Dile kolay Beş yıldır, her pazar gecesi…
Takvimler değişse, şehirler uzaklaşsa, ülkeler arasına saat farkları girse de bir şey hiç değişmedi: aynı saatte, aynı niyetle, aynı seslerin etrafında buluşmak. Kimimiz bir salonda, kimimiz mutfak masasında, kimimiz bazen onbinlerce kilometre ötede başka bir ülkede… Ama ekran açıldığında, ilk nota çalındığında sanki hepimiz aynı odadayız.
Bu buluşmalar bir “planlanmış etkinlik” olarak başlamadı. Bir program, bir proje ya da bir organizasyon değildi. Fakat zamanla şunu fark ettik: Bu bir tutkuya dönüştü. Çünkü tutku, takvimden bağımsızdır. Tutku, yorgunluk tanımaz. Tutku “bugün de mi?” sorusunu değil, “iyi ki” cümlesini doğurur.
Beş yıl… Dünya için kısa, insan hayatı için anlamlı bir Bu sürede pandemiler, savaşlar, ekonomik zorluklar oldu. Kimi iş değiştirdi, kimi emekli oldu, kimi yeni bir hayata başladı, kimi bir hayatı geride bıraktı. Ama Bir sabit nokta - Bir nefes alma aralığı - Bir pusula gibi pazar geceleri hep oradaydı...
Bu grubu özel kılan şey yalnızca Ortak Dilimiz, Ortak Hafızamız müzik değil. Müzik aslında burada bir araç. Asıl olan, o müziğin etrafında kurulan bağ. İşte bu, nadir rastlanan bir zenginliktir. Buluşmalarda profesör de var, işçi de. Sanatçı da var, mühendis de. Emekli de var, hâlâ sabah erkenden işe giden de. Aynı masada oturmasalar da aynı duyguda buluşabilen insanlar var. Modern dünyanın en çok unuttuğu şey de bu değil mi zaten ?
Müzik – şiir burada bir gösteri olmadı hiçbir zaman. Alkış için çalınmadı. Beğeni toplamak için söylenmedi. Müzik burada paylaşmak içindi. Bir dizeyle rahatlamak, bir nakaratla gülümsemek, bir uzun hava ile susmak içindi. Zoom sadece teknolojik bir yazılım. Soğuk bir teknoloji aracı gibi görünebilir ama biz bu ekranın içinden sıcak bir sofra kurmayı başardık. Her pazar gecesi, bazen biri kemençesini, sazını aldı, biri gitarını. Kimi sadece dinledi, kimi eşlik etti. Kimi sesiyle, kimi sessizliğiyle oradaydı ve bu da çok kıymetliydi: Orada olabilmek. Kimse kimseden daha iyi değildi. Kimse kimseden daha üstün değildi. Miralay Osman hariç burada rütbe yoktu, unvan yoktu. Sadece aynı anda aynı yerde olma hali vardı. Modern çağda en pahalı şey de bu değil mi zaten? Maalesef çok iç karartıcı ülke haline karşın, dile kolay Beş yıl boyunca bu buluşmalar, birçok kişi için haftanın tek “kendine ait” zamanı oldu. Gürültüden, tartışmadan, aceleden uzak… iki saatliğine bile olsa hayatın hızını yavaşlatabilmek büyük bir lükstü.
Yeni bir yıla giriyoruz. Kimimiz umutla, kimimiz temkinle, kimimiz yorgun ama yine de inatla… Bu grubun en büyük başarısı şüphesiz Devam edebilmek idi. Çünkü başlamak kolaydır. Ama beş yıl boyunca, her pazar gecesi, aynı özeni göstermek; işte asıl değer oradadır.
Yeni yılda da dileğimiz aynı: Daha çok şarkı değil, daha çok his, Daha çok ses değil, daha çok bağ, Daha kalabalık değil, daha samimi buluşmalar ve bu grubun varlığı bize şunu hatırlatıyor: Dünya ne kadar sertleşirse sertleşsin, insanlar hâlâ bir araya gelip aynı şarkıda şiirde buluşabiliyor ve bu, geleceğe dair en güçlü umuttur. Bu pazar gecelerini mümkün kılan herkese…Çalanlara, söyleyenlere, okuyanlara, dinleyenlere… Kamerası kapalı olup kalbi bize açık olanlara… Bir tek şarkı için bile bağlananlara…
Yeni yıl; daha çok sağlıkla, huzurla ve ihtıyacımız olan daha çok dayanışma ile tekrar her pazar gecelerinde buluşmak üzere mutlu seneler..
İyi ki varsınız.
