Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Mehmet Boduroğlu
Köşe Yazarı
Mehmet Boduroğlu
 

insan eliyle yaratılan tanrı

      MÖ 5. yüzyıl... Yunan dünyasının kalbi Olimpos’ta atıyordu. Dört yılda bir düzenlenen olimpiyatlar sadece spor müsabakası değil, kentler arası bir barış ve güç gösterisiydi. Bu kutsal alanın merkezine, Zeus’a adanmış büyük tapınak çoktan yükselmişti. Ama ortada hâlâ eksik olan bir şey vardı: Tanrının kendisi, yani Zeus. Bu boşluğu dolduracak isim belliydi. Atina’da Parthenon’un heykellerini yapmış, ünü Ege’yi aşmış bir heykeltraş: Phidias. Phidias Olimpos’a geldiğinde ondan bir heykel değil, bir varlık isteniyordu. Yapılacak Zeus, sıradan bir kült heykeli olmayacaktı. Yunan dünyasının en güçlü tanrısı, insanların gözlerinin önünde ilk kez bu ölçekte cisimleşecekti. Bu yüzden Phidias radikal bir karar aldı: Zeus’u ayakta değil, tahtında oturur biçimde tasarladı. Antik yazarların da vurguladığı gibi, eğer Zeus ayağa kalksaydı, tapınağın çatısını aşacak gibiydi. Oturuşu bile mekânı zorlayan bir kudreti simgeliyordu. Heykel, altın ve fildişinden yapıldı. Fildişi teni, altın ise tanrısal ışığı temsil ediyordu. Zeus’un sağ elinde zafer tanrıçası Nike, sol elinde kartallı asası vardı. Yüzü ne öfkeliydi ne de gülümseyen bir baba yüzü… Antik kaynaklar bu ifadeyi tek kelimeyle anlatır: sükûnet. Ama bu, huzurdan çok karar vermiş olmanın sessizliğiydi. Heykel tamamlandığında, Olimpos’ta tuhaf bir şey oldu. İnsanlar dua ederken gözlerini kaçırmaya başladı. Çünkü Zeus’a bakmak, artık soyut bir inanca değil, göz göze gelmeye dönüşmüştü. Antik yazarlar, heykeli görenlerin “Zeus gerçekten böyleyse, başka bir tanrıya gerek yok” dediğini aktarır. Aslında Bu söz, bir övgü olduğu kadar bir tehlike işaretiydi. Phidias içinse, işler burada tersine döndü. Atina’daki siyasi düşmanlıklar onu takip etmişti. Zeus heykelinin yapımında kullanılan altınla ilgili yolsuzluk suçlamaları, ardından çok daha ağır bir iddia dolaşıma sokuldu ve Zeus’un yüzü, Phidias’a benziyordu.... Yani sanatçı, kendini tanrının suretine katmıştı. Bu suçlama antik dünyada sadece estetik bir tartışma değildi; kutsala sınır ihlali anlamına geliyordu. Phidias yargılandı ve hapse atıldı ve orda öldü.  Zeus ise tapınakta kaldı; yüzyıllar boyunca ziyaret edildi, övüldü ve korkuyla seyredildi. Sonra zaman galip geldi... Tapınak yıkıldı, heykel ya bir yangında yok oldu ya da Konstantinopolis – İstanbul’a taşındıktan sonra kayboldu. Ama geride kalan şey şuydu: Phidias, Zeus’u yaparak şunu kanıtlamıştı.  İnsan, tanrıyı yeterince gerçek yaparsa, artık ona sadece tapamaz; onu sorgulamaya da başlar. Olimpos Zeus’u bu yüzden antik dünyanın Yedi Harikası arasında sayıldı. Boyutu ya da malzemesi yüzünden değil. Çünkü ilk kez bir tanrı, insan eliyle yapılmış olmasına rağmen, insanı küçük hissettirecek kadar ikna ediciydi....

insan eliyle yaratılan tanrı

 

 

 

MÖ 5. yüzyıl...

Yunan dünyasının kalbi Olimpos’ta atıyordu. Dört yılda bir düzenlenen olimpiyatlar sadece spor müsabakası değil, kentler arası bir barış ve güç gösterisiydi. Bu kutsal alanın merkezine, Zeus’a adanmış büyük tapınak çoktan yükselmişti. Ama ortada hâlâ eksik olan bir şey vardı: Tanrının kendisi, yani Zeus.

Bu boşluğu dolduracak isim belliydi.

Atina’da Parthenon’un heykellerini yapmış, ünü Ege’yi aşmış bir heykeltraş: Phidias. Phidias Olimpos’a geldiğinde ondan bir heykel değil, bir varlık isteniyordu. Yapılacak Zeus, sıradan bir kült heykeli olmayacaktı. Yunan dünyasının en güçlü tanrısı, insanların gözlerinin önünde ilk kez bu ölçekte cisimleşecekti.

Bu yüzden Phidias radikal bir karar aldı: Zeus’u ayakta değil, tahtında oturur biçimde tasarladı. Antik yazarların da vurguladığı gibi, eğer Zeus ayağa kalksaydı, tapınağın çatısını aşacak gibiydi. Oturuşu bile mekânı zorlayan bir kudreti simgeliyordu.

Heykel, altın ve fildişinden yapıldı. Fildişi teni, altın ise tanrısal ışığı temsil ediyordu. Zeus’un sağ elinde zafer tanrıçası Nike, sol elinde kartallı asası vardı. Yüzü ne öfkeliydi ne de gülümseyen bir baba yüzü… Antik kaynaklar bu ifadeyi tek kelimeyle anlatır: sükûnet.

Ama bu, huzurdan çok karar vermiş olmanın sessizliğiydi. Heykel tamamlandığında, Olimpos’ta tuhaf bir şey oldu. İnsanlar dua ederken gözlerini kaçırmaya başladı. Çünkü Zeus’a bakmak, artık soyut bir inanca değil, göz göze gelmeye dönüşmüştü. Antik yazarlar, heykeli görenlerin “Zeus gerçekten böyleyse, başka bir tanrıya gerek yok” dediğini aktarır.

Aslında Bu söz, bir övgü olduğu kadar bir tehlike işaretiydi.

Phidias içinse, işler burada tersine döndü. Atina’daki siyasi düşmanlıklar onu takip etmişti. Zeus heykelinin yapımında kullanılan altınla ilgili yolsuzluk suçlamaları, ardından çok daha ağır bir iddia dolaşıma sokuldu ve Zeus’un yüzü, Phidias’a benziyordu.... Yani sanatçı, kendini tanrının suretine katmıştı.

Bu suçlama antik dünyada sadece estetik bir tartışma değildi; kutsala sınır ihlali anlamına geliyordu. Phidias yargılandı ve hapse atıldı ve orda öldü.  Zeus ise tapınakta kaldı; yüzyıllar boyunca ziyaret edildi, övüldü ve korkuyla seyredildi.

Sonra zaman galip geldi...

Tapınak yıkıldı, heykel ya bir yangında yok oldu ya da Konstantinopolis – İstanbul’a taşındıktan sonra kayboldu. Ama geride kalan şey şuydu: Phidias, Zeus’u yaparak şunu kanıtlamıştı.  İnsan, tanrıyı yeterince gerçek yaparsa, artık ona sadece tapamaz; onu sorgulamaya da başlar.

Olimpos Zeus’u bu yüzden antik dünyanın Yedi Harikası arasında sayıldı. Boyutu ya da malzemesi yüzünden değil. Çünkü ilk kez bir tanrı, insan eliyle yapılmış olmasına rağmen, insanı küçük hissettirecek kadar ikna ediciydi....

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.