
BOZKIRIN ÖZGÜR SAVAŞÇILARI TÜRK KAZAKLAR
Hepimizin beyaz perdeden tanıdığı, İsviçre ve Fransa’da geçen gençliğinin ardından ABD’ye yerleşip oyunculuğa başlayan -.Rusya Vladivostok kentinden Yul Bryner (1920–1985), Taras Bulba filminde canlandırdığı: Başları kısmen tıraşlı, tepelerinde veya yanlarında uzun bir tutam saç; geniş şalvarları, pala ve mızrakları, olağanüstü binicilikleriyle Avrupa tarihinin en kolay tanınan savaşçı topluluklarından biri Kazaklar, Batı dillerindeki adıyla Cossack halkı Ukrayna ve Rusya tarihinin ayrılmaz parçalarından biri hâline gelen bu toplulukların geçmişi, Slav ve Türk dünyalarının yüzyıllarca birbirine karıştığı Karadeniz'in kuzeyindeki büyük bozkırlarda şekillenmiştir.
Akademik literatürde ilk Kazakların karma ve çoğu zaman Türkî unsurlar taşıyan kökenlerinden söz edilir ve adlarının Türkçe kökenli olduğu konusunda çok daha sağlam bir görüş birliği vardır. “Cossack/Kozak” sözcüğü Türk dillerindeki kazak/qazaq kelimesinden gelir ve kabaca “özgür adam, bağımsız savaşçı, serüvenci veya akıncı” anlamlarını taşır. Bu nedenle bugünkü Kazakistan Kazakları (Kazakh/Qazaq) örneği gibi: Kazaklığın asıl karakterini belirleyen şey zaten kan bağı değil, bir sınır ve savaşçı hayat tarzıydı.
Kazakların tarih sahnesine belirgin biçimde çıktığı 15. ve 16. yüzyıllarda bugünkü Ukrayna'nın güneyi, Dinyeper havzası, Don ve Karadeniz'in kuzeyindeki uçsuz bucaksız bozkırlar büyük devletlerin sınırlarının birbirine değdiği son derece hareketli bir coğrafyaydı. Kırım Hanlığı, Osmanlı İmparatorluğu, Lehistan-Litvanya Birliği ve Moskova Knezliği arasında kalan bu topraklarda devlet otoritesi zayıflıyor, sınırlar belirsizleşiyordu. Toprak ağalarına kölelik - Serflikten kaçan köylüler, maceracılar, avcılar, askerler, sınır insanları ve çeşitli etnik kökenlerden savaşçılar bozkırlara yöneliyordu. 15. yüzyıldan itibaren binlerce insanın Lehistan-Tatar sınırındaki bozkırlara yerleşerek Tatar akınlarına karşı silahlı gruplar ve müstahkem yerleşimler oluşturduğu biliniyor.
İşte Kazak dünyası bu ortamın çocuğuydu. Merkezî otoriteden uzakta yaşayan bu insanlar, özgürlüğün bedelini kendi güvenliklerini sağlayarak ödüyorlardı. Çiftçilik yapıyor, balık tutuyor, avlanıyor, ticaret yapıyor; gerektiğinde ise birkaç saat içinde atına binip savaşçıya dönüşüyordu. Kazak için at yalnızca ulaşım aracı değildi. Hayatta kalmanın, savaşmanın ve özgür olmanın temel şartlarından biriydi. Bu yüzden Kazak kültüründe özgür insan ile süvari neredeyse aynı kişide birleşti.
ZAPOROJYA BOZKIRIN SAVAŞÇI CUMHURİYETİ
Kazak tarihinin en meşhur merkezi Dinyeper'in aşağı kesimlerinde gelişen Zaporojya Siçi oldu. 1552'de Prens Dmytro Vyshnevetsky'nin Mala Khortytsia Adası'nda kurduğu tahkimat, daha sonra ortaya çıkacak Zaporojya Kazak merkezlerinin öncüsü kabul edilir. Aslında “Sich” basit bir askerî kamp değildi. Kale, karargâh, siyasi merkez ve savaşçı kardeşliğinin merkeziydi. Kazak siyasi kültürünün dikkat çekici taraflarından biri liderliğin seçim unsuruydu. En yüksek askerî-siyasi lider hetman veya otaman olarak anılırdı. Kazakların kendi meclisleri, askerî görevlileri ve hiyerarşileri bulunuyordu.
Bu elbette modern anlamda liberal bir demokrasi değildi. Fakat Avrupa'nın büyük bölümünde toplumun katı aristokratik hiyerarşiler altında yaşadığı bir dönemde, savaşçıların lider seçiminde söz sahibi olması sıra dışıydıDaha sonraki Rus İmparatorluk sisteminde de Kazak topluluklarının belirli ölçüde özyönetim ve seçilmiş ataman geleneğini sürdürdükleri görülür. Bunun karşılığında erkeklerden savaş zamanında askerlik yapmaları ve çoğu zaman kendi atlarını, teçhizatlarını ve silahlarını sağlamaları beklenirdi.
Kazaklığın temelindeki anlaşma basitti: Devlet sana bazı ayrıcalıklar ve özgürlükler tanır; sen de sınırı ve devleti atının üzerinde savunursun. Başlangıçtaki Kazak topluluklarını yalnızca din üzerinden tanımlamak doğru olmaz. Ancak özellikle Ukrayna Kazakları 16. ve 17. yüzyıllarda giderek Doğu Ortodoks Hristiyanlığının güçlü askerî ve siyasi savunucuları hâline geldiler. Bu dönüşümün arkasında Lehistan-Litvanya Birliği içindeki Katolik-Ortodoks rekabeti bulunuyordu. 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Kazakların yasaklanmış veya baskı altındaki Ortodoksluğun savunucusu rolünü üstlenmeleri, onları Ortodoks şehirli ve köylü kesimlerle yakınlaştırdı.
Bu dönemin en önemli isimlerinden Petro Konashevych-Sahaidachny, yalnızca büyük bir Kazak komutanı değildi. Ortodoks kilisesinin ve kültür kurumlarının hamilerinden biri oldu. 1620'de Zaporojya ordusuyla birlikte Kiev - Kyiv Epiphany Brotherhood – Kardeşlik gurubuna katıldı ve Ukrayna-Belarus Ortodoks kilise hiyerarşisinin yeniden oluşturulmasında önemli rol oynadı. Böylece Kazak kimliğinde üç unsur giderek birbirine bağlandı: Bozkır özgürlüğü, savaşçılık ve Ortodoks inancı.
Kazakların Osmanlı tarihiyle çok yakın bir ilişkisi vardır. Kırım Tatarlarının kuzey bozkırlarına düzenlediği esir alma akınları Kazakların askerî örgütlenmesini güçlendiren temel etkenlerden biriydi. Kazaklar zamanla savunmadan saldırıya geçti ve Kırım ile Osmanlı kıyılarına karşı akınlar düzenlemeye başladı. Burada yalnızca süvari savaşlarından söz etmiyoruz. Zaporojya Kazakları Karadeniz'e açılan chaika – çayka adı verilen küçük ve çevik teknelerle şaşırtıcı deniz akınları gerçekleştirdiler.
1600'lerin ilk çeyreğinde Varna, Kefe, Sinop ve Trabzon'a kadar uzanan saldırılar yaptılar; hatta İstanbul çevresine kadar geldiler. Kaynaklar Kazakların 1614 ve 1625'te Trabzon'a, 1614'te Sinop'a saldırdığını ve 1615, 1620 ve 1624 yıllarında İstanbul çevresine akınlar düzenlediğini kaydeder. Dolayısıyla popüler kültürün yalnızca at sırtında gösterdiği Kazak, gerektiğinde bir deniz akıncısıydı.
VUR-KAÇ SAVAŞI VE BOZKIR TAKTİKLERİ
Kazakların askerî başarısının arkasında ağır ve hantal ordulara karşı geliştirdikleri hareketlilik bulunuyordu. Tüm Türk boyları gibi Bozkırın savaş kültürünü iyi biliyorlardı. Hızlı ilerleme, keşif, ani baskın, sahte geri çekilme, düşmanın ikmal hatlarına saldırma ve uygun olmayan şartlarda meydan savaşından kaçınma gibi yöntemler onların savaş tarzının önemli parçalarıydı. Bu özelliklerde Türk-Tatar bozkır savaş geleneğinin etkisini görmek mümkündür; ancak Kazak askerî sistemi zaman içinde ateşli silahları, tahkim edilmiş savaş kamplarını ve düzenli piyade unsurlarını da etkili biçimde kullanan karma bir yapıya dönüştü.
17, yüzyılda Sahaidachny'nin Kazak kuvvetlerini daha disiplinli ve düzenli bir askerî yapıya dönüştürdüğü bilinir. 1621 Hotin Muharebesi'nde Lehistan kuvvetleriyle birlikte Osmanlı ilerleyişinin durdurulmasında Kazakların önemli rol oynadı. Kazak savaşçısının büyük avantajı, düzenli asker ile akıncı arasındaki çizgide hareket edebilmesiydi.
Kazak denildiğinde bugün bile akla gelen görüntülerden biri, özellikle sadece Zaporojya savaşçılarının tıraş edilmiş başlarında bıraktıkları uzun saç tutamıdır. Ukraynaca kültürde oseledets veya chupryna gibi adlarla anılan bu saç biçimi, zaman içinde Kazak savaşçılığının en belirgin sembollerinden biri hâline geldi.
Geniş şalvar, uzun bıyık, tıraşlı baş, kılıç ve savaşçı duruşun oluşturduğu görüntünün Türk: Osmanlı-Tatar ve genel bozkır dünyasının kıyafet ve savaş kültürüyle benzerlikleri dikkat çekicidir. Kazakların kullandığı bazı siyasi-askerî sembollerde de bu kültürel alışveriş görülebilir. Örneğin hetmanların kullandığı at kuyruğundan yapılan bunchuk – BONCUK adlı sancak sembolünün Türk kökenli olduğu ve tam da bu nedenle tarihçiler açısından büyüleyicidir: Bir taraftan Ortodoks Slav dünyasının savaşçılarıdır; diğer taraftan üzerlerinde yüzyıllarca birlikte yaşadıkları Türk-Tatar bozkırının kültürel izlerini taşırlar.
Kazak tarihinin dönüm noktası 1648'de Bohdan Hmelnitski (Khmelnytsky) liderliğinde başlayan büyük ayaklanmadır. Lehistan-Litvanya yönetimine karşı başlayan hareket kısa sürede büyük bir askerî ve siyasi mücadeleye dönüştü ve Kazak Hetmanlığı adı verilen siyasi yapının ortaya çıkmasına yol açtı. Ancak Kazakların önündeki temel jeopolitik problem değişmedi: Çevrelerinde kendilerinden çok daha büyük güçler vardı.
Lehistan-Litvanya, Moskova, İkiside Türk: Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı arasında bağımsız hareket etmek giderek zorlaşıyordu. 1654 Pereyaslav düzenlemesiyle Kazak Hetmanlığı Moskova Çarlığıyla yakınlaştı. Fakat bunun uzun vadeli sonucu, Kazak özerkliğinin giderek Rus devlet sistemi içine çekilmesi oldu. 1659 düzenlemelerinde büyük ölçüde Rus İmparatorluğu'nun askerî yapısının parçası hâline gelecekti ve Rusya genişledikçe ideal bir sınır askeri olan Kazaklar Ata binebiliyor, zor coğrafyada yaşayabiliyor, kendi silah ve teçhizatının önemli bölümünü sağlayabiliyor, tarım yaparken gerektiğinde hızla seferber olabiliyordu. Fakat bir zamanların merkezî otoriteye başkaldıran özgür bozkır savaşçısı, 18. ve 19. yüzyıllarda giderek Çarlık Rusyası'nın sınır muhafızı ve süvarisi hâline geldi
Napolyon Savaşlarından Kafkasya'ya, Orta Asya'dan Sibirya'ya kadar Rus yayılmasının gerçekleştiği geniş coğrafyada Kazak birlikleri görüldü. Fakat bunun karanlık bir tarafı da vardı. Kazak birlikleri yalnızca dış düşmana karşı savaşmadı; imparatorluk içindeki isyanların ve toplumsal hareketlerin bastırılmasında da kullanıldı. Bu nedenle 19. yüzyılın sonunda “Kazak” sözcüğü bir tarafta cesur süvariyi, diğer tarafta Çarlık otoritesinin sert kolluk gücünü çağrıştırabiliyordu.
1917 Rus Devrimi Kazak topluluklarını büyük bir tarihî hesaplaşmanın içine sürükledi. Kazakların önemli kesimleri Rus İç Savaşı sırasında Bolşeviklere karşı Beyaz kuvvetlerin yanında yer aldı; bazıları ise Kızıl Ordu'ya katıldı. Dolayısıyla Kazakları tek bir siyasi blok olarak görmek yine yanıltıcıdır. Bolşevik zaferinden sonra eski Kazak askerî-sosyal düzeni büyük ölçüde dağıtıldı. Sovyet yönetiminin uyguladığı “de-kazaklaştırma” politikaları geleneksel Kazak kurumlarını ağır biçimde sarstı.
Bununla birlikte Kazak kimliği tamamen yok olmadı. II. Dünya Savaşı sırasında Kazak askerî geleneklerinin bazı unsurları yeniden kullanıldı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ise Rusya ve Ukrayna'da Kazak mirasına yönelik güçlü bir kültürel canlanma ortaya çıktı. Bugün ise Kazak mirasının anlamı ülkeye ve siyasi bakış açısına göre ciddi biçimde değişmektedir.
TÜRK MÜ - SLAV MI ?, Kazak tarihinin belki de en ilginç sorusunda: Cossack/Kozak adı Türkçedir. mSavaş kültürlerinde bozkırın derin Türk izleri vardır. At, kılıç, akıncılık, geniş şalvar, at kuyruğu sancakları ve hareketli savaş tarzları onları Türk-Tatar dünyasına yaklaştırır ve ilk Kazak topluluklarının oluştuğu bozkır Türk-Tatar ve Slav dünyalarının temas sahasıdır. Özetle: Kazaklar, Türk-Tatar bozkır dünyası ile Doğu Slav dünyasının sınırında doğmuş, zamanla ağırlıklı olarak Ortodoks ve Slav karakter kazanmış özgün bir askerî-sosyal topluluktur.
Belki Kazak tarihi: Bozkırda devletten kaçarak özgürleşen savaşçılar, birkaç yüzyıl sonra dünyanın en büyük kara imparatorluklarından birinin sınırlarını koruyan askerler hâline gelen ve geriye unutulmaz: Tıraşlı başında uzun saç tutamı, pala gibi bıyığı, geniş şalvarı, yanında kılıcı ve altında atıyla; Türk bozkırının askerî mirasını Ortodoks Slav dünyasının inancıyla aynı bedende buluşturan savaşçılar....
