Kimlik, İnanç ve Kültür Üzerine Birkaç Söz
Kıt bilgilerle kesin hükümler veren, araştırmadan konuşan ya da yazan bazı dostlara birkaç söz söylemek isterim. Amacım kimseyi kırmak değil; düşünmeye, sorgulamaya ve okumaya davet etmektir. Bir insana “daha çok okumak gerekir” dediğinizde bazen bunu eleştiri olarak algılayabiliyor. Oysa mesele birini küçük görmek değil; bilgiye ulaşma ve doğruyu arama çabasıdır. İnsan hata yapabilir, eksik bilebilir; bu doğaldır. Ancak önemli olan eksik olduğunu fark etmek ve öğrenmeye açık olmaktır. Birçok farklı kültürden insanla tanıştım, farklı toplumların yaşam biçimlerini ve inanç yapılarını gözlemleme fırsatı buldum. Dinî yapıları, kültürleri ve gelenekleri incelemeye çalıştım. Bu deneyimlerim bana şu temel düşünceyi öğretti:
İnsan aradığı değeri önce kendi özünde ve kendi kültüründe aramalıdır.
Hiçbir milletin dili, kültürü, giyim tarzı veya yaşam biçimi diğer milletler için kutsal ve değişmez bir ölçü değildir. Her toplum kendi tarihinden, kültüründen ve değerlerinden beslenerek gelişir. Burada özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var: Bu sözler asla bir dine karşı değildir. Din evrensel bir kavramdır. İslam da yalnızca bir millete ait değildir. Türkler de Müslümandır; ancak Müslüman olmayan Türk toplulukları da vardır. Aynı şekilde Müslüman olup Arap veya Türk olmayan birçok millet bulunmaktadır.
Dolayısıyla İslam dini hiçbir ülkenin, hiçbir milletin veya grubun tekelinde değildir. Bu noktada şu soruların sorulması gerekir: Bir Müslüman, mutlaka başka bir milletin kültürünü taklit etmek zorunda mıdır? İbadetin biçimi, yaşam tarzı ya da kültür tek bir toplumun kalıplarıyla mı belirlenmelidir? Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Müslüman toplumlar, kendi dilleri ve kültürleriyle dinlerini yaşarlar. Aynı durum diğer dinlerde de görülür. Örneğin Hristiyan dünyasında ibadetler farklı ülkelerde farklı dillerde yapılır. Rusya, Yunanistan, Gürcistan veya Ukrayna’daki Ortodoks toplulukları kendi dillerinde ibadet eder ve kendi kültürleriyle inançlarını yaşarlar.
Bu nedenle inanç ile kültür arasındaki farkı doğru anlamak gerekir. Din evrensel olabilir; ancak kültürler çeşitlidir ve her toplum kendi kimliğiyle var olur. Bugün dünyanın birçok yerinde dinî ve kültürel etkiler üzerinden ideolojik veya politik hareketlerin oluştuğu da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlar duyduklarını ve gördüklerini sorgulamalı, araştırmalı ve kendi aklını kullanmalıdır. Toplumların gelişebilmesi için bireylerin özgür düşünmesi, araştırması ve eleştirel bakabilmesi gerekir. Körü körüne bağlılık, herhangi bir düşünceye sorgulamadan teslim olmak toplumları ileri götürmez.
Bir Türk vatandaşı olarak bütün insanlara, bütün dinlere ve bütün kültürlere saygı duyuyorum. Ancak aynı şekilde kendi dilimin, kültürümün ve toplumsal değerlerimin korunmasına da önem veriyorum. Her milletin kendi kimliğini yaşatması doğal ve gereklidir. Bu bakış açısıyla kendimi şu değerlerle tanımlıyorum: Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, laik, özgürlükçü ve vatanını seven bir yurttaş olarak; bilimden, akıldan ve ilerlemeden yana bir anlayışı savunuyorum.
Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünceleri ve Cumhuriyetin değerleri bu anlamda benim için yol göstericidir. Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi yalnızca siyasi kavramlar değil; aynı zamanda toplumun özgür düşünmesini sağlayan temel ilkelerdir.
İnsanlık tarihinin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur:
Bilimin rehberliğinde ilerlemeyen toplumlar karanlıkta kalır.
Bu nedenle herkesin daha çok okuması, araştırması ve kendi aklıyla düşünmesi gerekir. Çünkü gerçek ilerleme ancak bilgi, akıl ve vicdanla mümkündür.
Unutmayalım: Bilim ile gidilmeyen her yol karanlıktır.
Suat Kaya
