Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Tarihte Bu hafta
Köşe Yazarı
Tarihte Bu hafta
 

Nerden geliyoruz ?

      TÜRKLER KİMDİR ? Prof Peter Golden Göçebe - Nomad diye bir toplum yoktur ! Hele hele demiri dövebilen, tekerlek yapabilen Türklerin kökeni, tek bir bölgeye veya değişmeden kalan bir topluluğa bağlanamayacak kadar kapsamlıdır. Türk tarihini anlamak için dil, göç, devletleşme ve farklı halklarla etkileşim birlikte değerlendirilmelidir. Türk dünyasını birbirine bağlayan en güçlü ortaklık dil akrabalığıdır; bu ortaklık, bütün Türk halklarının aynı kültüre veya aynı genetik geçmişe sahip olduğu anlamına gelmez. Kimliği anlamada dilin önemi Genetik araştırmalar ve arkeolojik buluntular geçmişe ilişkin değerli bilgiler verir. Ancak bir insanın genetik özellikleri onun hangi dili konuştuğunu göstermez; bir eşyanın bulunması da o bölgede yaşayanların kimliğini tek başına belirlemez. Eşyalar ticaretle yayılabilir, topluluklar başka kültürlerden gelen unsurları benimseyebilir. Bu nedenle kullanılan dili gösteren yazılı belgeler tarihçiler için özellikle önemlidir. Yine de yazı dili ile halkın konuştuğu dil her zaman örtüşmez. İlk Türk Kağanlığı döneminden kalan Bugut Yazıtı’nda Soğdca kullanılması, Türklerin Soğd olduğu anlamına gelmez. İranî bir dil olan Soğdca, dönemin Orta Asya ticaretinde ortak iletişim aracıydı. Bir devletin diplomasi veya ticarette başka bir dili kullanması, onun kimliğini doğrudan değiştirmez. Türk adının yayılması “Türk” kelimesinin kökeni kesin olarak açıklanabilmiş değildir. Çin kaynaklarında miğferle ilişkilendirilen bir anlatı bulunur; güçlü olmak veya meydana getirmek anlamındaki köklerle bağlantı kuran görüşler de vardır.  Adın yayılması daha açık biçimde izlenebilir. Türk Kağanlığı’nın kurulmasıyla “Türk”, farklı toplulukları kapsayan siyasal bir ad hâline gelmiştir. Egemenlik altındaki toplulukların önemli bölümü birbirine yakın Türk dilleri konuşuyor, fakat ayrı boy adlarını ve yerel özelliklerini koruyordu. Daha sonra Arap kaynaklarında çeşitli Türkçe konuşan halkların genel olarak Türk diye adlandırılması, kelimenin kapsamını genişletmiştir. Türk dillerinin Moğolca, Tunguzca ve bazı yaklaşımlarda Korece ile Japoncayla ilişkisi de tartışmalıdır. “Altay” veya “Transavrasya” çerçevesindeki benzerliklerin ortak kökenden mi, uzun süreli temaslardan mı kaynaklandığı konusunda uzlaşma yoktur. Karşılıklı kelime alışverişi, tek başına ortak bir dil ailesini kanıtlamaz. Bozkır halkları ve kültürel karşılaşmalar Türklerin büyük siyasal yayılışından önce Avrasya bozkırlarının önemli kesimlerinde İranî diller konuşan topluluklar bulunuyordu. İskit ve Saka gruplarına ilişkin kişi ve boy adları ile eldeki dil malzemesi bu görüşü destekler. Golden, bu toplulukların tamamını Türk sayan yorumları ikna edici bulmaz; ancak geniş birliklerin içinde farklı diller konuşan gruplar bulunmuş olabileceğini dışlamaz. Adı Ankara ilçesi olan - Bugünkü Çin - Sincan, tarihsel adıyla Doğu Türkistan bölgesinde İranî dillerin yanı sıra Hint-Avrupa dil ailesinin ayrı bir kolu olan Toharca da konuşulmuştur. Türklerin bu alanlara yayılmasıyla bazı topluluklar zaman içinde Türkçe konuşmaya başlamış, siyasal ve kültürel kimlikler değişmiştir. Bu süreç yalnızca göçle değil, karşılıklı etkileşim ve toplulukların birbirine karışmasıyla da açıklanmalıdır. Erken Türk topluluklarını tek bir fiziksel görünüşle tanımlamak da doğru değildir. Golden, Doğu Asya ve Batı Avrasya bağlantıları taşıyan farklı unsurların erken dönemlerden itibaren bir arada bulunduğunu belirtir. Batıya doğru yayılma, yeni karşılaşmalar ve evlilikler bu çeşitliliği artırmıştır. İpek Yolu ve Soğdların rolü Türklerle İranî halkların ilişkisi savaşlarla sınırlı kalmamıştır. İpek Yolu, kesintisiz tek bir karayolu değil, şehirleri ve ticaret merkezlerini birbirine bağlayan güzergâhlar ağıydı. Soğd tüccarlarının Kırım’dan Kuzey Çin’e uzanan bağlantıları bu ağda önemli yer tutuyordu. Türk kağanları onların ticaret ve diplomasi deneyiminden yararlanmıştır. Altıncı yüzyılda Bizans’a gönderilen Türk elçiliğinin başında Soğd tüccarı Maniakh’ın bulunması bu iş birliğinin örneğidir. İpek ve demir ticareti, Türklerin Bizans’la ilişkilerinde önemliydi. Sonraki Türk devletlerinde Farsçanın yönetim ve kültürde güçlü konum kazanması, Osmanlılarda ise Türkçenin yönetim dili olması, farklı tarihsel çevrelerin farklı dil düzenleri oluşturduğunu gösterir. Aşina hanedanı ve kurt anlatısı İlk Türk Kağanlığı’nı yöneten Aşina hanedanının kökeni tam olarak bilinmemektedir. Aşina adı ile erken hükümdar adlarının tümü Türkçe üzerinden açık biçimde açıklanamaz. Ancak adların dilsel kökeninden hareketle hanedanın kimliği hakkında kesin hüküm vermek de mümkün değildir. Çin kaynakları Aşina ile Türk topluluğunu yakından ilişkilendirir; ilişkinin nasıl oluştuğunu yeterince açıklamaz. Dişi kurtla bağlantılı köken anlatısı da tarihsel belge gibi okunmamalıdır. Wusun, Uygur ve Roma: Romus - Romulus anlatılarında benzer motifler bulunur. Bunlar kurdun Avrasya kültürlerindeki güçlü simgesel yerini gösterir; doğrudan soy bağını kanıtlamaz. Efsaneler, toplumların geçmişlerini nasıl anlamlandırdığını ve hanedanlarına nasıl meşruiyet kazandırdığını açıklamaya yardımcı olur. Göçebelik ve erken topluluklar Türklerin uzak atalarını yalnızca göçebe olarak düşünmenin yanıltıcı olduğunu vurgular. Göçebe hayvancılık, yerleşik toplulukların sürülerini mevsimlere göre farklı otlaklara götürmesiyle gelişmiştir. Tarım, hayvancılık ve zanaat farklı oranlarda birlikte yürütülmüştür. Erken Türklerin Altay bölgesinde Rouran egemenliği altında metal işçiliğiyle ilişkilendirilmesi, ekonomik hayatın çeşitliliğine işaret eder. Xiongnu topluluklarının hangi dili konuştuğu ise kesin olarak bilinmemektedir. Çin yazısıyla aktarılmış adlar, unvanlar ve farklı biçimlerde yorumlanan kısa bir metin, bütün topluluğun dilini belirlemeye yetmez. Golden, Xiongnu içindeki bazı unsurların sonraki Türk halklarının oluşumuna katkıda bulunmuş olabileceğini kabul eder; fakat doğrudan ve bütünüyle özdeşlik kurmaz. Tiele adıyla bilinen gruplar erken Türkçe konuşan topluluklar arasında önemlidir. Çin kaynaklarında daha eski Dingling ve Gaoche adlarıyla ilişkilendirilmeleri uzun bir tarihsel geçmişe işaret eder. Bununla birlikte dışarıdan verilen adlar, insanların kendilerini nasıl tanımladığını her zaman göstermez. Tarihciler Tiele’yi kesin biçimde “ilk Türkler” olarak tanımlamak konusunda da ihtiyatlıdır. Devlet geleneğinin oluşması Bumin’in 552’de kurduğu Türk Kağanlığı, Türk adıyla ortaya çıkan ve Türkçe konuşan bir topluluk tarafından kurulduğu açık biçimde bilinen ilk büyük siyasal oluşum olarak öne çıkar. Ancak yönetim geleneği bir anda doğmamıştır. Rouranlardan ve daha eski bozkır toplumlarından devralınan unvanlar ile uygulamalar, yeni devletin kuruluşunda etkili olmuştur. Çin’le ticaret, diplomasi ve ittifaklar da bu gelişmeye katkıda bulunmuştur. Çin’i devletin doğrudan kurucusu olarak değil, siyasal örgütlenmeyi hızlandıran dış etkenlerden biri olarak değerlendirir. Kısa sürede genişleyen kağanlıkta doğu ve batı kanatları belirginleşmiş; hanedan soyunun itibarı sonraki devletlerde de önemli bir meşruiyet kaynağı olmuştur. Ortak dil ve farklı tarihsel yollar Eski Türkçeye en yakın günümüz dilini seçmek, karşılaştırılan özelliğe bağlıdır. Bazı eski ek ve biçimlerin korunmasında Özbekçe ve Uygurcaya dikkat çeker; fakat bu dillerin ses yapılarının değiştiğini de belirtir. Hiçbir günümüz dili, Eski Türkçenin değişmeden kalmış karşılığı değildir. Ortak kelimeler iletişimi kolaylaştırsa da bütün Türk dilleri birbirinden eksiksiz biçimde anlaşılamaz. Türkiye Türkleri ile Kazaklar dil bakımından akrabadır; kültürleri ise coğrafya, din, komşuluk ve tarihsel deneyimlerle farklılaşmıştır. Kimliğin devamını açıklamak için her topluluğun geçmişine ayrı ayrı bakmak gerekir. Ortak çıkarlar ve kültürel yakınlık, devletlerin ayrı kurumlarını ve önceliklerini ortadan kaldırmaz. Golden’ın yaklaşımında Türk tarihi, geniş bir coğrafyada dilin ve siyasal geleneklerin taşındığı, farklı halklarla etkileşim içinde sürekli şekillenen bir tarihtir.

Nerden geliyoruz ?

 

 

 

TÜRKLER KİMDİR ?

Prof Peter Golden

Göçebe - Nomad diye bir toplum yoktur !

Hele hele demiri dövebilen, tekerlek yapabilen Türklerin kökeni, tek bir bölgeye veya değişmeden kalan bir topluluğa bağlanamayacak kadar kapsamlıdır. Türk tarihini anlamak için dil, göç, devletleşme ve farklı halklarla etkileşim birlikte değerlendirilmelidir. Türk dünyasını birbirine bağlayan en güçlü ortaklık dil akrabalığıdır; bu ortaklık, bütün Türk halklarının aynı kültüre veya aynı genetik geçmişe sahip olduğu anlamına gelmez.

Kimliği anlamada dilin önemi

Genetik araştırmalar ve arkeolojik buluntular geçmişe ilişkin değerli bilgiler verir. Ancak bir insanın genetik özellikleri onun hangi dili konuştuğunu göstermez; bir eşyanın bulunması da o bölgede yaşayanların kimliğini tek başına belirlemez. Eşyalar ticaretle yayılabilir, topluluklar başka kültürlerden gelen unsurları benimseyebilir. Bu nedenle kullanılan dili gösteren yazılı belgeler tarihçiler için özellikle önemlidir.

Yine de yazı dili ile halkın konuştuğu dil her zaman örtüşmez. İlk Türk Kağanlığı döneminden kalan Bugut Yazıtı’nda Soğdca kullanılması, Türklerin Soğd olduğu anlamına gelmez. İranî bir dil olan Soğdca, dönemin Orta Asya ticaretinde ortak iletişim aracıydı. Bir devletin diplomasi veya ticarette başka bir dili kullanması, onun kimliğini doğrudan değiştirmez.

Türk adının yayılması

“Türk” kelimesinin kökeni kesin olarak açıklanabilmiş değildir. Çin kaynaklarında miğferle ilişkilendirilen bir anlatı bulunur; güçlü olmak veya meydana getirmek anlamındaki köklerle bağlantı kuran görüşler de vardır. 

Adın yayılması daha açık biçimde izlenebilir. Türk Kağanlığı’nın kurulmasıyla “Türk”, farklı toplulukları kapsayan siyasal bir ad hâline gelmiştir. Egemenlik altındaki toplulukların önemli bölümü birbirine yakın Türk dilleri konuşuyor, fakat ayrı boy adlarını ve yerel özelliklerini koruyordu. Daha sonra Arap kaynaklarında çeşitli Türkçe konuşan halkların genel olarak Türk diye adlandırılması, kelimenin kapsamını genişletmiştir.

Türk dillerinin Moğolca, Tunguzca ve bazı yaklaşımlarda Korece ile Japoncayla ilişkisi de tartışmalıdır. “Altay” veya “Transavrasya” çerçevesindeki benzerliklerin ortak kökenden mi, uzun süreli temaslardan mı kaynaklandığı konusunda uzlaşma yoktur. Karşılıklı kelime alışverişi, tek başına ortak bir dil ailesini kanıtlamaz.

Bozkır halkları ve kültürel karşılaşmalar

Türklerin büyük siyasal yayılışından önce Avrasya bozkırlarının önemli kesimlerinde İranî diller konuşan topluluklar bulunuyordu. İskit ve Saka gruplarına ilişkin kişi ve boy adları ile eldeki dil malzemesi bu görüşü destekler. Golden, bu toplulukların tamamını Türk sayan yorumları ikna edici bulmaz; ancak geniş birliklerin içinde farklı diller konuşan gruplar bulunmuş olabileceğini dışlamaz.

Adı Ankara ilçesi olan - Bugünkü Çin - Sincan, tarihsel adıyla Doğu Türkistan bölgesinde İranî dillerin yanı sıra Hint-Avrupa dil ailesinin ayrı bir kolu olan Toharca da konuşulmuştur. Türklerin bu alanlara yayılmasıyla bazı topluluklar zaman içinde Türkçe konuşmaya başlamış, siyasal ve kültürel kimlikler değişmiştir. Bu süreç yalnızca göçle değil, karşılıklı etkileşim ve toplulukların birbirine karışmasıyla da açıklanmalıdır.

Erken Türk topluluklarını tek bir fiziksel görünüşle tanımlamak da doğru değildir. Golden, Doğu Asya ve Batı Avrasya bağlantıları taşıyan farklı unsurların erken dönemlerden itibaren bir arada bulunduğunu belirtir. Batıya doğru yayılma, yeni karşılaşmalar ve evlilikler bu çeşitliliği artırmıştır.

İpek Yolu ve Soğdların rolü

Türklerle İranî halkların ilişkisi savaşlarla sınırlı kalmamıştır. İpek Yolu, kesintisiz tek bir karayolu değil, şehirleri ve ticaret merkezlerini birbirine bağlayan güzergâhlar ağıydı. Soğd tüccarlarının Kırım’dan Kuzey Çin’e uzanan bağlantıları bu ağda önemli yer tutuyordu. Türk kağanları onların ticaret ve diplomasi deneyiminden yararlanmıştır.

Altıncı yüzyılda Bizans’a gönderilen Türk elçiliğinin başında Soğd tüccarı Maniakh’ın bulunması bu iş birliğinin örneğidir. İpek ve demir ticareti, Türklerin Bizans’la ilişkilerinde önemliydi. Sonraki Türk devletlerinde Farsçanın yönetim ve kültürde güçlü konum kazanması, Osmanlılarda ise Türkçenin yönetim dili olması, farklı tarihsel çevrelerin farklı dil düzenleri oluşturduğunu gösterir.

Aşina hanedanı ve kurt anlatısı

İlk Türk Kağanlığı’nı yöneten Aşina hanedanının kökeni tam olarak bilinmemektedir. Aşina adı ile erken hükümdar adlarının tümü Türkçe üzerinden açık biçimde açıklanamaz. Ancak adların dilsel kökeninden hareketle hanedanın kimliği hakkında kesin hüküm vermek de mümkün değildir. Çin kaynakları Aşina ile Türk topluluğunu yakından ilişkilendirir; ilişkinin nasıl oluştuğunu yeterince açıklamaz.

Dişi kurtla bağlantılı köken anlatısı da tarihsel belge gibi okunmamalıdır. Wusun, Uygur ve Roma: Romus - Romulus anlatılarında benzer motifler bulunur. Bunlar kurdun Avrasya kültürlerindeki güçlü simgesel yerini gösterir; doğrudan soy bağını kanıtlamaz. Efsaneler, toplumların geçmişlerini nasıl anlamlandırdığını ve hanedanlarına nasıl meşruiyet kazandırdığını açıklamaya yardımcı olur.

Göçebelik ve erken topluluklar

Türklerin uzak atalarını yalnızca göçebe olarak düşünmenin yanıltıcı olduğunu vurgular. Göçebe hayvancılık, yerleşik toplulukların sürülerini mevsimlere göre farklı otlaklara götürmesiyle gelişmiştir. Tarım, hayvancılık ve zanaat farklı oranlarda birlikte yürütülmüştür. Erken Türklerin Altay bölgesinde Rouran egemenliği altında metal işçiliğiyle ilişkilendirilmesi, ekonomik hayatın çeşitliliğine işaret eder.

Xiongnu topluluklarının hangi dili konuştuğu ise kesin olarak bilinmemektedir. Çin yazısıyla aktarılmış adlar, unvanlar ve farklı biçimlerde yorumlanan kısa bir metin, bütün topluluğun dilini belirlemeye yetmez. Golden, Xiongnu içindeki bazı unsurların sonraki Türk halklarının oluşumuna katkıda bulunmuş olabileceğini kabul eder; fakat doğrudan ve bütünüyle özdeşlik kurmaz.

Tiele adıyla bilinen gruplar erken Türkçe konuşan topluluklar arasında önemlidir. Çin kaynaklarında daha eski Dingling ve Gaoche adlarıyla ilişkilendirilmeleri uzun bir tarihsel geçmişe işaret eder. Bununla birlikte dışarıdan verilen adlar, insanların kendilerini nasıl tanımladığını her zaman göstermez. Tarihciler Tiele’yi kesin biçimde “ilk Türkler” olarak tanımlamak konusunda da ihtiyatlıdır.

Devlet geleneğinin oluşması

Bumin’in 552’de kurduğu Türk Kağanlığı, Türk adıyla ortaya çıkan ve Türkçe konuşan bir topluluk tarafından kurulduğu açık biçimde bilinen ilk büyük siyasal oluşum olarak öne çıkar. Ancak yönetim geleneği bir anda doğmamıştır. Rouranlardan ve daha eski bozkır toplumlarından devralınan unvanlar ile uygulamalar, yeni devletin kuruluşunda etkili olmuştur.

Çin’le ticaret, diplomasi ve ittifaklar da bu gelişmeye katkıda bulunmuştur. Çin’i devletin doğrudan kurucusu olarak değil, siyasal örgütlenmeyi hızlandıran dış etkenlerden biri olarak değerlendirir. Kısa sürede genişleyen kağanlıkta doğu ve batı kanatları belirginleşmiş; hanedan soyunun itibarı sonraki devletlerde de önemli bir meşruiyet kaynağı olmuştur.

Ortak dil ve farklı tarihsel yollar

Eski Türkçeye en yakın günümüz dilini seçmek, karşılaştırılan özelliğe bağlıdır. Bazı eski ek ve biçimlerin korunmasında Özbekçe ve Uygurcaya dikkat çeker; fakat bu dillerin ses yapılarının değiştiğini de belirtir. Hiçbir günümüz dili, Eski Türkçenin değişmeden kalmış karşılığı değildir. Ortak kelimeler iletişimi kolaylaştırsa da bütün Türk dilleri birbirinden eksiksiz biçimde anlaşılamaz.

Türkiye Türkleri ile Kazaklar dil bakımından akrabadır; kültürleri ise coğrafya, din, komşuluk ve tarihsel deneyimlerle farklılaşmıştır. Kimliğin devamını açıklamak için her topluluğun geçmişine ayrı ayrı bakmak gerekir. Ortak çıkarlar ve kültürel yakınlık, devletlerin ayrı kurumlarını ve önceliklerini ortadan kaldırmaz. Golden’ın yaklaşımında Türk tarihi, geniş bir coğrafyada dilin ve siyasal geleneklerin taşındığı, farklı halklarla etkileşim içinde sürekli şekillenen bir tarihtir.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.