Qoura Digest
Köşe Yazarı
Qoura Digest
 

Müslüman Giritliler

    Giritli Müslümanlar: TARİH DİLBİLİM MÜBADELE Kaybolan Bir Dünyanın Özlemi ile Zakathos'un terk edilmiş Müslüman köyüne saygı duruşunda bulunma fırsatını kaçırdım; ama geçen gece devlet televizyonunda Moschonisi'nin —bizim bildiğimiz adıyla Cunda Adası'nın— Giritli Müslümanlarına dair bir belgeseli izleyebildim. Evet, belgesel, zalimce yurtlarından kovulmuş insanlar hakkında Yunanlılar tarafından yapılmış bir yapımdı. Ama öyle de olsa, gerçekten fena değildi.  Özellikle dördüncü kuşak konuşucu son derece dokunaklıydı: Yunanistan'da okurken atalarından kalan köyde yaşayan bir Hristiyan Yunan kızıyla tanışması; sonra kızın kuzeniyle konuşurken karşısındakinin büyükanne ve büyükbabasının evinde yaşadığını öğrenmesi yada Girit'e ziyaret sırasında Rethymno'daki Anadolu Mültecileri Derneği başkanıyla tesadüfen karşılaşıp içki içmek üzere toplantılarına davet edilmesi ve ilmde konuşulurken Ata köyünden telefon gelmesi - Giritli ninelerin tüm iyi dilek sözlerini söylemelerine fırsat bulamadan, Yunan televizyon ekibinin ziyaretinden söz etmeye çalışıyor olması çok ilginçti. Birinci kuşak uyum sağlamaya çalışır; ikinci kuşak para kazanmaya; üçüncü kuşak ise köklerini aramaya gider kaidesiyle, ikinci kuşak konuşucunun —artık dede yaşında biri - 1987'deki ilk Girit ziyaretinde düşmanlıkla karşılandığını aktarması, belgeselin dengesini kurtarıyordu. Zira dördüncü kuşak konuşucunun anlattıkları, büyürken öğrendiklerim ile bambaşka bir Yunan-Türk ilişkisini betimliyordu sanki ve Tüm bunların ötesinde, içinde taşınan o özlem yürek parçalayıcı. Yunanistan'daki Türk mülteciler için de benzer şeyler duymuştum: İlk kuşak mülteciler gerçekten de ölene dek bir geminin gelip onları eve götüreceğini bekledi. Dilbilimsel Gözlemler Mültecilerin birinci kuşağının Türkçeyi hiç öğrenmediği aktarılıyor (belgeselde böyle söyleniyor) ve şu anki dedeler ikinci kuşağa karşılık geliyor. Akıcı Giritçe lehçesiyle konuşuyorlar; beklenenden biraz daha standart bir Yunancaya yakın olsa da yinede hafif bir aksan var; ama dikkat çekici olan şu: /θ ð/ seslerini hiç üretmiyorlar, bunların yerine tutarlı biçimde /s z/ kullanıyorlar. Nitekim Yunanca ‘Rethymno’ Türkçede ‘Resmo" olarak söyleniyor. Üçüncü ve dördüncü kuşak, Standart Yunancayı açıkça ikinci dil olarak öğrenmiş ve belirgin bir Türk aksanıyla görüşülenler oldukça akıcı konuşurken 'hiçbir savaşta kazanan taraf yoktur' ve unutmamalıyızki Barış, ulusları refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur diyen, Selanik asıllı bir göçmen olan Ulu önder Atatürk, 1923'te Adana'da ’’Milleti savaşa sürüklemek taraftarı değildim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Dolayısıyla bir kadim Ulusu savaşa götürürken vicdan azabı duymamalıyız. Öldüreceğiz diyenlere karşı – ölmeyeceğiz - diye savaşa girebiliriz. Ancak bir ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir" sözleri kulağımızda küpe olmalı.  

Müslüman Giritliler

 

 

Giritli Müslümanlar:

TARİH DİLBİLİM MÜBADELE

Kaybolan Bir Dünyanın Özlemi ile Zakathos'un terk edilmiş Müslüman köyüne saygı duruşunda bulunma fırsatını kaçırdım; ama geçen gece devlet televizyonunda Moschonisi'nin —bizim bildiğimiz adıyla Cunda Adası'nın— Giritli Müslümanlarına dair bir belgeseli izleyebildim.

Evet, belgesel, zalimce yurtlarından kovulmuş insanlar hakkında Yunanlılar tarafından yapılmış bir yapımdı. Ama öyle de olsa, gerçekten fena değildi.  Özellikle dördüncü kuşak konuşucu son derece dokunaklıydı: Yunanistan'da okurken atalarından kalan köyde yaşayan bir Hristiyan Yunan kızıyla tanışması; sonra kızın kuzeniyle konuşurken karşısındakinin büyükanne ve büyükbabasının evinde yaşadığını öğrenmesi yada Girit'e ziyaret sırasında Rethymno'daki Anadolu Mültecileri Derneği başkanıyla tesadüfen karşılaşıp içki içmek üzere toplantılarına davet edilmesi ve ilmde konuşulurken Ata köyünden telefon gelmesi - Giritli ninelerin tüm iyi dilek sözlerini söylemelerine fırsat bulamadan, Yunan televizyon ekibinin ziyaretinden söz etmeye çalışıyor olması çok ilginçti.

Birinci kuşak uyum sağlamaya çalışır; ikinci kuşak para kazanmaya; üçüncü kuşak ise köklerini aramaya gider kaidesiyle, ikinci kuşak konuşucunun —artık dede yaşında biri - 1987'deki ilk Girit ziyaretinde düşmanlıkla karşılandığını aktarması, belgeselin dengesini kurtarıyordu. Zira dördüncü kuşak konuşucunun anlattıkları, büyürken öğrendiklerim ile bambaşka bir Yunan-Türk ilişkisini betimliyordu sanki ve Tüm bunların ötesinde, içinde taşınan o özlem yürek parçalayıcı. Yunanistan'daki Türk mülteciler için de benzer şeyler duymuştum: İlk kuşak mülteciler gerçekten de ölene dek bir geminin gelip onları eve götüreceğini bekledi.

Dilbilimsel Gözlemler

Mültecilerin birinci kuşağının Türkçeyi hiç öğrenmediği aktarılıyor (belgeselde böyle söyleniyor) ve şu anki dedeler ikinci kuşağa karşılık geliyor. Akıcı Giritçe lehçesiyle konuşuyorlar; beklenenden biraz daha standart bir Yunancaya yakın olsa da yinede hafif bir aksan var; ama dikkat çekici olan şu: /θ ð/ seslerini hiç üretmiyorlar, bunların yerine tutarlı biçimde /s z/ kullanıyorlar. Nitekim Yunanca ‘Rethymno’ Türkçede ‘Resmo" olarak söyleniyor.

Üçüncü ve dördüncü kuşak, Standart Yunancayı açıkça ikinci dil olarak öğrenmiş ve belirgin bir Türk aksanıyla görüşülenler oldukça akıcı konuşurken 'hiçbir savaşta kazanan taraf yoktur' ve unutmamalıyızki Barış, ulusları refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur diyen, Selanik asıllı bir göçmen olan Ulu önder Atatürk, 1923'te Adana'da ’’Milleti savaşa sürüklemek taraftarı değildim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Dolayısıyla bir kadim Ulusu savaşa götürürken vicdan azabı duymamalıyız. Öldüreceğiz diyenlere karşı – ölmeyeceğiz - diye savaşa girebiliriz. Ancak bir ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir" sözleri kulağımızda küpe olmalı.

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.