Qoura Digest
Köşe Yazarı
Qoura Digest
 

Hiristiyanları sevmez

          İsrail Hristiyanlara hiç iyi davranmıyor. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte ne kadar çok Hristiyanın topraklarından ve evlerinden sürüldüğünü görmek ilginç.  Oysa Türk Osmanlı döneminde Müslüman yöneticiler kiliselerden vergi almıyordu. Hristiyanlara karşı oldukça iyi davranıyorlardı. Hatta kutsal mekânlarımızın bakımını üstlenmişlerdi. İslam yönetimleri, Kutsal Kabir Kilisesi’ni yeniden inşa etmişti.” Eski bir Hristiyan papazı, Tucker Carlson’ın karşısına çıkıp dürüstçe konuşmaya karar verdiğinde ne olur?  Konu Amerikan siyaseti ya da seçimler değil; İslam, Hristiyanlık ve Batı medyasının nadiren gündeme getirdiği bir tarih dönemiydi. İnternette yoğun tartışmalara yol açan bu söyleşide eski papaz J.D. Hall, Orta Doğu’da Hristiyanlara nasıl davranıldığına ilişkin görüşlerini paylaşırken Tucker Carlson’ın bile zaman zaman duraksamasına neden oldu. Ancak insanları en çok şaşırtan şey bu değildi. Hall yalnızca İsrail’i eleştirmekle kalmadı; çok daha beklenmedik bir iddiada bulundu. Yüzyıllar boyunca Hristiyanlığın en kutsal mekânlarından bazılarının Müslüman yönetimi altında korunduğunu savundu. Bu tek cümle büyük bir tartışma başlattı. Çünkü birçok izleyici için yıllardır doğru kabul ettikleri tarih anlatısına meydan okuyordu. Peki eski papaz J.D. Hall tam olarak ne söyledi? Hristiyanlara bugün İsrail’de iyi davranılmıyor.  Evet, kesinlikle iyi davranılmıyor. Çok fazla düşmanlıkla karşılaşıyorlar ve birçok durumda şiddete maruz kalıyorlar. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulması sırasında çok sayıda Hristiyanın evlerinden ve topraklarından sürülmüş olması dikkat çekicidir.  Bugün bile oradaki kiliselerin mülklerine yerleşim projeleri nedeniyle el konuluyor. Ortodoks Kilisesi’nin banka hesapları, vergi ödemediği gerekçesiyle donduruldu. Bu, daha önce hiç uygulanmamış yeni bir vergiydi. Yıllarca böyle bir vergi ödememişlerdi. İsrail bunu aniden yürürlüğe koydu. Birikmiş vergileri ödemeye güçleri yetmedi. Bunun üzerine banka hesaplarına el konuldu ve mülklerinin de alınabileceği tehdidiyle karşı karşıya kaldılar.  Türkler kiliselerden vergi almıyordu.  Yaklaşık 400 yıl boyunca Kutsal Topraklar’ı yönetti. Millet sistemi içinde kiliseler vergiden muaftı. İsrail ise bunu sadece birkaç yıl önce uygulamaya başladı. Bunun sonucunda Hristiyanlar üzerinde ciddi baskılar oluştu. Özellikle İsrail Devleti kurulmadan çok önce var olan yerli Hristiyan cemaatleri bu baskıyı hissediyor. Ne yazık ki Amerika’daki Hristiyanların bu konuyla yeterince ilgilenmiyor. Oysa Türkler döneminde Müslüman yöneticiler de böyle davranıyor muydu ? sorusuna verilecek cevap “Hayır. Türkler dönemindeki Müslüman yöneticiler kiliselerden vergi almıyordu. Hristiyanlara karşı oldukça iyi davranıyorlardı. Dahası, kutsal mekânlarımızın bakımını üstleniyorlardı. Türk yönetimleri yüzyıllar boyunca Kutsal Kabir Kilisesi’ni üç ayrı kez yeniden inşa etti. Ayrıca Hristiyan hacıları koruyan yasalar vardı. Hac yolculuğundaki insanlara kimse dokunamazdı”. 1940’lı yıllarda İngiltere’de Siyonist projeye karşı çıkanların bir kısmı, Müslüman yönetimlerin Hristiyan kutsal mekânlarına çok iyi bakmış olmasını gerekçe gösteriyordu. Bu nedenle bu sorumluluğun Yahudi yönetimlerine verilmesi bir risk olarak görülüyordu.  Keza Müslümanların Hz. İsa’nın Allah tarafından gönderildiğine, mucizeler gerçekleştirdiğine ve bir gün tekrar döneceğine inandıklarını söyledi. İslam ile Hristiyanlık arasında büyük teolojik farklılıklar bulunduğunu kabul etmekle birlikte, İslam’da İsa’nın son derece saygı duyulan bir şahsiyet olduğunu ifade etti.  İslam ile Hristiyanlığın doğal düşman olduğu düşüncesi, tarihin tamamından çok modern siyasetin etkisiyle oluşmuş bir anlatıdır.  Bazı insanlar ‘Eğer İsrail olmasaydı kutsal mekânlarımızı ziyaret edemezdik; hatta o kutsal yerler bugün ayakta bile olmazdı’ diyor. Ama aslında şu soruyu sormak gerekiyor: Sizce bütün bu zaman boyunca bu kutsal yerlerin bakımını kim yaptı? Bölgede uzun süre yönetimi elinde bulunduran Türkler - İslam idareleriydi. İslam’ın Hz. İsa’ya bakış açısı nedeniyle bu kutsal mekânlara oldukça iyi davrandılar.” Aslında Müslümanların İsa hakkında çok yüksek bir anlayışa sahip. Çünkü İsa hayal ürünü bir karakter değildir; gerçek Nasıralı İsa tarihsel olarak yaşamış gerçek bir insandır. Bugün de hayatta - cennettedir.  Müslümanlar onun Allah tarafından gönderildiğine, doğru sözler söylediğine, gerçek mucizeler gerçekleştirdiğine ve tekrar geleceğine - Ancak onu Mesih olarak değil, peygamber olarak görürler. Buna rağmen onun dönüşüne inanırlar.” Birçok Hristiyan İslam hakkında konuşurken ‘İsrail ile iyi ilişkiler kurmalıyız; çünkü İslam ve Hristiyanlık doğal düşmandır’ diyor.  Ancak tarihsel olarak bakıldığında, Hristiyanlık ile Rabbanî Yahudilik arasındaki gerilim çok daha belirgindir.  Hristiyanlar ile Yahudilerin tarih boyunca sürekli iyi ilişkiler içinde olduğu ve bugün Müslümanlara karşı birlikte hareket etmeleri gerektiği düşüncesi oldukça yenidir.  Bu anlayış 20. yüzyıldan önce ortaya atılmış bir fikir değildi. Günümüzde televizyonlarda ve haberlerde sıkça duyduğumuz siyasi söylemlerden beslenen modern bir siyasal kurgudur. İyice incelenip herkes tarafından anlaşılması mecburi olmalı Tarih bize anlatıldığı kadar basit değildir. Derleme kaynağı - https://www.youtube.com/watch?v=xWpVp6SPBuI    

Hiristiyanları sevmez

 

 

 

 

 

İsrail Hristiyanlara hiç iyi davranmıyor.

1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte ne kadar çok Hristiyanın topraklarından ve evlerinden sürüldüğünü görmek ilginç.  Oysa Türk Osmanlı döneminde Müslüman yöneticiler kiliselerden vergi almıyordu. Hristiyanlara karşı oldukça iyi davranıyorlardı. Hatta kutsal mekânlarımızın bakımını üstlenmişlerdi. İslam yönetimleri, Kutsal Kabir Kilisesi’ni yeniden inşa etmişti.”

Eski bir Hristiyan papazı, Tucker Carlson’ın karşısına çıkıp dürüstçe konuşmaya karar verdiğinde ne olur?  Konu Amerikan siyaseti ya da seçimler değil; İslam, Hristiyanlık ve Batı medyasının nadiren gündeme getirdiği bir tarih dönemiydi. İnternette yoğun tartışmalara yol açan bu söyleşide eski papaz J.D. Hall, Orta Doğu’da Hristiyanlara nasıl davranıldığına ilişkin görüşlerini paylaşırken Tucker Carlson’ın bile zaman zaman duraksamasına neden oldu.

Ancak insanları en çok şaşırtan şey bu değildi. Hall yalnızca İsrail’i eleştirmekle kalmadı; çok daha beklenmedik bir iddiada bulundu. Yüzyıllar boyunca Hristiyanlığın en kutsal mekânlarından bazılarının Müslüman yönetimi altında korunduğunu savundu. Bu tek cümle büyük bir tartışma başlattı. Çünkü birçok izleyici için yıllardır doğru kabul ettikleri tarih anlatısına meydan okuyordu.

Peki eski papaz J.D. Hall tam olarak ne söyledi?

Hristiyanlara bugün İsrail’de iyi davranılmıyor.  Evet, kesinlikle iyi davranılmıyor. Çok fazla düşmanlıkla karşılaşıyorlar ve birçok durumda şiddete maruz kalıyorlar. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulması sırasında çok sayıda Hristiyanın evlerinden ve topraklarından sürülmüş olması dikkat çekicidir.  Bugün bile oradaki kiliselerin mülklerine yerleşim projeleri nedeniyle el konuluyor. Ortodoks Kilisesi’nin banka hesapları, vergi ödemediği gerekçesiyle donduruldu.

Bu, daha önce hiç uygulanmamış yeni bir vergiydi. Yıllarca böyle bir vergi ödememişlerdi. İsrail bunu aniden yürürlüğe koydu. Birikmiş vergileri ödemeye güçleri yetmedi. Bunun üzerine banka hesaplarına el konuldu ve mülklerinin de alınabileceği tehdidiyle karşı karşıya kaldılar.  Türkler kiliselerden vergi almıyordu.  Yaklaşık 400 yıl boyunca Kutsal Topraklar’ı yönetti. Millet sistemi içinde kiliseler vergiden muaftı.

İsrail ise bunu sadece birkaç yıl önce uygulamaya başladı. Bunun sonucunda Hristiyanlar üzerinde ciddi baskılar oluştu. Özellikle İsrail Devleti kurulmadan çok önce var olan yerli Hristiyan cemaatleri bu baskıyı hissediyor. Ne yazık ki Amerika’daki Hristiyanların bu konuyla yeterince ilgilenmiyor. Oysa Türkler döneminde Müslüman yöneticiler de böyle davranıyor muydu ? sorusuna verilecek cevap “Hayır. Türkler dönemindeki Müslüman yöneticiler kiliselerden vergi almıyordu. Hristiyanlara karşı oldukça iyi davranıyorlardı. Dahası, kutsal mekânlarımızın bakımını üstleniyorlardı. Türk yönetimleri yüzyıllar boyunca Kutsal Kabir Kilisesi’ni üç ayrı kez yeniden inşa etti. Ayrıca Hristiyan hacıları koruyan yasalar vardı. Hac yolculuğundaki insanlara kimse dokunamazdı”.

1940’lı yıllarda İngiltere’de Siyonist projeye karşı çıkanların bir kısmı, Müslüman yönetimlerin Hristiyan kutsal mekânlarına çok iyi bakmış olmasını gerekçe gösteriyordu. Bu nedenle bu sorumluluğun Yahudi yönetimlerine verilmesi bir risk olarak görülüyordu.  Keza Müslümanların Hz. İsa’nın Allah tarafından gönderildiğine, mucizeler gerçekleştirdiğine ve bir gün tekrar döneceğine inandıklarını söyledi.

İslam ile Hristiyanlık arasında büyük teolojik farklılıklar bulunduğunu kabul etmekle birlikte, İslam’da İsa’nın son derece saygı duyulan bir şahsiyet olduğunu ifade etti.  İslam ile Hristiyanlığın doğal düşman olduğu düşüncesi, tarihin tamamından çok modern siyasetin etkisiyle oluşmuş bir anlatıdır.  Bazı insanlar ‘Eğer İsrail olmasaydı kutsal mekânlarımızı ziyaret edemezdik; hatta o kutsal yerler bugün ayakta bile olmazdı’ diyor. Ama aslında şu soruyu sormak gerekiyor: Sizce bütün bu zaman boyunca bu kutsal yerlerin bakımını kim yaptı? Bölgede uzun süre yönetimi elinde bulunduran Türkler - İslam idareleriydi. İslam’ın Hz. İsa’ya bakış açısı nedeniyle bu kutsal mekânlara oldukça iyi davrandılar.”

Aslında Müslümanların İsa hakkında çok yüksek bir anlayışa sahip. Çünkü İsa hayal ürünü bir karakter değildir; gerçek Nasıralı İsa tarihsel olarak yaşamış gerçek bir insandır. Bugün de hayatta - cennettedir.  Müslümanlar onun Allah tarafından gönderildiğine, doğru sözler söylediğine, gerçek mucizeler gerçekleştirdiğine ve tekrar geleceğine - Ancak onu Mesih olarak değil, peygamber olarak görürler. Buna rağmen onun dönüşüne inanırlar.”

Birçok Hristiyan İslam hakkında konuşurken ‘İsrail ile iyi ilişkiler kurmalıyız; çünkü İslam ve Hristiyanlık doğal düşmandır’ diyor.  Ancak tarihsel olarak bakıldığında, Hristiyanlık ile Rabbanî Yahudilik arasındaki gerilim çok daha belirgindir.  Hristiyanlar ile Yahudilerin tarih boyunca sürekli iyi ilişkiler içinde olduğu ve bugün Müslümanlara karşı birlikte hareket etmeleri gerektiği düşüncesi oldukça yenidir.  Bu anlayış 20. yüzyıldan önce ortaya atılmış bir fikir değildi. Günümüzde televizyonlarda ve haberlerde sıkça duyduğumuz siyasi söylemlerden beslenen modern bir siyasal kurgudur.

İyice incelenip herkes tarafından anlaşılması mecburi olmalı Tarih bize anlatıldığı kadar basit değildir.

Derleme kaynağı - https://www.youtube.com/watch?v=xWpVp6SPBuI

 

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.