Mehmet Boduroğlu
Köşe Yazarı
Mehmet Boduroğlu
 

Kirk Dougles ...

          Kocası onu hayatı boyunca neredeyse hiç adıyla çağırmadı.   Onun için o sadece: "Hey, sen!" Ama bir gün oğlu, bu ismi tüm dünyanın öğrenmesini sağladı. Onun adı Bryna'ydı. Bryna, bugün Belarus sınırları içinde bulunan, o zamanlar ise Rus İmparatorluğu'na bağlı küçük bir köyde doğdu. 19 yaşına geldiğinde, daha iyi bir hayat umuduyla Amerika'ya gitmeye karar verdi. Yolculuk biletini nişanlısı Herschel ödemişti. Amerika'ya vardıklarında evlendiler ve New York eyaletindeki Amsterdam kasabasına yerleştiler. Fakat hayal ettikleri Amerika bu değildi. Burası fırsatlar ve refah ülkesi değil; yoksulluğun, ağır çalışma koşullarının ve umudun kolayca tükendiği sert bir sanayi kasabasıydı. Bryna ve Herschel'in yedi çocuğu oldu. Altı kızdan sonra dünyaya gelen tek erkek çocuklarının adı Issur'du. Evde ona "Izzy" diyorlardı. Yıllar sonra dünya onu başka bir isimle tanıyacaktı: Kirk Douglas. Hollywood tarihinin en büyük yıldızlarından biri. Ama o günlerde, yiyeceğinin bile garanti olmadığı yoksul bir ailenin çocuğuydu. Amerika, aileye pek cömert davranmamıştı. Avrupa'da at ticareti yapan Herschel, Amerika'da geçimini sağlamak için hurdalar, eski eşyalar ve satılabilecek her şeyi topluyordu. Kazandığı az miktardaki para ise çoğu zaman alkol ve kumarda kayboluyordu. Komşularına göre kaba ve öfkeli bir adamdı. Evde ise daha da sertti. Karısına bir kez bile adıyla seslenmedi. Onun için Bryna sadece: "Hey, sen!" Hayatınız boyunca taşıdığınız ismi, aynı evi ve hayatı paylaştığınız kişinin ağzından neredeyse hiç duymadığınızı düşünün. Bryna okuma yazma bilmiyordu. Ama hayatta kalmayı biliyordu. Başkalarının çamaşırlarını yıkadı. Ev temizledi. Bulabildiği her işi yaptı. Tek amacı çocuklarının karnını doyurabilmekti. Ama çoğu zaman bu bile yeterli olmuyordu. Bazı geceler çocuklar aç yatıyordu. Bazı günler ise aileyi ayakta tutan tek şey, kasabın çöpe atacağı kemiklerdi. Bryna küçük Izzy'yi kasaba gönderir ve ona şunu söylerdi: "Atacakları kemikler varsa sor bakalım, bize verirler mi?" Sonra o kemikleri saatlerce kaynatır, içlerinden çıkan son besini bile değerlendirmeye çalışırdı. Yıllar sonra Kirk Douglas o günleri şöyle hatırlayacaktı: "İyi günlerde suyla yapılmış krepler yerdik. Kötü günlerde ise hiçbir şey yemezdik." Ama Bryna pes etmedi. Ailesini para, eğitim ya da statüyle değil; Sevgi, fedakârlık ve inançla ayakta tuttu. Bir gün Izzy, oyuncu olmak istediğini söyledi. Bu fikir birçok insana gülünç geliyordu. Bir hurdacının oğlu... Yoksul bir evde büyüyen bir çocuk... Babasının bile değer vermediği bir annenin çocuğu... Nasıl yıldız olabilirdi? Ama Bryna gülmedi. Oğluna inandı. "Yapabilirsin Izzy," dedi. "İstediğin her şey olabilirsin." Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey zenginlik değildir. Mükemmel bir aile de değildir. Bazen sadece ona bakıp bulunduğu yeri değil, ulaşabileceği yeri gören bir insan yeterlidir. Kirk Douglas için o kişi annesiydi. Issur Demsky, o küçük sanayi kasabasından çıktı ve dünyanın tanıdığı bir sinema efsanesine dönüştü. "Spartacus" "Paths of Glory" "The Champion" Ve daha onlarca unutulmaz film... Fakat Kirk Douglas, başarısının temelinde kimin olduğunu asla unutmadı. Kendi yapım şirketini kurduğunda ona kendi adını vermedi. Şirketin adı: Bryna Productions oldu. Annesinin adı. Kendi adını bile yazamayan kadının adı. Kocası tarafından adıyla çağrılmayan kadının adı. Çocuklarını hayatta tutmak için kemik kaynatan kadının adı. Sonra 1958 yılı geldi. "The Vikings" yılın en büyük filmlerinden biri oldu. Kirk Douglas annesini koluna taktı ve onu Times Square'e götürdü. Gökyüzüne yükselen dev reklam panolarında şu yazıyordu: "BRYNA PRESENTS THE VIKINGS" (Bryna, Vikingler'i sunar.) Bryna'nın adı... Dev harflerle... New York'un ışıkları altında... Binlerce insanın görebileceği şekilde parlıyordu. Bryna tabelayı okuyamıyordu. Ama ne yazdığını biliyordu. Hayatı boyunca yeterince duyulmayan ismini, artık bütün dünya görüyordu. Gözyaşlarını tutamadı. Belki de hayatının en mutlu anlarından biriydi. Sadece birkaç ay sonra, 74 yaşında hayata veda etti. Kirk son anlarında onun yanındaydı. Bryna'nın oğluna söylediği son sözler ise bütün hayatını özetliyordu: "İzzy, oğlum... korkma. Bu herkesin başına gelir." Ölümle yüzleşirken bile kendisi için değil, oğlunun huzuru için konuşuyordu. Kirk Douglas 103 yaşına kadar yaşadı. Bir aktör, yapımcı, hayırsever ve ünlü oyuncu Michael Douglas'ın babası olarak tarihe geçti. Ama hayatı boyunca hep aynı şeyi söyledi: "Başardığım her şey annem sayesinde başladı." Kendi adını yazamayan bir kadın, dünyaya bir efsane kazandırmıştı. Çünkü Bryna'nın oğluna verdiği en büyük miras para değildi. İnançtı. Onurdu. Dayanıklılıktı. Ve insanın doğduğu koşullardan daha büyük olabileceğine dair sarsılmaz bir inançtı. "A Bryna Production" yazan her film, sadece bir şirket adı değildi. Minnettar bir oğlun annesine yazdığı bir teşekkür mektubuydu. Bir zamanlar kasaptan kemik isteyen küçük çocuktan... O kemikleri kaynatıp ailesini hayatta tutan kadına... Bryna, adını ışıklarda görmeyi hak etmişti. Ve oğlu da bunu sağladı. Çünkü bazen bir annenin en büyük anıtı mermerden yapılmaz. Onun yokluk içinde verdiği sevgiyi ve inancı asla unutmayan bir evladın hayatında yaşar. Evde adı anılmasa bile... Dünya onu hatırlıyor: Bryna.

Kirk Dougles ...

 
 
 
 
 
Kocası onu hayatı boyunca neredeyse hiç adıyla çağırmadı.
 
Onun için o sadece:
"Hey, sen!"
Ama bir gün oğlu, bu ismi tüm dünyanın öğrenmesini sağladı.
Onun adı Bryna'ydı.
Bryna, bugün Belarus sınırları içinde bulunan, o zamanlar ise Rus İmparatorluğu'na bağlı küçük bir köyde doğdu. 19 yaşına geldiğinde, daha iyi bir hayat umuduyla Amerika'ya gitmeye karar verdi. Yolculuk biletini nişanlısı Herschel ödemişti.
Amerika'ya vardıklarında evlendiler ve New York eyaletindeki Amsterdam kasabasına yerleştiler.
Fakat hayal ettikleri Amerika bu değildi.
Burası fırsatlar ve refah ülkesi değil; yoksulluğun, ağır çalışma koşullarının ve umudun kolayca tükendiği sert bir sanayi kasabasıydı.
Bryna ve Herschel'in yedi çocuğu oldu. Altı kızdan sonra dünyaya gelen tek erkek çocuklarının adı Issur'du. Evde ona "Izzy" diyorlardı.
Yıllar sonra dünya onu başka bir isimle tanıyacaktı:
Kirk Douglas.
Hollywood tarihinin en büyük yıldızlarından biri.
Ama o günlerde, yiyeceğinin bile garanti olmadığı yoksul bir ailenin çocuğuydu.
Amerika, aileye pek cömert davranmamıştı.
Avrupa'da at ticareti yapan Herschel, Amerika'da geçimini sağlamak için hurdalar, eski eşyalar ve satılabilecek her şeyi topluyordu. Kazandığı az miktardaki para ise çoğu zaman alkol ve kumarda kayboluyordu.
Komşularına göre kaba ve öfkeli bir adamdı.
Evde ise daha da sertti.
Karısına bir kez bile adıyla seslenmedi.
Onun için Bryna sadece:
"Hey, sen!"
Hayatınız boyunca taşıdığınız ismi, aynı evi ve hayatı paylaştığınız kişinin ağzından neredeyse hiç duymadığınızı düşünün.
Bryna okuma yazma bilmiyordu.
Ama hayatta kalmayı biliyordu.
Başkalarının çamaşırlarını yıkadı.
Ev temizledi.
Bulabildiği her işi yaptı.
Tek amacı çocuklarının karnını doyurabilmekti.
Ama çoğu zaman bu bile yeterli olmuyordu.
Bazı geceler çocuklar aç yatıyordu.
Bazı günler ise aileyi ayakta tutan tek şey, kasabın çöpe atacağı kemiklerdi.
Bryna küçük Izzy'yi kasaba gönderir ve ona şunu söylerdi:
"Atacakları kemikler varsa sor bakalım, bize verirler mi?"
Sonra o kemikleri saatlerce kaynatır, içlerinden çıkan son besini bile değerlendirmeye çalışırdı.
Yıllar sonra Kirk Douglas o günleri şöyle hatırlayacaktı:
"İyi günlerde suyla yapılmış krepler yerdik. Kötü günlerde ise hiçbir şey yemezdik."
Ama Bryna pes etmedi.
Ailesini para, eğitim ya da statüyle değil;
Sevgi, fedakârlık ve inançla ayakta tuttu.
Bir gün Izzy, oyuncu olmak istediğini söyledi.
Bu fikir birçok insana gülünç geliyordu.
Bir hurdacının oğlu...
Yoksul bir evde büyüyen bir çocuk...
Babasının bile değer vermediği bir annenin çocuğu...
Nasıl yıldız olabilirdi?
Ama Bryna gülmedi.
Oğluna inandı.
"Yapabilirsin Izzy," dedi.
"İstediğin her şey olabilirsin."
Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey zenginlik değildir.
Mükemmel bir aile de değildir.
Bazen sadece ona bakıp bulunduğu yeri değil, ulaşabileceği yeri gören bir insan yeterlidir.
Kirk Douglas için o kişi annesiydi.
Issur Demsky, o küçük sanayi kasabasından çıktı ve dünyanın tanıdığı bir sinema efsanesine dönüştü.
"Spartacus"
"Paths of Glory"
"The Champion"
Ve daha onlarca unutulmaz film...
Fakat Kirk Douglas, başarısının temelinde kimin olduğunu asla unutmadı.
Kendi yapım şirketini kurduğunda ona kendi adını vermedi.
Şirketin adı:
Bryna Productions
oldu.
Annesinin adı.
Kendi adını bile yazamayan kadının adı.
Kocası tarafından adıyla çağrılmayan kadının adı.
Çocuklarını hayatta tutmak için kemik kaynatan kadının adı.
Sonra 1958 yılı geldi.
"The Vikings" yılın en büyük filmlerinden biri oldu.
Kirk Douglas annesini koluna taktı ve onu Times Square'e götürdü.
Gökyüzüne yükselen dev reklam panolarında şu yazıyordu:
"BRYNA PRESENTS THE VIKINGS"
(Bryna, Vikingler'i sunar.)
Bryna'nın adı...
Dev harflerle...
New York'un ışıkları altında...
Binlerce insanın görebileceği şekilde parlıyordu.
Bryna tabelayı okuyamıyordu.
Ama ne yazdığını biliyordu.
Hayatı boyunca yeterince duyulmayan ismini, artık bütün dünya görüyordu.
Gözyaşlarını tutamadı.
Belki de hayatının en mutlu anlarından biriydi.
Sadece birkaç ay sonra, 74 yaşında hayata veda etti.
Kirk son anlarında onun yanındaydı.
Bryna'nın oğluna söylediği son sözler ise bütün hayatını özetliyordu:
"İzzy, oğlum... korkma. Bu herkesin başına gelir."
Ölümle yüzleşirken bile kendisi için değil, oğlunun huzuru için konuşuyordu.
Kirk Douglas 103 yaşına kadar yaşadı.
Bir aktör, yapımcı, hayırsever ve ünlü oyuncu Michael Douglas'ın babası olarak tarihe geçti.
Ama hayatı boyunca hep aynı şeyi söyledi:
"Başardığım her şey annem sayesinde başladı."
Kendi adını yazamayan bir kadın, dünyaya bir efsane kazandırmıştı.
Çünkü Bryna'nın oğluna verdiği en büyük miras para değildi.
İnançtı.
Onurdu.
Dayanıklılıktı.
Ve insanın doğduğu koşullardan daha büyük olabileceğine dair sarsılmaz bir inançtı.
"A Bryna Production" yazan her film, sadece bir şirket adı değildi.
Minnettar bir oğlun annesine yazdığı bir teşekkür mektubuydu.
Bir zamanlar kasaptan kemik isteyen küçük çocuktan...
O kemikleri kaynatıp ailesini hayatta tutan kadına...
Bryna, adını ışıklarda görmeyi hak etmişti.
Ve oğlu da bunu sağladı.
Çünkü bazen bir annenin en büyük anıtı mermerden yapılmaz.
Onun yokluk içinde verdiği sevgiyi ve inancı asla unutmayan bir evladın hayatında yaşar.
Evde adı anılmasa bile...
Dünya onu hatırlıyor:
Bryna.
Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.