PANURGE KOYUNLARI
Körü Körüne İtaat ve Toplumsal Sürüleşmenin Beş Yüz Yıllık Hikâyesi
“Panurge’ün koyunları” sözü, düşünmeden çoğunluğa uyan, başkalarının davranışlarını sorgulamadan tekrarlayan insanlar için kullanılan en eski ve en etkili edebî benzetmelerden biridir. Bu deyimin kaynağı, Fransız Rönesansı’nın büyük yazarı François Rabelais’nin Le Quart Livre —Dördüncü Kitap— adlı eseridir. Eserin ilk, daha kısa biçimi 1548’de; yazarın genişlettiği kesin baskısı ise 1552’de yayımlanmıştır. Ünlü koyun hikâyesi kitabın V–VIII. bölümlerinde anlatılır. 1552 tarihli özgün metinde tüccarın adı “Dondon” değil, Dindenault olarak geçmektedir.
François Rabelais yalnızca bir romancı değil; aynı zamanda hekim, din adamı, klasik diller uzmanı ve Rönesans hümanistiydi. Yaklaşık 1494–1553 yılları arasında yaşayan yazar; eserlerinde skolastik düşünceyi, dinî bağnazlığı, bilgisizliği, hukuk düzenindeki yozlaşmayı, açgözlülüğü ve otorite karşısında aklını kullanmayan insanları sert bir mizahla eleştirdi. Onun dünyasında kahkaha yalnızca eğlence değildir; toplumsal kusurları görünür kılan güçlü bir düşünce aracıdır.
Gemide Başlayan Tartışma
Hikâye, Pantagruel ile arkadaşlarının “Kutsal Şişe”nin kehanetini öğrenmek amacıyla çıktıkları hayalî deniz yolculuğu sırasında geçer. Yolcuların karşılaştıkları başka bir gemide, Taillebourg’lu koyun tüccarı Dindenault ile beraberinde satışa götürdüğü büyük bir koyun sürüsü bulunmaktadır.
Tartışmayı başlatan aslında Panurge değildir. Dindenault, Panurge’ün kıyafetiyle ve görünüşüyle alay eder; ona hakaret eder ve sonunda kılıcını çekmeye kalkışır. Gemidekilerin araya girmesiyle kavga önlenir ve iki taraf görünüşte barıştırılır. Ancak kurnazlığı kadar kinci kişiliğiyle de tanınan Panurge, uğradığı aşağılanmayı unutmaz.
Bir süre sonra tüccardan bir koyun satın almak istediğini söyler. Dindenault bu isteği, koyunlarının olağanüstü niteliklerini anlatmak için fırsata dönüştürür. Hayvanların yününden en değerli kumaşların, derilerinden kaliteli ürünlerin, bağırsaklarından çalgı tellerinin yapılacağını iddia eder. Hatta koyunların idrarının toprağı verimli hâle getirdiğini, dışkılarının çeşitli hastalıkları iyileştirdiğini söyleyecek kadar ileri gider.
Bu abartılı satış konuşması, Rabelais’nin dönemindeki tüccar zihniyetine ve ekonomik gösterişe yönelttiği bir hicivdir. Dindenault yalnızca bir koyun satmamaktadır; alıcının bilgisizliğinden yararlanarak sıradan bir malı eşsiz bir hazine gibi göstermektedir. Panurge sonunda sürünün iri ve güçlü koyunlarından birini, normal değerinin çok üzerinde bir bedelle satın alır. Tüccar büyük bir kazanç sağladığını düşünerek sevinirken Panurge sessizce intikamını hazırlamaktadır.
Denize Atlayan Sürü
Satış tamamlandıktan sonra Panurge, satın aldığı koyunu birdenbire tutarak denize atar. Koyun korkuyla meleyerek suya düşer. Onun sesini duyan ve hareketini gören sürünün geri kalanı da büyük bir telaşla geminin kenarına koşar. Koyunlar, birbirlerinin ardından sırayla denize atlamaya başlar.
Rabelais bu sahneyi son derece canlı biçimde anlatır: Sanki koyunlar arasında, arkadaşlarının ardından denize ilk atlayan olmak için bir yarış başlamıştır. Onları durdurmak artık mümkün değildir. Yazar, koyunların “ilk giden nereye giderse onun peşinden gitme” eğiliminde olduğunu belirterek Aristoteles’in Hayvanların Tarihi adlı eserine de göndermede bulunur. Ancak bu göndermenin modern zoolojik bir hüküm değil, Rabelais’nin klasik kaynaklarla oynayan hicivli anlatımının parçası olduğu unutulmamalıdır. Bibliothèque nationale de France kaynaklı VIII. bölüm
Sürüsünün gözlerinin önünde yok olduğunu gören Dindenault, koyunları kurtarmaya çalışır. Güçlü bir koyunu yününden yakalayarak gemide tutmak ister; fakat hayvanın denize doğru atılışı o kadar şiddetlidir ki tüccarı da beraberinde sürükler. Diğer çobanlar ve görevliler de kimi koyunları boynuzlarından, kimilerini bacaklarından ya da yünlerinden yakalar. Fakat onlar da hayvanlarla birlikte denize düşerek boğulurlar.
Dolayısıyla yaygınlaştırılmış anlatılardaki gibi Dindenault yalnızca “son kalan koyuna” sarılmaz. Özgün metinde tüccar ve adamları, sürüyü kurtarmaya çalışırken tuttukları koyunlar tarafından denize sürüklenirler. Ayrıca koyunların tümünün başlangıçta Panurge’e ait olduğu da söylenemez: Panurge yalnızca bir koyun satın almış, sürünün geri kalanı Dindenault’un mülkiyetinde kalmıştır.
Olayın en karanlık yönü Panurge’ün davranışıdır. Elinde bir kürekle geminin kenarında bekler; fakat boğulanlara yardım etmek yerine yeniden gemiye çıkmalarını engeller. Ardından dünyanın acılarından ve öteki hayatın mutluluğundan söz eden sahte bir vaiz gibi konuşur. Böylece Rabelais, dinî ve ahlaki sözlerin zalimliği örtmek amacıyla kullanılmasını da alaya alır.
Kahramanı Olmayan Bir Hikâye
Bu anlatıyı yalnızca “aptal koyunlar ve haklı Panurge” biçiminde okumak eksik olur. Rabelais’nin dünyasında bütünüyle masum ya da bütünüyle erdemli bir kahraman yoktur.
Dindenault kibirli, saldırgan ve çıkarcıdır. Malını gerçek değerinin üzerinde satabilmek için abartılı sözlere başvurur. Fakat Panurge de adalet arayan soylu bir kişi değildir. O, kendisine yapılan hakarete ölçüsüz bir intikamla karşılık verir; yalnızca tüccarın mallarını değil, insanların hayatlarını da yok eder. Panurge’ün zekâsı ahlaki bir bilgelik değil, denetimsiz bırakılmış kurnazlıktır.
Bu nedenle hikâye aynı anda üç ayrı zaafı sergiler: Dindenault’un açgözlülüğünü, koyunların sorgusuz izleyiciliğini ve Panurge’ün acımasız intikamını. Akademik incelemelerde de bu bölümün yalnızca toplumsal uyumu değil; ticaret dili, fiyat, mülkiyet, kâr tutkusu ve ekonomik aldatmaca üzerinden dönemin piyasa ilişkilerini hicvettiği belirtilmektedir. Terence Cave, “L’économie de Panurge”
Bir Deyimin Beş Yüzyıllık Yolculuğu
Bu unutulmaz sahneden doğan “mouton de Panurge” ifadesi, zamanla Fransız diline yerleşmiştir. Deyim, kendi aklını ve iradesini kullanmak yerine başkalarının yaptığını tekrarlayan; çoğunluğun mutlaka doğru olduğuna inanan kişi anlamında kullanılır.
Günümüzde bu benzetme siyaset, ekonomi, tüketim kültürü ve sosyal medya açısından daha da güncel görünmektedir. İnsanlar bazen bir düşüncenin doğruluğunu araştırmak yerine kaç kişinin o düşünceye katıldığına bakar. Bir haber çok paylaşıldığı için gerçek, bir yatırım aracı hızla yükseldiği için güvenli, bir kişi milyonlarca takipçisi bulunduğu için bilgili kabul edilebilir. Böylece başkalarının tercihi, bireyin kendi kararının yerine geçer.
Oysa çoğunluğun aynı yönde hareket etmesi, o yönün doğru olduğunu kanıtlamaz. Tarih; toplumların propaganda, korku, moda, çıkar veya otorite baskısıyla büyük yanlışların peşinden gidebildiğini defalarca göstermiştir. Sürü davranışının tehlikesi yalnızca yanlış kişiyi izlemek değildir; insanın zamanla düşünme sorumluluğunu başkasına devretmesidir.
Rabelais’nin yaklaşık beş yüz yıl önce anlattığı bu sahne, bu nedenle basit bir hayvan hikâyesi olmaktan çıkar. Geminin güvertesi toplumun, ilk koyun kanaat önderinin, sürü sorgulamayan kalabalığın, Dindenault maddi çıkarın, Panurge ise insan davranışlarını kendi amacı için yönlendirebilen kurnaz gücün simgesine dönüşür.
Hikâyenin günümüze kalan temel uyarısı açıktır: Bir düşüncenin arkasından kaç kişinin gittiğine değil, o düşüncenin nereye götürdüğüne bakmak gerekir. Çünkü bazen öndekini izlemek güvenli bir yol bulmak değil, onunla birlikte uçuruma yürümektir. İnsan olmanın gerçek değeri de tam burada ortaya çıkar: Kalabalık hangi yöne koşarsa koşsun, gerektiğinde durabilmek, soru sorabilmek ve kendi aklıyla karar verebilmek....
