Bu nasıl bir asrın lideridir ki emeklisi aç ve perişandır?
Böyle liderlik mi olur? Bu nasıl bir dünya liderliğidir ki, bu memlekette yıllarca çalışmış, prim ödemiş insanlar açlığa ve yokluğa mahkûm edilmiştir? Et alamıyorlar, peynir alamıyorlar, torunlarına harçlık veremiyorlar. AKePe iktidara geldiğinizde, 2002 yılında, Türkiye’de konut sahibi olma oranı yüzde 71’in üzerindeydi. Bugün Türk halkı bu oranın yüzde 57’ye düştüğünü söylüyor.
Açın bakın; siz iktidara geldiğinizde benim babam Kayseri’de Hava İkmal’den emekli oldu. Emekli olduğunda Talas’ta kooperatiften bir ev aldı, bir de araba aldı. Aynen böyle oldu. Biz üç kardeş okuyorduk; ikisi Bursa’da, biri Eskişehir’de. İşte o beğenmediğiniz, her gün hakaret ettiğiniz “eski Türkiye”yi bugün insanlar, özellikle emekliler, dar ve sabit gelirli yurttaşlar, asgari ücretliler mumla arıyor. “Bu bela nereden geldi başımıza, biz niye bu kadar aç kaldık?” diyorlar. Böyle bir hesap olmaz.
Bir de dönüp “sessiz çoğunlukların sesi olacağız, kimsesizlerin kimi olacağız” dediniz. Peki kimsesizler nerede? İşte burada. Sizin sayenizde 2002’den bugüne 17 milyon insan açlığa ve yokluğa mahkûm edildi. Davulun sesi size hoş geliyor. Tok, açın halinden anlamıyor. Sarayın içine öyle bir gömüldünüz ki sokaktan da, pazardan da, vatandaştan da, emekliden de haberiniz yok. Ağır bir vebal altındasınız. İnsanların karnını doyuracak, en azından açlık sınırının üzerinde bir maaşı asgari ücretliye ve emekliye vermiyorsanız sizden dünya lideri de olmaz, asrın lideri de olmaz. Ancak bu sefaletin sorumlusu olursunuz.
Bugün Türkiye’de emekliler, bilinçli bir sistemle yoksullaştırılan, adeta zulmedilen çok ciddi bir toplum kesimidir. Bu tesadüf değildir. Basit bir yanlış değildir. Bu bir tercihtir. İktidar sürekli ne diyor? “En düşük emekli aylığı asgari ücrete yaklaştı.” Bu bilerek yapılan bir aldatmacadır. Doğru karşılaştırma bu değildir. Doğru karşılaştırma, ortalama emekli aylığının asgari ücrete oranıdır. 2002 yılında ortalama emekli maaşı asgari ücretin yüzde 22 üzerindeydi. Bugün ise asgari ücretin yüzde 25 altına düşmüş durumdadır. Yani emekli, çalışanın çok gerisine itilmiştir. Ömrü boyunca prim ödeyen insan bugün asgari ücretlinin bile gerisine düşürülmüştür.
Bu insanlara 20 bin lirayı layık görmek yaraya pansuman bile değildir. Kaldı ki bu memlekette asgari ücret açlık sınırının altındadır. Bugün burayı Mehmet Ali amca, Hüseyin amca, Adnan amca, Hasan amca, Ayşe teyze; emekliler, dedeler takip ediyor. Yayın sürdükçe buradan bir umut bekliyorlar. Ama resmen bu memlekette 16 milyon emekliyle Meclis dalga geçti. Siz dalga geçtiniz. Siz onları ekmekle, açlıkla, sofrayla terbiye etmeye kalktınız. 24 yıllık iktidarınızda o kadar büyük haksızlıklar yaptınız, o kadar çok kul hakkına girdiniz ki hangisini dile getireceğimizi şaşırıyoruz.
Bu ülkede Cumhurbaşkanı Yardımcısı dahi “Keşke emekli sayımız daha az olsaydı da mevcut emeklilerimize daha fazla imkân sunabilseydik” diyorsa, gerisini siz düşünün. Emeklilerimizi ölüme terk ettiniz derken tam olarak bunu kastediyoruz. Memleket öyle bir hale geldi ki mağdurlar cenneti oldu. Emeklilikte adalet arayanlar, staj mağdurları, atanamayan öğretmenler, mülakat mağdurları, TOKİ mağdurları, asgari ücret mağdurları… Saymakla bitmiyor.
Ramazan ayına bir ay kaldı. İslam dinine göre sadaka ve fitre için bir sınır vardır. Biz TÜİK’in açıkladığı açlık sınırını esas alalım. Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl fitre miktarını 240 lira olarak açıkladı ve bunun bir insanın günlük iki öğünlük gıda ihtiyacını karşılayabileceğini söyledi. 240 liraya bir insan doyar mı? Ayrı bir tartışma. Ama diyelim ki doydu. Dört kişilik bir aile için bu rakam günlük 960 liradır. Aylık karşılığı 28.800 liradır. Açlık sınırı ise yaklaşık 30.000 liradır.
Asgari ücret 28.075 liradır. En düşük emekli aylığı ise bunun neredeyse yüzde 60’ına denk gelmektedir. Bugün Meclis’te neden kanun görüşüyoruz? 1.060 lira daha verip 20.000 liraya tamamlayalım diye. Bu hesaba göre siz bu memleketin emeklisini sadakaya, fitreye muhtaç ettiniz. 16 milyona yakın insanı, hayatının son döneminde yokluğa mahkûm ettiniz. Bütçede bunun mümkün olduğunu muhalefet milletvekilleri belgeleriyle ortaya koydu. Ama siz bir tercih yaptınız. Tercihiniz emekliden, yoksuldan, ihtiyaç sahibinden yana olmadı. Ne yazık ki yine sermaye gruplarından yana oldu.
Emek yok, emekçi yok, emekli hiç yok. Garip gurebanın sofrasından gelip zengin sofralarına oturan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bir zamanlar mücahitlerle yol yürüyenler bugün müteahhitlerle kol kola geziyor. 20 bin lirayla ay sonunun nasıl getirileceğini bir gün olsun düşünmüyorsunuz. Çünkü artık onların arasında değilsiniz. Yoksulluk kader değildir. Bu yoksulluk sizin tercihlerinizin sonucudur. Faize ayırdığınız bütçe nedeniyle emekliye para bulamıyorsunuz. 20 bin lirayı büyük bir lütuf gibi sunuyorsunuz.
Allah rızkı yaratmıştır, adaletsizliği değil. Yoksulluğu yönetenler refahı konuşamaz. Refah, yoksulluğu yönetmekle değil, ortadan kaldırmakla olur. Büyüyoruz diyorsunuz. Yüzde 5 büyüyorsunuz, yüzde 95 yerinde sayıyor hatta geriliyor. Büyüyen rakamlar, küçülen sofralardır. Market çıkışında herkes fişine bakıyor: “Ben ne aldım da bu kadar tuttu?” diye. Refah borçla makyajlanmaz. Refah, dar bir kesime değil, toplumun tamamına yayılmadan sosyal adalet olmaz.
Lokantaya girememek, misafir ağırlayamamak, torun geliyor diye sevinememek… Bunlar sosyal açlık değil de nedir? Biz buradan muhalefet olarak uyarı görevimizi yapıyoruz. Sundunuz rakam kimseyi tatmin etmiyor. Gelin faizciye, rantiyeye verdiklerinizden biraz tasarruf edelim. Devlette, belediyelerde tasarruf edelim ve emeklilere gerçekten nefes aldıracak bir artış yapalım. Bu zor değil. Bu sadece bir tercih ve irade meselesidir. Elinizi vicdanınıza koyduğunuzda, bu parayla kendi ailenizi geçindiremeyeceğinizi bilerek, emekliye reva gördüğünüz bu rakamı artırabilirsiniz.
Kaynak - https://www.youtube.com/watch?v=2ipvreOCauo&t=8s
