bize film. Üzerinden binlerce civcivin geçtiği geniş bir bant’ın iki yanında “kapo”ları andıran seçici kadınlar durur ve “salam” civcivleri ayırırlar. “Bozuk”,sakat ve ölü civcivler bantta bırakılır ve az ileride yumurta kabuklarıyla karışık olarak bir büyük varile dökülürler. Bantın üzerinde sapsarı, birer küçük ışık yumağı gibi yavrular,yaşamak için titreyerek seçilmeyi beklerler. Birden bir kara civciv görünür aralarında.   Sapasağlamdır ama “kurala uygun değil”. Acımasız bir el iterek bant üzerinde bırakır onu. Yürüyen bant, civcivi uçuruma götürmektedir. Geriye doğru hızla koşar civciv.Kurtulmak için. Eller yeniden iter onu. “Sen kuralları bozuyorsun. Git…” Bu umutsuz çaba, küçük civciv yumurta kabukları ile birlikte varile düşünceye kadar sürer.Sonra üstüne, düzenli aralıklarla işleyen bir balyoz iner. Varilde çok yer kaplamasın diye. Filmin sonu umutsuz değil. Avluda, arabalara yüklenmek için bekletilen varillerden birinde kimsenin farketmediği bir kıpırtı. Kara civciv, yumurta kabuklarının arasından başını çıkarır. Atlar varlilden ve güneşe uzanan aydınlık bir yolda koşmaya başlar.Düş mü gerçek mi, kimbilir ? Filmin yönetmeni A. Iliç’le tanışmak, dost olmak fırsatını buldum. Sakin, ağırbaşlı, orta yaşlı bir sanatçıydı. İlk sorum şu oldu: “Kara civcivin, bant üzerinde itilerek bırakılınca, geriye doğru koşup kurtulmaya çalışmasını nasıl sağladınız?”   Gülerek yüzüme baktı “Civcivler de sıcaklığa ve sevgiye doğru koşarlar” dedi. “Kara civciv bantın üstüne gelince, filmde göstermediğimiz kısa bir sürede, seçici kadınlardan biri onu sıcak avucunda bir an tutarak okşadı. Sonra onu bıraktığında, hatta eliyle ittiğinde, gene de koşup durdu bu dost sandığı sıcaklığa civciv.Civcivi aldatmak zorunda kaldığımız için üzüntü duyuyorum. Ama ne yapalım seyirciye istediğimiz mesajı vermek için hile yapmak zorundaydık. Ayrıca küçükler ne kadar kolay aldanıyorlar…” Yönetmen A. İliç’le, Sıraselviler’de bir lokantada uzun uzun konuştuk o akşam. Bizim “kelaynak kuşları” ile de ilgilendi. Çünkü kuşlar, uzmanlık alanıydı onun. Söyleşirken birden yıllar önceye gitti kafamdaki çağrışımlar.   Krakow Kısa Film şenliğinden gene kuşlarla ilgili bir belgesel seyretmiştim. Bir korulukta, tirolien şapkalı, buz swatch bir avcı, bir teknisyenin titizliği ile sakalara, isketelere tuzak kuruyor, küçük kuşları yakalayarak büyük bir kafese kapatıyordu. Film,yakalanan kuşlardan birinin kafes içindeki gerçek öyküsüydü. Acaba Bay ıliç, “özgürlük”adını taşıyan bu belgeseli görmüşmüydü? Yönetmen gene de gülümsedi. “O filmi ben yaptım,” dedi.

Civciv fabrikası ...


 
 
11 Ocak 1995
 
Bügün Onat kutlar' ın öldürüldüğü gün. Özlemle anıyoruz. Küçük kara bir civcivin sevginin sıcaklığına koşması başaramayınca özgürleşmesinin anlatılması anısında tekrar hatırlayalım Kutlar' ı.
 
Bir şenlikte gösterdiğimiz “Balyoz” adlı kısa Yugoslav filmini hatırlıyor musunuz? Hani bir ‘civciv fabrikasi’nı anlatan? “Çağdaş”(!) yöntemlerle her gün binlerce civciv üreten bir işletmeyi gösterir bize film. Üzerinden binlerce civcivin geçtiği geniş bir bant’ın iki yanında “kapo”ları andıran seçici kadınlar durur ve “salam” civcivleri ayırırlar. “Bozuk”,sakat ve ölü civcivler bantta bırakılır ve az ileride yumurta kabuklarıyla karışık olarak bir büyük varile dökülürler. Bantın üzerinde sapsarı, birer küçük ışık yumağı gibi yavrular,yaşamak için titreyerek seçilmeyi beklerler. Birden bir kara civciv görünür aralarında.
 
Sapasağlamdır ama “kurala uygun değil”. Acımasız bir el iterek bant üzerinde bırakır onu. Yürüyen bant, civcivi uçuruma götürmektedir. Geriye doğru hızla koşar civciv.Kurtulmak için. Eller yeniden iter onu. “Sen kuralları bozuyorsun. Git…” Bu umutsuz çaba, küçük civciv yumurta kabukları ile birlikte varile düşünceye kadar sürer.Sonra üstüne, düzenli aralıklarla işleyen bir balyoz iner. Varilde çok yer kaplamasın diye. Filmin sonu umutsuz değil. Avluda, arabalara yüklenmek için bekletilen varillerden birinde kimsenin farketmediği bir kıpırtı. Kara civciv, yumurta kabuklarının arasından başını çıkarır. Atlar varlilden ve güneşe uzanan aydınlık bir yolda koşmaya başlar.Düş mü gerçek mi, kimbilir ? Filmin yönetmeni A. Iliç’le tanışmak, dost olmak fırsatını buldum. Sakin, ağırbaşlı, orta yaşlı bir sanatçıydı. İlk sorum şu oldu: “Kara civcivin, bant üzerinde itilerek bırakılınca, geriye doğru koşup kurtulmaya çalışmasını nasıl sağladınız?”
 
Gülerek yüzüme baktı “Civcivler de sıcaklığa ve sevgiye doğru koşarlar” dedi. “Kara civciv bantın üstüne gelince, filmde göstermediğimiz kısa bir sürede, seçici kadınlardan biri onu sıcak avucunda bir an tutarak okşadı.
Sonra onu bıraktığında, hatta eliyle ittiğinde, gene de koşup durdu bu dost sandığı sıcaklığa civciv.Civcivi aldatmak zorunda kaldığımız için üzüntü duyuyorum. Ama ne yapalım seyirciye istediğimiz mesajı vermek için hile yapmak zorundaydık. Ayrıca küçükler ne kadar kolay aldanıyorlar…” Yönetmen A. İliç’le, Sıraselviler’de bir lokantada uzun uzun konuştuk o akşam. Bizim “kelaynak kuşları” ile de ilgilendi. Çünkü kuşlar, uzmanlık alanıydı onun. Söyleşirken birden yıllar önceye gitti kafamdaki çağrışımlar.
 
Krakow Kısa Film şenliğinden gene kuşlarla ilgili bir belgesel seyretmiştim. Bir korulukta, tirolien şapkalı, buz swatch bir avcı, bir teknisyenin titizliği ile sakalara, isketelere tuzak kuruyor, küçük kuşları yakalayarak büyük bir kafese kapatıyordu. Film,yakalanan kuşlardan birinin kafes içindeki gerçek öyküsüydü. Acaba Bay ıliç, “özgürlük”adını taşıyan bu belgeseli görmüşmüydü? Yönetmen gene de gülümsedi. “O filmi ben yaptım,” dedi.
Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.