GERÇEKTEN KÖTÜ İNSAN VAR MI ?
Siz gerçekten kötü bir insanla tanıştınız mı? Ben sanırım tanıştım. “Sanırım” diyorum, çünkü yalnızca “gerçekten kötü” değil, “kötü” kavramının kendisi bile yoruma açık. Önce görecelik var: Kime göre iyi, kime göre kötü? Sovyetler Berlin’i işgal ettiğinde Hitler intihar etti. Bir insanı intihara sürüklemek elbette kötüdür ama Hitler’in intiharına neden oldukları için Sovyetlere “kötü” demek ne kadar anlamlıdır? Ceylan için iyi olan aslan için kötüdür; bunun tersi de geçerlidir.
Bir de süreklilik meselesi var. İnsan her zaman iyi olabilir mi? Uzun ve iyiliklerle dolu bir hayatın içine sızan tek bir kötülük, o kişiyi nereye yerleştirir? Hepimiz bir noktada yanlış yapmışsak, “gerçekten iyi” diye biri var mıdır? Hayırseverliğiyle övülen birinin, hiç yokluk çekmeden büyümüş olması, hayatı boyunca köşeye sıkışmamış olması da bu tartışmanın parçasıdır.
Tersinden bakalım. Kötü bildiklerimiz her zaman kötü müdür? İş hayatında bana en iyi davranan patronun kamu bankalarını soyduğu ortaya çıktı; sekiz aylık maaşımı ödemeden iflas eden bir başkası ise tanıdığım en naif, en dürüst insandı. Hangisi iyiydi, hangisi kötü?
Görecelik ve sürekliliğe bir de kabul eklenir. Kötülük yapanların önemli bir kısmı, yaptığının kötülük olduğuna inanmaz. Kendini bir davaya, bir inanca, bir “yüksek amaca” ikna eder. Diktatörler halkın refahı için zulmettiklerine inanabilir. İnsan, kendini kandırma konusunda son derece yeteneklidir.
Ancak bunların dışında bir kategori daha var: Bile isteye kötülük yapanlar. Bir zamanlar aynı ekipte çalıştığım biri vardı. İnsanları dikkatle dinler, korkularını, sırlarını öğrenir, sonra en kırılgan anlarında, bazen herkesin ortasında bu bilgileri kullanarak onları yerle bir ederdi. Ne çıkar için, ne rekabetten… Sadece acı vermek için. Öldürmeyen ama yerde sürünüşü izlemekten haz alan bir kötülük.
Dünya tarihinde bunun örnekleri var. Bunlardan biri Roy Cohn’dur. 1950’lerde ABD’deki “Cadı Avı”nın fiili savcısı olarak binlerce insanın hayatını kararttı. Suçsuzlar hapse atıldı, idam edildi, sanatçılar yok edildi. Medya ile el ele çalıştı; yalanları gerçek gibi sundu. İlkesizdi, acımasızdı, gücü seviyordu. Kendisi eşcinsel olmasına rağmen en azılı eşcinsel düşmanlarından biri olarak rakiplerini bu yolla yok etti. AIDS’ten öldüğünde cenazesine kimse çiçek göndermedi.
Cohn’un öğretileri şuydu: “Hatanı asla kabul etme, sürekli saldır, ne olursa olsun kazandığını ilan et.” Bu ilkeleri benimseyen genç bir emlakçı önce servet kazandı, sonra ABD başkanı oldu. Bu yöntemler yalnızca bir kişiye değil, dünya çapında pek çok kötü niyetliye yol gösterdi.
Giovanni Papini’nin Gog kitabında Lenin’e atfedilen hayali bir söz vardır: “Dünyada çok az gerçek iyi, çok az da gerçek kötü vardır; geri kalan çoğunluk duruma göre şekil alır.” Güç neredeyse kalabalık oraya akar.
Thomas Hobbes’un Leviathan–Behemoth ikilemi de buraya bağlanır. “Tek adam olmazsa kaos olur” fikri, korkudan beslenen bir teslimiyettir. Buna bir kez inanırsanız, bir kulenin tepesinde “saf kötü” birine dönüşmeniz an meselesidir.
Ateş İlyas Başsoy
