Bugün İsmail Bey ve Lokman Bey'le birlikte hale gittik. Epeyce alışveriş yaptık. Kuruyemişler, meyveler, sebzeler... dopdolu bir alışveriş. Arkadaşların ikisi ortaklaşa yaklaşık yirmi kiloluk bir kasa kayısı aldılar. Ben almak istemedim. Kayısıların görünüşü gerçekten büyüleyiciydi; altın sarısı renkleriyle lamba gibi yanıyor, insanın iştahını kabartıyordu. Fakat bana henüz olgunlaşmamış gibi geldiler.
Arkadaşlar kasayı bölüştüler, bana da bir kilodan fazla kayısı ikram ettiler. "Sen de ye." dediler. Teşekkür ederek aldım, eve getirdim.
Gece kitap okurken biraz meyve yemek istedim. Önce karpuz kestim. Karpuz âdeta dondurma gibi geldi yaz gecesinde; serin, sulu ve öylesine tatlıydı ki sanki üzerine şeker serpilmişti. Kemal noktasına ulaşmış bir tat. En güzel halinde. Ardından kayısılardan birini ısırdım. Aman Allah'ım! Sanki üzerine limon sıkılmıştı. O kadar ekşiydi ki yüzüm buruş buruş, avurtlarımdan sel gibi sular aka aka... gözümü yumdum limon yiyor gibi oldum. buruş buruş, burul burul burkulu. O efsanevi karpuz üstüne. Cezamı buldum gibi!
Sonra kendi kendime düşündüm: rengi kemâle ermiş bir renk ama demek ki tatların da bir kemâli var. Bir kaç hafta daha kızgın yaz güneşi altında pişe pişe şirinleşse, tatlılaşsa ne güzel olur. Kemâle etmemiş, yarım kalmış bir tat.
Meyve de insan gibi bir yolculuktan geçiyor diye hissettim. Önce ham oluyor; yeşil, sert, ekşi ve buruk... Sonra güneşin altında günlerce pişe pişe değişiyor. Sararıyor, yumuşuyor, ekşilik tatlılığa dönüşüyor. Sertliği kayboluyor; yerine ipeksi bir doku, hoş bir koku ve gönle ferahlık veren bir tat, aroma geliyor. Ham meyvenin kokusuyla olgun meyvenin kokusu bile birbirinden ne farklı oluyor. Meyvelerin olgunlaştığı andaki Tadı rengi kokusu o enfes ahenk bir büyük yolculuğun sonunda çıkan hal. Bir dönüşüm. Bir Kemal.
Yüzümü burum burum buram bu ekşi kayısı gecenin bu geç saatinde bana hayatın sessiz bir hakikatini fısıldadı: Güzellik, zaman ister. Tatlılık, sabır ister. Kemâl ise güneşin altında olgunlaşan meyve gibi, çileyle ve bekleyişle kazanılır.
İnsan da böyle değil mi? Hayatın mevsimleri içinde insan yeşil ham bir halden, imtihanlarla pişip, bazen acılarla yumuşar, bazen de sabırla tatlanır. Kalbin sertliği merhamete, hamlık olgunluğa, eksiklik kemâle dönüşür.
Rabbim hepimize bu güzel yolculuğu nasip etsin. Bütün kabiliyetlerimizi, istidatlarımızı en güzel şekilde geliştirmeyi, ahlâkta, merhamette, hikmette ve sevgide kemâle ermeyi lütfetsin. Her geçen gün bizi biraz daha tatlı, biraz daha güzel, biraz daha sevimli, biraz daha kâmil kullar eylesin.
13 Temmuz 2026, pazartesi
