Özetleme denince
Köşe Yazarı
Özetleme denince
 

imparatorlukların çöküş nedenleri ?

          Neden Kaybettiler ? Bugün dünyanın zirvesinde görünen ülkeler var. Paraları, orduları, küresel etkileri ve ulaşılması zor görünen güçleriyle sanki dokunulmaz olduklarını düşünüyor olabilirler. Ancak tarih, en güçlü görünenleri bile alçaltma konusunda şaşırtıcı derecede istikrarlıdır. Çünkü bugüne kadar var olmuş her süper güç, eninde sonunda gerilemiş ya da çökmüştür. Hiçbiri sonsuza kadar zirvede kalamamıştır. Peki neden? Neden yenilmez gibi görünen imparatorluklar bir noktadan sonra çözülür, dağılır ve etkisizleşir? 1. Pers İmparatorluğu: Gücün Rehaveti Eğer MÖ 500’lerde yaşıyor olsaydınız, Pers İmparatorluğu size dünyanın merkezi gibi görünürdü. Ahameniş Pers İmparatorluğu, Mısır’dan Hindistan’a kadar uzanıyordu. Zirve döneminde dünya nüfusunun yaklaşık %44’ünü yönetiyordu. Bu, neredeyse yeryüzündeki her iki insandan birinin Pers hâkimiyetinde yaşaması demekti. Perslerin “Ölümsüzler” adı verilen seçkin ordusu, Akıl almaz serveti, Üç kıtayı bağlayan ticaret ve onun için Gelişmiş yolları, posta sistemi ve idari yapısı vardı. Her şey kusursuz görünüyordu. Sonra sahneye Büyük İskender çıktı. Makedon ordusu kâğıt üzerinde Perslere karşı çok zayıf görünüyordu. Persler sayıca üstündü, daha fazla kaynağa sahipti ve kendi topraklarında savaşıyordu. Fakat MÖ 334 ile 330 arasında İskender, Pers İmparatorluğu’nu adım adım yıktı. MÖ 331’deki Gaugamela Savaşı bunun en belirgin örneğidir. Pers Kralı III. Darius’un çok daha büyük bir orduyla geldiği savaşta, İskender daha küçük kuvvetle kesin zafer kazandı. Birincisi: Persler önce rehavete kapıldılar. Uzun süre rakipsiz kaldıkları için yenilik yapmayı bıraktılar. Askerî taktikleri nesiller boyunca neredeyse değişmedi. Aynı savaş anlayışı, aynı düzen, aynı zihniyet… Oysa İskender onları inceledi, zayıf yanlarını öğrendi ve buna göre uyum sağladı. Daha hızlı süvari hareketleri, daha sıkı piyade düzenleri ve daha etkili istihbarat kullandı. Persler dünün savaşını verirken, İskender yarının savaşını yapıyordu. İkinci sorun, imparatorluğun fazla büyük olmasıydı. Bu büyüklük başlangıçta güç gibi görünse de zamanla zafiyete dönüştü. Haberleşme yavaştı, bölgeler arasında sadakat farklıydı, merkezî yapı her yere aynı ölçüde nüfuz edemiyordu. İskender bu zayıflıkları ustaca kullandı. Bölgesel yöneticilerle anlaşmalar yaptı, yerel toplulukları merkeze karşı çevirdi. Üçüncü ve en kritik unsur ise liderlik zaafıydı. III. Darius kötü bir insan olmayabilir; fakat kriz döneminde Perslerin ihtiyaç duyduğu lider değildi. Kararsızdı, savaş alanlarında geri çekiliyordu ve komutanları ona güvenlerini kaybediyordu. Tek bir hükümdarın otoritesine dayalı bir imparatorlukta, merkezdeki zayıflık her yere yayılır. Sonuç: MÖ 330’da Pers İmparatorluğu tarihten silindi. 2. İspanya: Zenginliğin Felakete Dönüşmesi 1500’ler ve 1600’lerin başında İspanya dünyanın süper gücüydü. Öyle büyük bir imparatorluk kurmuştu ki, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” ifadesi ona da uygundu. Orta ve Güney Amerika’nın büyük kısmı, Kuzey Amerika’nın önemli bölgeleri, Filipinler, Avrupa’daki bazı topraklar ve Afrika’daki çeşitli bölgeler İspanya’nın kontrolündeydi. Amerika kıtasından Avrupa’ya tonlarca altın ve gümüş taşınıyordu. 1500–1650 arasında İspanya’nın yalnızca Amerika’dan yaklaşık 16 bin ton gümüş getirdiği tahmin edilir. Bu kadar servetle yenilmez olması gerekirdi. Ama olmadı. 17, yüzyılın sonlarına gelindiğinde İspanya ekonomik olarak çökmüş, askerî olarak yıpranmış ve siyasal olarak eski ağırlığını kaybetmişti.  Bunun ilk nedeni, ekonomistlerin “kaynak laneti” dediği durumdu. Çok fazla altın ve gümüş, ülkenin gerçek üretim ekonomisini bozdu. Avrupa piyasasına aşırı miktarda gümüş sürülünce büyük bir enflasyon oluştu. Fiyatlar yükseldi, İspanyol malları pahalılaştı, ülkenin üretim gücü zayıfladı. İspanya’nın mantığı şu hale geldi “Üretmekle uğraşacağıma, elimdeki gümüşle satın alırım” Ama diğer ülkeler —özellikle İngiltere ve Hollanda— aynı gümüşü kullanarak sanayi, ticaret ağları, bankacılık sistemleri ve yeni teknolojiler geliştirdiler. İspanya ise zenginliğini tüketti. İkinci büyük sorun, bitmeyen savaşlardı. İspanya Avrupa’yı askerî güçle kontrol etmeye çalıştı ve bu, mali olarak ülkeyi çökertti. Devlet, bir yüzyıldan biraz fazla sürede defalarca iflas ilan etti. Sürekli borç alıyor, savaşlara harcıyor, ödeyemeyince yeniden borçlanıyordu. Üçüncü sorun, ekonomik uyumsuzluk oldu. Avrupa’da modern finans sistemleri, ticaret şirketleri ve kapitalizmin erken biçimleri gelişirken İspanya eski feodal düzeni sürdürdü. Devlet her şeyi kontrol etmek istiyor, bu da girişimciliği ve yeniliği bastırıyordu. Üstelik Yahudilerin sürgün edilmesi ve sonrasında Müslüman kökenli dönmelerin dışlanması gibi politikalar, ülkenin en yetenekli tüccarlarını, zanaatkârlarını ve üreticilerini de sistem dışına itti. Son olarak İspanya, çok fazla cephede çok fazla düşmanla savaştı. Hollanda, İngiltere, Fransa, Alman Protestan devletleri, Osmanlı… Herkesle aynı anda savaş kazanılamaz. Sonuçta İspanya, büyük bir imparatorluktan ikinci sınıf bir güce dönüştü. 3. Britanya İmparatorluğu: Zaferin İçindeki Çöküş Britanya, imparatorluk gerilemesinin en bilinen örneklerinden biridir. Çünkü bu çöküş çok eski çağlarda değil, görece yakın tarihte yaşandı. 19, yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Britanya İmparatorluğu, tarihin en büyük imparatorluğuydu. 1920’lerde zirveye ulaştığında dünya topraklarının yaklaşık dörtte birini, dünya nüfusunun da yaklaşık dörtte birini kontrol ediyordu.  Kraliyet Donanması denizlere hükmediyor, İngiliz bankaları küresel ticareti finanse ediyor, sterlin dünyanın rezerv para birimi olarak kabul görüyordu. Ama bu güç, düşündüğünden çok daha kırılgandı. İlk büyük çatlak I. Dünya Savaşı ile oluştu. Savaş Britanya’ya hem insan kaynağı hem maliyet açısından ağır bir bedel ödetti. Savaş öncesinde dünya alacaklısı olan Britanya, savaş sonrasında Amerika’ya borçlanan bir ülkeye dönüştü. Yine de sistem ayakta kaldı. Hatta görünüşte imparatorluk daha da büyüdü; çünkü savaş sonrasında Alman ve Osmanlı topraklarından bazılarını devraldı. Fakat bu, gerçek bir güç artışı değil, borçlu bir büyüme idi. Asıl kırılma II. Dünya Savaşı ile geldi. Bu savaş Britanya’ya her açıdan çok daha pahalıya patladı. Amerika’dan alınan desteklerle ayakta kalabildi. O kadar ki, savaş borçlarını 2006 yılına kadar ödemeye devam etti. Savaşın daha önemli sonucu ise şuydu: Britanya artık imparatorluğunu koruyamayacağını fiilen göstermişti. 1942’de Singapur’un Japonya’ya düşmesi, Britanya’nın Asya’daki yenilmezlik imajını parçaladı. Ardından Hindistan bağımsızlık talebini geri dönülmez biçimde yükseltti. Britanya’nın buna direnebilecek ne ekonomik gücü ne de askerî kapasitesi kalmıştı. 1947’de Hindistan ve Pakistan’ın bağımsızlığı, imparatorluğun kalbine indirilen en büyük darbeydi. Bunun ardından Burma, Seylan, Filistin, Gana, Nijerya, Kenya, Malezya ve Singapur gibi birçok bölge de birer birer ayrıldı. 1960’lara gelindiğinde Britanya İmparatorluğu fiilen bitmişti. Britanya çöküş nedeni: Aşırı yayılma, Ekonomik tükenme, Sömürgelerde yükselen milliyetçilik ve yeni bir süper gücün, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin yükselişi  Sterlin yerini dolara bıraktı. Britanya, dünyanın efendisi olmaktan çıkıp Amerika’nın daha küçük ortağına dönüştü. 4. Fransa: Savaşlardan Çıkamayan İmparatorluk Fransa da iki büyük sömürge imparatorluğu kurdu. İlk imparatorluğunu büyük ölçüde Britanya’ya kaptırdıktan sonra, 19. yüzyılda özellikle Afrika ve Güneydoğu Asya merkezli ikinci bir sömürge imparatorluğu kurdu. 20, yüzyıl başlarında Fransa hâlâ büyük bir küresel güçtü.  Ama tıpkı Britanya gibi, onu da dünya savaşları yıprattı.I. Dünya Savaşı Fransa için özellikle yıkıcıydı; çünkü savaşın büyük kısmı Fransız topraklarında yaşandı. Milyonlarca insan öldü, geniş bölgeler harabeye döndü. II. Dünya Savaşı ise Fransa’nın prestijini doğrudan kırdı. 1940’ta Almanya karşısında yalnızca birkaç haftada çökmesi, Fransa’nın “büyük güç” imajını ağır biçimde sarstı. Savaş sonrası Fransa imparatorluğunu korumaya çalıştı. Fakat bu çabalar tam bir felakete dönüştü. Önce Hindiçin Savaşı geldi. Fransa, Vietnam, Laos ve Kamboçya üzerindeki denetimini sürdürmek istedi. Fakat Ho Chi Minh liderliğindeki milliyetçi ve komünist hareket karşısında ağır bir yıpranma yaşadı. Savaş yıllarca sürdü ve sonunda Dien Bien Phu yenilgisiyle Fransa geri çekilmek zorunda kaldı. Ardından Cezayir Savaşı patladı.  Cezayir Fransa için sıradan bir sömürge değildi; Fransa’nın parçası gibi görülüyordu. Üstelik orada çok büyük bir Fransız yerleşimci nüfus vardı. Bu nedenle bağımsızlık savaşı Fransa toplumunu içeriden parçaladı. İşkenceler, terör, karşılıklı katliamlar ve darbe girişimleri yaşandı. Savaş o kadar yıkıcı oldu ki Fransa’daki siyasal sistem çöktü, Dördüncü Cumhuriyet sona erdi ve Charles de Gaulle yeniden iktidara geldi. Sonunda Cezayir’e bağımsızlık verildi. Bundan sonra Fransa’nın Afrika’daki sömürgeleri de hızla bağımsızlaştı. Fransa neden imparatorluğunu kaybetti? Savaş yorgunluğu, Ekonomik yetersizlik, Sömürgeciliğin ahlaki meşruiyetini kaybetmesi ve hem Amerika’nın hem Sovyetler Birliği’nin sömürgeciliğe karşı baskısı Fransa etkisini daha sonra ekonomik ve diplomatik yollarla sürdürmeye çalıştı. Ancak artık bir süper güç değildi. 5. Osmanlı İmparatorluğu: Yüzyıllara Yayılan Çöküş Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi diğerlerinden biraz farklıdır; çünkü bu çöküş bir anda değil, yüzyıllar içinde yaşandı.15 ve 16. yüzyıllarda Osmanlı, Doğu Akdeniz’in, Ortadoğu’nun ve Avrupa’nın önemli kısmının baskın gücüydü. Kanuni Sultan Süleyman döneminde zirveye ulaştı. Cezayir’den Irak’a, Macaristan’dan Yemen’e kadar uzanan dev bir coğrafyayı kontrol ediyordu. İstanbul dünyanın en büyük ve en önemli şehirlerinden biriydi.  Fakat bu büyük güç, zamanla birçok cepheden aşındı. İlk neden, askerî duraklamaydı. Osmanlı ordusu bir dönemin en yenilikçi ve etkili askerî yapılarından biriydi. Yeniçeriler seçkin bir güçtü, Osmanlı topçuluğu dönemin en ileri teknolojilerinden birini temsil ediyordu. Ancak zamanla sistem yeniliğe kapandı. Avrupa orduları yeni silahlar, yeni taktikler ve yeni organizasyon modelleri geliştirirken Osmanlı bu dönüşüme yeterince ayak uyduramadı. İkinci neden, ekonomik gerileme oldu. Afrika’nın etrafından geçen deniz yollarının keşfi, Osmanlı’nın elindeki kara ticaret yollarının önemini azalttı. Avrupa’nın sanayileşmesiyle birlikte Osmanlı, giderek Avrupa mallarına bağımlı hale geldi. Üçüncü neden, iç çözülmeydi. Merkezî yönetim zayıfladı, yolsuzluk arttı, yerel güç odakları merkeze meydan okumaya başladı. İmparatorluk içindeki farklı etnik ve dini topluluklar, zamanla daha fazla özerklik ya da bağımsızlık istemeye başladı. Yunanlar, Sırplar, Bulgarlar, Ermeniler, Araplar ve diğer topluluklar, 19. yüzyıl boyunca milliyetçi hareketler geliştirdiler. Dördüncü neden, peş peşe gelen askerî yenilgilerdi. Balkanlar’da, Kuzey Afrika’da, Mısır’da ve başka bölgelerde yaşanan kayıplar, Osmanlı’yı hem askerî hem psikolojik olarak zayıflattı. Son ve ölümcül darbe ise I. Dünya Savaşı oldu.  Osmanlı, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile aynı tarafta savaşa girdi ve yenildi. Savaş sonunda imparatorluk İngiltere ve Fransa’nın gizli anlaşmalarıyla paylaşılmak istendi. Anadolu’nun kendisi bile parçalanma tehdidi altına girdi. Ancak burada tarih farklı bir yöne kırıldı. Atatürk önderliğindeki Türk millî mücadelesi, işgale karşı koydu ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Osmanlı sona erdi; ama Küllerinden 221. yeni bir Türk devleti doğdu. 6. Bu Çöküşlerin Ortak Formülü Nedir? Bütün bu örnekler bize şunu gösteriyor: Tarih boyunca süper güçleri yıkan sebepler farklı görünse de, aslında ortak bir çöküş formülü vardır. 1. Aşırı yayılma: Her imparatorluk, kontrol edebileceğinden daha fazla coğrafyaya yayılma eğilimi gösterdi. Bu da askerî, mali ve idari yükü taşınamaz hale getirdi. 2. Yenilikten kopuş: Zirvede olan güçler, çoğu zaman en büyük hatayı burada yaptı: Kendilerini yenilmez sanıp değişimi küçümsediler. 3. Ekonomik kötü yönetim: Servet tek başına güç değildir. Üretim, finansal akıl, verimlilik ve uyum yoksa zenginlik bile çöküşü hızlandırabilir. 4. Zayıf liderlik ve iç bölünmeler: Dışarıdaki düşman kadar içerideki dağınıklık da öldürücüdür. 5. Milliyetçilik ve direniş: Hiçbir halk sonsuza kadar yönetilmek istemez. Zamanla bağımsızlık arzusu büyür. 6. Büyük savaşların yıpratıcı etkisi: Uzun savaşlar, imparatorlukları içten boşaltır. 7. Yeni rakiplerin yükselişi: Her büyük gücün arkasından, daha genç, daha aç, daha yenilikçi başka bir güç gelir.   SONUÇ: GÜÇ KALICI DEĞİLDİR Tarih bize çok net bir ders veriyor: Hiçbir süper güç sonsuza kadar süper güç kalmaz. Bugün dokunulmaz görünen devletler de, geçmişte Persler, İspanyollar, Britanyalılar, Fransızlar ve Osmanlılar gibi kendilerini kalıcı sanmış olabilirler. Ama güç; korunmazsa, yenilenmezse, adalet ve üretimle desteklenmezse, bir gün mutlaka çözülür.  Çünkü tarihin en sert ama en dürüst kuralı şudur: “Yükselen her güç, bir gün sınanır” ve çoğu zaman o sınav, dışarıdan değil; içeriden kaybedilir.  

imparatorlukların çöküş nedenleri ?

 

 

 

 

 

Neden Kaybettiler ?

Bugün dünyanın zirvesinde görünen ülkeler var. Paraları, orduları, küresel etkileri ve ulaşılması zor görünen güçleriyle sanki dokunulmaz olduklarını düşünüyor olabilirler. Ancak tarih, en güçlü görünenleri bile alçaltma konusunda şaşırtıcı derecede istikrarlıdır. Çünkü bugüne kadar var olmuş her süper güç, eninde sonunda gerilemiş ya da çökmüştür. Hiçbiri sonsuza kadar zirvede kalamamıştır.

Peki neden? Neden yenilmez gibi görünen imparatorluklar bir noktadan sonra çözülür, dağılır ve etkisizleşir?

1. Pers İmparatorluğu: Gücün Rehaveti

Eğer MÖ 500’lerde yaşıyor olsaydınız, Pers İmparatorluğu size dünyanın merkezi gibi görünürdü. Ahameniş Pers İmparatorluğu, Mısır’dan Hindistan’a kadar uzanıyordu. Zirve döneminde dünya nüfusunun yaklaşık %44’ünü yönetiyordu. Bu, neredeyse yeryüzündeki her iki insandan birinin Pers hâkimiyetinde yaşaması demekti.

Perslerin “Ölümsüzler” adı verilen seçkin ordusu, Akıl almaz serveti, Üç kıtayı bağlayan ticaret ve onun için Gelişmiş yolları, posta sistemi ve idari yapısı vardı. Her şey kusursuz görünüyordu. Sonra sahneye Büyük İskender çıktı. Makedon ordusu kâğıt üzerinde Perslere karşı çok zayıf görünüyordu. Persler sayıca üstündü, daha fazla kaynağa sahipti ve kendi topraklarında savaşıyordu. Fakat MÖ 334 ile 330 arasında İskender, Pers İmparatorluğu’nu adım adım yıktı. MÖ 331’deki Gaugamela Savaşı bunun en belirgin örneğidir. Pers Kralı III. Darius’un çok daha büyük bir orduyla geldiği savaşta, İskender daha küçük kuvvetle kesin zafer kazandı.

Birincisi: Persler önce rehavete kapıldılar. Uzun süre rakipsiz kaldıkları için yenilik yapmayı bıraktılar. Askerî taktikleri nesiller boyunca neredeyse değişmedi. Aynı savaş anlayışı, aynı düzen, aynı zihniyet… Oysa İskender onları inceledi, zayıf yanlarını öğrendi ve buna göre uyum sağladı. Daha hızlı süvari hareketleri, daha sıkı piyade düzenleri ve daha etkili istihbarat kullandı. Persler dünün savaşını verirken, İskender yarının savaşını yapıyordu.

İkinci sorun, imparatorluğun fazla büyük olmasıydı. Bu büyüklük başlangıçta güç gibi görünse de zamanla zafiyete dönüştü. Haberleşme yavaştı, bölgeler arasında sadakat farklıydı, merkezî yapı her yere aynı ölçüde nüfuz edemiyordu. İskender bu zayıflıkları ustaca kullandı. Bölgesel yöneticilerle anlaşmalar yaptı, yerel toplulukları merkeze karşı çevirdi.

Üçüncü ve en kritik unsur ise liderlik zaafıydı. III. Darius kötü bir insan olmayabilir; fakat kriz döneminde Perslerin ihtiyaç duyduğu lider değildi. Kararsızdı, savaş alanlarında geri çekiliyordu ve komutanları ona güvenlerini kaybediyordu. Tek bir hükümdarın otoritesine dayalı bir imparatorlukta, merkezdeki zayıflık her yere yayılır. Sonuç: MÖ 330’da Pers İmparatorluğu tarihten silindi.

2. İspanya: Zenginliğin Felakete Dönüşmesi

1500’ler ve 1600’lerin başında İspanya dünyanın süper gücüydü. Öyle büyük bir imparatorluk kurmuştu ki, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” ifadesi ona da uygundu. Orta ve Güney Amerika’nın büyük kısmı, Kuzey Amerika’nın önemli bölgeleri, Filipinler, Avrupa’daki bazı topraklar ve Afrika’daki çeşitli bölgeler İspanya’nın kontrolündeydi.

Amerika kıtasından Avrupa’ya tonlarca altın ve gümüş taşınıyordu. 1500–1650 arasında İspanya’nın yalnızca Amerika’dan yaklaşık 16 bin ton gümüş getirdiği tahmin edilir. Bu kadar servetle yenilmez olması gerekirdi. Ama olmadı. 17, yüzyılın sonlarına gelindiğinde İspanya ekonomik olarak çökmüş, askerî olarak yıpranmış ve siyasal olarak eski ağırlığını kaybetmişti.  Bunun ilk nedeni, ekonomistlerin “kaynak laneti” dediği durumdu. Çok fazla altın ve gümüş, ülkenin gerçek üretim ekonomisini bozdu. Avrupa piyasasına aşırı miktarda gümüş sürülünce büyük bir enflasyon oluştu. Fiyatlar yükseldi, İspanyol malları pahalılaştı, ülkenin üretim gücü zayıfladı.

İspanya’nın mantığı şu hale geldi “Üretmekle uğraşacağıma, elimdeki gümüşle satın alırım” Ama diğer ülkeler —özellikle İngiltere ve Hollanda— aynı gümüşü kullanarak sanayi, ticaret ağları, bankacılık sistemleri ve yeni teknolojiler geliştirdiler. İspanya ise zenginliğini tüketti. İkinci büyük sorun, bitmeyen savaşlardı. İspanya Avrupa’yı askerî güçle kontrol etmeye çalıştı ve bu, mali olarak ülkeyi çökertti. Devlet, bir yüzyıldan biraz fazla sürede defalarca iflas ilan etti. Sürekli borç alıyor, savaşlara harcıyor, ödeyemeyince yeniden borçlanıyordu.

Üçüncü sorun, ekonomik uyumsuzluk oldu. Avrupa’da modern finans sistemleri, ticaret şirketleri ve kapitalizmin erken biçimleri gelişirken İspanya eski feodal düzeni sürdürdü. Devlet her şeyi kontrol etmek istiyor, bu da girişimciliği ve yeniliği bastırıyordu. Üstelik Yahudilerin sürgün edilmesi ve sonrasında Müslüman kökenli dönmelerin dışlanması gibi politikalar, ülkenin en yetenekli tüccarlarını, zanaatkârlarını ve üreticilerini de sistem dışına itti.

Son olarak İspanya, çok fazla cephede çok fazla düşmanla savaştı. Hollanda, İngiltere, Fransa, Alman Protestan devletleri, Osmanlı… Herkesle aynı anda savaş kazanılamaz. Sonuçta İspanya, büyük bir imparatorluktan ikinci sınıf bir güce dönüştü.

3. Britanya İmparatorluğu: Zaferin İçindeki Çöküş

Britanya, imparatorluk gerilemesinin en bilinen örneklerinden biridir. Çünkü bu çöküş çok eski çağlarda değil, görece yakın tarihte yaşandı. 19, yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Britanya İmparatorluğu, tarihin en büyük imparatorluğuydu. 1920’lerde zirveye ulaştığında dünya topraklarının yaklaşık dörtte birini, dünya nüfusunun da yaklaşık dörtte birini kontrol ediyordu.  Kraliyet Donanması denizlere hükmediyor, İngiliz bankaları küresel ticareti finanse ediyor, sterlin dünyanın rezerv para birimi olarak kabul görüyordu. Ama bu güç, düşündüğünden çok daha kırılgandı.

İlk büyük çatlak I. Dünya Savaşı ile oluştu. Savaş Britanya’ya hem insan kaynağı hem maliyet açısından ağır bir bedel ödetti. Savaş öncesinde dünya alacaklısı olan Britanya, savaş sonrasında Amerika’ya borçlanan bir ülkeye dönüştü. Yine de sistem ayakta kaldı. Hatta görünüşte imparatorluk daha da büyüdü; çünkü savaş sonrasında Alman ve Osmanlı topraklarından bazılarını devraldı. Fakat bu, gerçek bir güç artışı değil, borçlu bir büyüme idi.

Asıl kırılma II. Dünya Savaşı ile geldi. Bu savaş Britanya’ya her açıdan çok daha pahalıya patladı. Amerika’dan alınan desteklerle ayakta kalabildi. O kadar ki, savaş borçlarını 2006 yılına kadar ödemeye devam etti. Savaşın daha önemli sonucu ise şuydu: Britanya artık imparatorluğunu koruyamayacağını fiilen göstermişti. 1942’de Singapur’un Japonya’ya düşmesi, Britanya’nın Asya’daki yenilmezlik imajını parçaladı. Ardından Hindistan bağımsızlık talebini geri dönülmez biçimde yükseltti. Britanya’nın buna direnebilecek ne ekonomik gücü ne de askerî kapasitesi kalmıştı. 1947’de Hindistan ve Pakistan’ın bağımsızlığı, imparatorluğun kalbine indirilen en büyük darbeydi. Bunun ardından Burma, Seylan, Filistin, Gana, Nijerya, Kenya, Malezya ve Singapur gibi birçok bölge de birer birer ayrıldı. 1960’lara gelindiğinde Britanya İmparatorluğu fiilen bitmişti.

Britanya çöküş nedeni: Aşırı yayılma, Ekonomik tükenme, Sömürgelerde yükselen milliyetçilik ve yeni bir süper gücün, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin yükselişi  Sterlin yerini dolara bıraktı. Britanya, dünyanın efendisi olmaktan çıkıp Amerika’nın daha küçük ortağına dönüştü.

4. Fransa: Savaşlardan Çıkamayan İmparatorluk

Fransa da iki büyük sömürge imparatorluğu kurdu. İlk imparatorluğunu büyük ölçüde Britanya’ya kaptırdıktan sonra, 19. yüzyılda özellikle Afrika ve Güneydoğu Asya merkezli ikinci bir sömürge imparatorluğu kurdu. 20, yüzyıl başlarında Fransa hâlâ büyük bir küresel güçtü.  Ama tıpkı Britanya gibi, onu da dünya savaşları yıprattı.I. Dünya Savaşı Fransa için özellikle yıkıcıydı; çünkü savaşın büyük kısmı Fransız topraklarında yaşandı. Milyonlarca insan öldü, geniş bölgeler harabeye döndü. II. Dünya Savaşı ise Fransa’nın prestijini doğrudan kırdı. 1940’ta Almanya karşısında yalnızca birkaç haftada çökmesi, Fransa’nın “büyük güç” imajını ağır biçimde sarstı.

Savaş sonrası Fransa imparatorluğunu korumaya çalıştı. Fakat bu çabalar tam bir felakete dönüştü. Önce Hindiçin Savaşı geldi. Fransa, Vietnam, Laos ve Kamboçya üzerindeki denetimini sürdürmek istedi. Fakat Ho Chi Minh liderliğindeki milliyetçi ve komünist hareket karşısında ağır bir yıpranma yaşadı. Savaş yıllarca sürdü ve sonunda Dien Bien Phu yenilgisiyle Fransa geri çekilmek zorunda kaldı.

Ardından Cezayir Savaşı patladı.  Cezayir Fransa için sıradan bir sömürge değildi; Fransa’nın parçası gibi görülüyordu. Üstelik orada çok büyük bir Fransız yerleşimci nüfus vardı. Bu nedenle bağımsızlık savaşı Fransa toplumunu içeriden parçaladı. İşkenceler, terör, karşılıklı katliamlar ve darbe girişimleri yaşandı. Savaş o kadar yıkıcı oldu ki Fransa’daki siyasal sistem çöktü, Dördüncü Cumhuriyet sona erdi ve Charles de Gaulle yeniden iktidara geldi. Sonunda Cezayir’e bağımsızlık verildi.

Bundan sonra Fransa’nın Afrika’daki sömürgeleri de hızla bağımsızlaştı. Fransa neden imparatorluğunu kaybetti? Savaş yorgunluğu, Ekonomik yetersizlik, Sömürgeciliğin ahlaki meşruiyetini kaybetmesi ve hem Amerika’nın hem Sovyetler Birliği’nin sömürgeciliğe karşı baskısı Fransa etkisini daha sonra ekonomik ve diplomatik yollarla sürdürmeye çalıştı. Ancak artık bir süper güç değildi.

5. Osmanlı İmparatorluğu: Yüzyıllara Yayılan Çöküş

Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi diğerlerinden biraz farklıdır; çünkü bu çöküş bir anda değil, yüzyıllar içinde yaşandı.15 ve 16. yüzyıllarda Osmanlı, Doğu Akdeniz’in, Ortadoğu’nun ve Avrupa’nın önemli kısmının baskın gücüydü. Kanuni Sultan Süleyman döneminde zirveye ulaştı. Cezayir’den Irak’a, Macaristan’dan Yemen’e kadar uzanan dev bir coğrafyayı kontrol ediyordu. İstanbul dünyanın en büyük ve en önemli şehirlerinden biriydi.  Fakat bu büyük güç, zamanla birçok cepheden aşındı.

İlk neden, askerî duraklamaydı. Osmanlı ordusu bir dönemin en yenilikçi ve etkili askerî yapılarından biriydi. Yeniçeriler seçkin bir güçtü, Osmanlı topçuluğu dönemin en ileri teknolojilerinden birini temsil ediyordu. Ancak zamanla sistem yeniliğe kapandı. Avrupa orduları yeni silahlar, yeni taktikler ve yeni organizasyon modelleri geliştirirken Osmanlı bu dönüşüme yeterince ayak uyduramadı.

İkinci neden, ekonomik gerileme oldu. Afrika’nın etrafından geçen deniz yollarının keşfi, Osmanlı’nın elindeki kara ticaret yollarının önemini azalttı. Avrupa’nın sanayileşmesiyle birlikte Osmanlı, giderek Avrupa mallarına bağımlı hale geldi.

Üçüncü neden, iç çözülmeydi. Merkezî yönetim zayıfladı, yolsuzluk arttı, yerel güç odakları merkeze meydan okumaya başladı. İmparatorluk içindeki farklı etnik ve dini topluluklar, zamanla daha fazla özerklik ya da bağımsızlık istemeye başladı. Yunanlar, Sırplar, Bulgarlar, Ermeniler, Araplar ve diğer topluluklar, 19. yüzyıl boyunca milliyetçi hareketler geliştirdiler.

Dördüncü neden, peş peşe gelen askerî yenilgilerdi. Balkanlar’da, Kuzey Afrika’da, Mısır’da ve başka bölgelerde yaşanan kayıplar, Osmanlı’yı hem askerî hem psikolojik olarak zayıflattı.

Son ve ölümcül darbe ise I. Dünya Savaşı oldu.  Osmanlı, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile aynı tarafta savaşa girdi ve yenildi. Savaş sonunda imparatorluk İngiltere ve Fransa’nın gizli anlaşmalarıyla paylaşılmak istendi. Anadolu’nun kendisi bile parçalanma tehdidi altına girdi. Ancak burada tarih farklı bir yöne kırıldı. Atatürk önderliğindeki Türk millî mücadelesi, işgale karşı koydu ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Osmanlı sona erdi; ama Küllerinden 221. yeni bir Türk devleti doğdu.

6. Bu Çöküşlerin Ortak Formülü Nedir?

Bütün bu örnekler bize şunu gösteriyor: Tarih boyunca süper güçleri yıkan sebepler farklı görünse de, aslında ortak bir çöküş formülü vardır.

1. Aşırı yayılma: Her imparatorluk, kontrol edebileceğinden daha fazla coğrafyaya yayılma eğilimi gösterdi. Bu da askerî, mali ve idari yükü taşınamaz hale getirdi.

2. Yenilikten kopuş: Zirvede olan güçler, çoğu zaman en büyük hatayı burada yaptı: Kendilerini yenilmez sanıp değişimi küçümsediler.

3. Ekonomik kötü yönetim: Servet tek başına güç değildir. Üretim, finansal akıl, verimlilik ve uyum yoksa zenginlik bile çöküşü hızlandırabilir.

4. Zayıf liderlik ve iç bölünmeler: Dışarıdaki düşman kadar içerideki dağınıklık da öldürücüdür.

5. Milliyetçilik ve direniş: Hiçbir halk sonsuza kadar yönetilmek istemez. Zamanla bağımsızlık arzusu büyür.

6. Büyük savaşların yıpratıcı etkisi: Uzun savaşlar, imparatorlukları içten boşaltır.

7. Yeni rakiplerin yükselişi: Her büyük gücün arkasından, daha genç, daha aç, daha yenilikçi başka bir güç gelir.

 

SONUÇ: GÜÇ KALICI DEĞİLDİR

Tarih bize çok net bir ders veriyor: Hiçbir süper güç sonsuza kadar süper güç kalmaz. Bugün dokunulmaz görünen devletler de, geçmişte Persler, İspanyollar, Britanyalılar, Fransızlar ve Osmanlılar gibi kendilerini kalıcı sanmış olabilirler.

Ama güç; korunmazsa, yenilenmezse, adalet ve üretimle desteklenmezse, bir gün mutlaka çözülür.  Çünkü tarihin en sert ama en dürüst kuralı şudur: “Yükselen her güç, bir gün sınanır” ve çoğu zaman o sınav, dışarıdan değil;
içeriden kaybedilir.

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.