Maalesef beklenen oldu
İsrail–İran savaşında ABD, B-2 “hayalet” toplamda 5. nesil savaş uçakları, F-35’ler, F-16’lar ve havada yakıt ikmali yapan tanker uçaklardan oluşan 125 bombardıman uçaklarıyla İran’ın nükleer tesislerini vurdu. İran hava savunma sistemlerinin İsrail vuruşlarıyla büyük ölçüde zayıflatıldığı, ayrıca güdümlü füze fırlatan denizaltının da iştirak ettiği ve Tomahawk seyir füzeleri ateşlendiği belirtiliyor.
ABD işin içine girince herkes aynı soruyu soruyor “Şimdi ne oluyor, bundan sonra ne olacak?” Bugünü anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor; çünkü geçmişte atılan adımlar, bugünün sonuçlarını hazırladı.
2003 yılına kadar Türkiye’nin Filistin vizyonu büyük ölçüde Yaser Arafat ve Filistin Kurtuluş Örgütü merkezliydi. AK Parti 2003’te iktidara geldi. Kısa süre sonra Arafat hayatını kaybetti. İsrail’le masaya oturmayı başaran ve İzak Rabin ile Şimon Peres’le birlikte Nobel Barış Ödülü alan Arafat’ın yokluğu, bölgede ve Türkiye’nin yaklaşımında bir kırılma yarattı. Türkiye, uzun yıllar Filistin ile İsrail arasında arabuluculuk yapmaya çalışan çizgisinden uzaklaşıp, Arafat’ın kurucusu olduğu El Fetih’e mesafe koydu; yönünü BM tarafından TERÖR ÖRGÜTÜ olarak tescillenen Hamas’a çevirdi.
Filistin’de Arafatsız yapılan ilk seçimde Hamas kazandı. O dönem bizin YANDAŞ medyada, silahlı Hamas mensuplarının “zafer turu” görüntüleri manşetlere taşındı. Filistin toprakları tarihte ilk kez hem coğrafi hem siyasi anlamda ikiye bölündü: El Fetih uluslararası alanda Filistin devletini temsil ile daha seküler bir çizgiyi temsil ederken TERÖR örgütü Hamas kökten dinci bir yapı olarak öne çıktı.
İran tarafından desteklendiği; Tahran’ın silah, roket ve finansman sağladığı, militanlara eğitim verdiği, İsrail’e yönelik operasyonlarda taktik danışmanlık yaptığı ve Lübnan’daki Hizbullah’la koordinasyonu güçlendirdiği Hamas’ın kökeni, Mısır’daki İhvan hareketinin Filistin uzantısına bağlanır. Gazze’de kontrolü ele geçirmek için örgütlenen Hamas, zamanla El Fetih’le silahlı çatışmalara girdi; Batı Şeria’daki Mahmud Abbas yönetimiyle yaşanan çatışmalar ağır can kayıplarına yol açtı.
7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısı bir “milat” olarak sunuluyor. Saldırıda roket atışları, sınır ihlalleri ve sivil yerleşimlere yönelik şiddet görüntüleri dünya kamuoyunda büyük etki yarattı. Saldırıda çok sayıda sivilin öldürüldüğü ve yüzlerce kişinin rehin alındığı belirtildi. Gazze’de bu saldırı nedeniyle maalesef Türkiye’de de bazı şehirlerde sevinç gösterileri yapıldı Hamas övüldü, yandaş medyada İsrail’in zayıfladığına dair alaycı bir dilin hâkim oldu.
O gün Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın “Hamas, İsrail’in Gazze’ye saldırması için bulunmaz bir bahane yarattı” dedi. Ancak bu Türkiye’de YANDAŞ medyaca yeterince görünür kılınmadı. Sonrasında Gazze’de yıkımın büyüdüğü, taş üstünde taş kalmadığı, Hamas’ın büyük ölçüde tasfiye edildiği anlatılıyor. Hamas lideri Haniye’nin Tahran’da öldürüldü. Lübnan’da Hizbullah unsurlarına yönelik ağır darbeler; Beyrut’a hava saldırıları, Hizbullah varlığının zayıflatıldığı ve lider kadronun hedef alındığı ileri, Suriye’de Esad rejiminin çöktüğü, İsrail’in askerden arındırılmış bölgeyi aşarak uzun yıllar sonra Suriye topraklarına girdi, Golan çevresinde fiili durum oluşturdu ve artık Suriye hava sahasını tamamen kontrol ediyor.
Bu zincirin sonunda “turbun büyüğü” olarak İran’da üst düzey askerî isimlerin ve bilim insanlarının hedef alındı, ardından ABD’nin devreye girerek İran’daki nükleer tesisleri vurdu. Trump’ın da açıkça “İran’da rejim değişikliği” istediğini söyledi. Bu noktada “duygusal durum” kavramı stratejisi devreye girdi. Toplumlarda duygusal bir atmosfer oluşturulduğunda, önceden hazırlanmış planların daha kolay devreye sokulabileceği için örneğin: Irak’ta “kimyasal füze” iddialarıyla işgal örnekleri ve benzer şekilde, 7 Ekim görüntülerinin sosyal medyada yoğun biçimde dolaşıma sokulmasıyla İsrail’in dünya çapında “mağdur” konumuna taşındığı ve böylece hazır planları uygulama alanı bulundu: ASLA tesadüf olmayan: Gazze, Lübnan, Suriye ve İran’a uzanan domino etkisinin; en az birkaç yıllık koordinasyon ve hazırlık gerektirdi.
Buna en güzel örnek: Arafat’ın 11 Eylül New York ikiz kulelerin vuruluşunda sergilediği “diplomatik zekâ” örnek gösteriliyor. Saldırı sonrası Arafat’ın sembolik bir kan bağışıyla Amerikan halkının yanında durduğunu göstermek istedi. Ayrıca bir Filistin heyetini Kudüs’teki Amerikan temsilciliğine gönderip taziye mesajı iletti. Buradan çıkarılan ders şu: Büyük güçlerin tepkisinin yıkıcı olacağını öngören liderlik, halkını yangından uzak tutmaya çalışır.
İran’ın askerî kapasite açısından İsrail ve ABD ile rekabet edemeyeceğini, ancak coğrafi konumu nedeniyle “jeopolitik bir pırlanta” rölü ile halkının değil, İran jeopolitiğinin küresel güçler açısından belirleyici olduğu; İran’daki gelişmelerin tarih boyunca peş peşe kritik olayları tetikledi. Örnek olarak 1979 İran Devrimi sonrası kısa süre içinde bölgede ve dünyada yaşanan bir dizi büyük kırılma sıralanıyor: Sovyetlerin Afganistan’ı işgali, Türkiye’de askerî darbe, ABD Başkanı Reagan’a suikast girişimi, Papa’ya saldırı, Mısır lideri Sedat’ın öldürülmesi, İran-Irak savaşının patlaması ve Hindistan’da Indira Gandhi’nin öldürülmesi. Bu olayların “tesadüf mü, bağlantılı mı” olduğu sorusu ortaya gelir.
İran devrim lideri Humeyni’nin 1960’larda sürgün döneminde bir süre Türkiye’de kaldığı, ardından Irak ve Fransa’ya geçtiği, Paris’te örgütlenmesini tamamlayıp İran’a dönerek devrimi gerçekleştirdi. Özetle “İran’daki bir hareketlenmenin bölgeyi zincirleme etkileme potansiyeli” olaylarını hatırlamak gerekir. Günümüzde ÇOK büyük ekonomik risklerle karşı karşıya gelen Türkiye’nin petrol ve doğalgazda yüksek ithalat bağımlılığı; petrol fiyatlarının yükselmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimalinin enerji faturasını büyüteceği kaçınılmaz bir gerçek. Petrol fiyatının yükselmesinin enflasyonu artıracağı, akaryakıt fiyatlarının iğneden ipliğe her kaleme zam olarak yansıyacağı KESİN.
Türkiye İran’dan her yıl yaklaşık 10 milyar metreküp doğalgaz almakta. Şayet bu hat kesilirse sanayinin zorlanması tıpkı geçen yıl yaşanan kış ortasında yaşanan 3 günlük doğalgaz kesintisinde sanayi bölgelerinde üretimin aksadı, bazı bölgelerde 30 yıl sonra ilk kez uzun süreli elektrik kesintileri yaşandı.
İran’da Güney Pars sahasının vurulması veya üretimin ciddi sekteye uğraması durumunda Türkiye’nin doğrudan etkileneceği ve bunun zaten her haliyle yerlerde sürünen Ekonomi ve sanayisi üzerinde ağır sonuçlar doğuracaı KAÇINILMAZ ....
Karacahil YALAKA YANDAŞ YOBAZ kafalara inat KURTULUŞ için tek yol, varlığımız sebebi aziz ATATÜRK fabrika ayarlarına dönüştür.
