DÖRT KRİTİK SENARYO
Olası çatışmada yarısı Türk İran ve enerji faturası üçe katlanabilecek Türkiye topun ağzında iken, Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda alacağı kararı yakından izliyor. Washington’da Pentagon, Beyaz Saray ve Dışişleri çevrelerinde yürütülen değerlendirmeler, İran’a yönelik olası bir hamlenin artık diplomatik bir süreçten ziyade yüksek riskli bir stratejik karar olarak ele alındığını gösteriyor. ABD tarihinde benzeri az görülen ölçekte bir askeri yığınak bölgeye sevk edilmiş durumda. Bu durum, “blöf mü, yoksa geri dönüşü olmayan bir askeri operasyon mu?” sorusunu daha da yakıcı hale getiriyor. Washington’daki tartışmalar, Trump’ın önünde duran dört temel senaryo etrafında şekilleniyor. Bu senaryoların her biri yalnızca İran’ı değil, ABD’nin küresel konumunu, müttefiklerini ve dünya ekonomisini de doğrudan etkileme potansiyeline sahip.
Kararın Niteliği: Askerî Değil, Siyasal Öncelikle: Masadaki karar esasen askerî değil, siyasal bir karardır. Sonucu yalnızca İran’ı değil, ABD iç siyasetini, müttefik ilişkilerini ve küresel dengeleri de etkileyecektir. Pentagon’dan gelen uyarılar nettir: Mühimmat stokları sınırlıdır, müttefik desteği kesin değildir ve İran’ın misilleme kapasitesi küçümsenmemektedir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İsrail’in doğrudan savaşa çekilmesi ya da petrol varil fiyatlarının 150 doların üzerine çıkması gibi senaryolar ciddi endişe yaratmaktadır. Bu çerçevede Trump’a sunulan dört senaryo, bir risk üzerinden değerlendirilmektedir.
1. Senaryo: Diplomasi + Askerî Baskı (Kontrollü Gerilim): İlk senaryo, askeri yığınağın diplomatik kaldıraç olarak kullanıldığı “kontrollü gerilim” modelidir. Amaç, İran’ı ABD şartlarına daha yakın bir nükleer anlaşmaya zorlamaktır. Yöntem, tehdidin dozunu artırırken müzakere kapısını açık tutmaktır. Cenevre’de görüşmelerin yeniden gündeme gelmesi, bu stratejinin işlediğini gösteren bir işaret olarak okunmaktadır. Bu senaryonun avantajı, sıcak savaş riskinin düşük olması, enerji piyasalarının görece sakin kalması ve ABD’nin asker kaybı yaşamamasıdır. Ancak ciddi bir riski de vardır: İran geri adım atmazsa süreç çöker. Trump’ın zaman zaman dile getirdiği rejim değişikliği söylemi, müzakere zeminini zayıflatmakta ve Tahran’daki sertlik yanlılarını güçlendirmektedir. Bu nedenle bu senaryonun başarısı tamamen İran’ın taviz verip vermeyeceğine bağlıdır.
2. Senaryo: Sınırlı Askerî Vuruş: Washington’da en çok konuşulan ara formül, sınırlı askeri vuruş seçeneğidir. Bu senaryonun amacı şok etkisi yaratmaktır. Hedefler arasında İran’ın füze altyapısı, belirli nükleer tesisler ve Devrim Muhafızlarıyla bağlantılı noktalar yer almaktadır. Bu seçeneğin avantajları açıktır: Trump iç kamuoyuna güçlü lider imajı verir, ABD caydırıcılık mesajı gönderir ve geçmiş örneklere bakıldığında İran’ın genellikle ölçülü misilleme yaptığı varsayılır. Ancak asıl kritik soru şudur: Sınırlı bir vuruş gerçekten sınırlı kalır mı? Misilleme döngüsü kontrolden çıkarsa, ABD üsleri hedef olursa, İsrail doğrudan savaşa girerse ya da Körfez ülkeleri hava sahalarını kapatırsa, süreci başlatmak kolay ama bitirmek son derece zor hale gelir. Washington’daki birçok uzmana göre en büyük risk tam da bu noktadadır.
3. Senaryo: Geniş Ölçekli Hava Kampanyası: Üçüncü senaryo, geniş çaplı ve sistematik bir hava harekâtıdır. Bu artık bir mesaj değil, askerî yıkım planı anlamına gelir. Amaç, İran’ın füze kapasitesini ve askeri altyapısını ciddi biçimde geriletmektir. Bu tür bir operasyonun haftalarca, hatta aylarca sürebileceği öngörülmektedir. Avantajı, İran’ın caydırıcılığının zayıflatılması ve ABD’nin uzun vadeli askerî üstünlük sağlamasıdır. Ancak maliyet son derece yüksektir. ABD hâlihazırda Ukrayna ve Gazze nedeniyle mühimmat stoklarını ciddi ölçüde tüketmiştir. Yeni üretim hem zaman hem kaynak gerektirmektedir. Patriot ve benzeri savunma sistemlerinin sayısı sınırlıdır ve savunma sanayi üretim takvimi yıllara yayılmaktadır. İran’ın yoğun misillemeye geçmesi, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve petrol fiyatlarının hızla yükselmesi durumunda, bu senaryo yalnızca askeri değil küresel bir ekonomik krizi de tetikleyebilir. Pentagon’un çekinceleri büyük ölçüde bu noktada yoğunlaşmaktadır.
4. Senaryo: Rejim Değişikliği: Dördüncü ve en yüksek riskli senaryo, İran’da rejim değişikliğini hedeflemektedir. Bu, binlerce hedefi kapsayan, uzun süreli askeri varlık gerektiren ve fiilen işgal anlamına gelen bir süreçtir. İran’ın büyük nüfusu, geniş coğrafyası, yeraltı tesisleri ve bilinmeyen sığınakları bu seçeneği son derece karmaşık hale getirmektedir. Teorik olarak tehdit kökten ortadan kaldırılabilir; ancak pratikte Irak 2003 senaryosunun tekrar yaşanması, bölgesel kaos, en çok Türkiyeyi ilgilendirecek göç dalgaları ve terör riskinin artması ihtimali yüksektir. ABD’nin mali ve askeri yükü dramatik biçimde artabilir. Bu nedenle Washington’daki analistlerin büyük bölümü bu seçeneği en az uygulanabilir senaryo olarak değerlendirmektedir.
Risk ve Kararı Belirleyecek Faktörler Risk öngörüleri ortaya koyduğu tablo:
- Diplomasi + baskı: Düşük askerî risk
- Sınırlı vuruş: Orta risk, kontrol belirsiz
- Geniş hava kampanyası: Yüksek risk
- Rejim değişikliği: Maksimum risk
Askerî ölçek büyüdükçe kontrol kabiliyeti azalmaktadır. Bu yüzden Trump’ın kararını belirleyecek dört temel faktör öne çıkmaktadır:
- İran’ın müzakere masasında taviz verip vermeyeceği
- ABD kamuoyunun savaşa destek verip vermeyeceği
- Yaklaşan ara seçimler ve Trump’ın iç siyasi dengeleri
- Körfez ülkelerinin üs ve hava sahası konusundaki tutumu
Trump’ın bugüne kadarki siyasi refleksi, önce baskıyı artırıp ardından anlaşma teklif etmeye dayalı bir çizgi izlediğini göstermektedir. Bu nedenle Washington’da şu an için en güçlü senaryo, sınırlı vuruş tehdidiyle desteklenen yoğun diplomatik baskı olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç: Washington’daki denklem teknik değil, bütünüyle siyasidir. Trump’ın önünde iki temel yol bulunmaktadır: Baskıyı müzakereye dönüştürmek ya da Ortadoğu’yu yeni bir belirsizlik dönemine sokmak. Asıl soru şudur: Bu hamle İran’ı mı zayıflatır, yoksa Amerika’yı mı yorar?
Masada dört senaryo vardır; ancak bilinmezler daha fazladır. Ağırlıklı olarak ikinci Büyük OrtaDoğu Projesi - BOP planında topun ucunda Türkiyenin olduğu aşikar bu durumda, Trump’ın kararını önümüzdeki günlerde vermesi beklenmektedir. Ortadoğu’nun tarihi ise şunu defalarca göstermiştir: Sınırlı başlayan operasyonlar, çoğu zaman sınırlı kalmaz.
