Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

eleştiri
Köşe Yazarı
eleştiri
 

Nasıl bir baharsa !

        Arap Baharı Anatomisi ve Kışa Dönüşen Umut İslamiyeti köleleştirme - SON HAÇLI SEFERİ için Tayyib Erdoğan’ın ‘Eşbaşkanıyım’ dediği BOP – Büyük Ortadoğu Projesi, 2011 yılında CIA tarafından Tunus’ta başlatılan bir halk hareketi, kısa süre içinde Ortadoğu’daki birçok Arap ülkesine yayıldı. Sorsan: Demokrasi, özgürlük ve “ adalet talepleriyle ortaya çıkan bu senaryonun dalgası, literatüre “Arap Baharı - Uyanışı” olarak geçti. Başlangıçta büyük bir umut taşıyan bu süreç, protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalarla hızla genişledi. Ancak aradan geçen on yılı aşkın sürede, bölge halklarının beklediği özgürleşme gerçekleşmedi; aksine Vahşi kapitalizmin gerçek yüzü - görgüsüz, kültür yoksunu, haydut ABD nin binlerce km öteden gelip – mahvettiği Ortadoğuyu dahada derin bir kaosun içine sürüklendi. Bu süreçte milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi, tüm müslüman toplumlar tıpkı Türkiye gibi yoksulluğa mahkûm edildi ve ağır şiddete maruz kaldı. Toplumsal düzenin altüst olduğu Arap Baharı, çoğu ülkeler için uzun ve dondurucu bir kışa dönüştü.  Bölge, sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginliklere rağmen, uzun süredir kalıcı bir istikrara ulaşamazken Ortadoğu’nun kronik sorunları, kimsenin ne işin var burda ? diye sormaya cesaret edemediği ABD tarafından patlamanın zeminini hazırlamıştı.  Hiç değilse Kovboy HAYDUT diye bilinen ABD ye göre daha insancıl ! denebilecek AB korktukları ABD yanında yer alırken, Avrupalı büyük güçlerin tarihsel dış müdahaleleri, iç savaşlar, mezhep ve kabile çatışmaları, ekonomik buhranlar, kıtlıklar, dini radikalleşme, sanayi ve üretim yetersizliği, sınır ihtilafları ve özellikle babadan oğula geçen otoriter DİKTATÖR yönetimler, bölgenin sürekli kriz üretmesine yol açıyordu. 21. yüzyıla gelinmiş olmasına rağmen Türkiye gibi çoğu müslüman ülkelerde keyfî yönetimler, derin sosyal adaletsizlikler, çok düşük gelir düzeyi, ve hayat pahalılığı ... ciddi bir huzursuzluk yaratmıştı. Bu huzursuzluk özellikle genç nüfus arasında giderek büyüdü ve zamanla küçük çaplı protestolar şeklinde görünür hâle geldi.  Nerdeyse tümü DİKTATÖR müslüman Rejimlere karşı bu tür eylemler aslında bölge için yeni değildi.  Ancak 2010’lu yıllara gelindiğinde iletişim imkânları köklü biçimde değişmişti.   önce kulaktan kulağa yayılan tepkiler, internet ve sosyal medyanın devrimsel etkisiyle anında görünür hâle geliyor, insanların uluslararası olayları da eş zamanlı olarak takip edebilmesini sağladı. Bu dijital ağlar, farklı Arap şehirlerinde çakan kıvılcımların kısa sürede büyük bir aleve dönüşmesinde belirleyici oldu. Nitekim sonu UZUN KIŞA dönüşen Arap Baharı’ndan önce de Tunus, Mısır, Cezayir ve Batı Sahra gibi ülkelerde işçilerin uğradığı haksızlıklar nedeniyle yerel protestolar vardı.  Bu sürecin katalizörü ise İş bulamayan ve geçimini sokakta meyve satarak sağlayan Tunuslu seyyar satıcı Mohamed Bouazizi’nin tezgâhına belediye görevlileri tarafından el konulması, üzerine benzin dökerek kendini ateşe vermesi, toplumun geniş kesimlerinde derin bir öfke ve dayanışma dalgası yarattı. İşsizleri, işçileri, sendikacıları, öğrencileri, akademisyenleri, avukatları ve mevcut düzenden memnun olmayan pek çok grubu ortak bir zeminde buluşturarak Arap Baharı’nın fitili ateşlendi. Tunus’ta sokaklara dökülen halk, tüm baskıya rağmen geri adım atmadı ve uzun yıllardır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu “başarı hikâyesi” sosyal medya aracılığıyla hızla yayıldı ve Ortadoğu’da yeni bir devrim dalgasının habercisi olarak algılandı.  Kısa sürede Mısır, Libya, Yemen, Suriye ve Bahreyn’e sıçradı. Protestocular, daha özgür ve adil bir yaşam talebiyle rejimlere karşı ayağa kalktı. Mısır’da Hüsnü Mübarek’in istifası, Yemen’de Ali Abdullah Salih’in çekilmek zorunda kalması ve Libya’da Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi, Arap Baharı’nın ilk aşamasında rejimlerin birbiri ardına devrilmesine bölgede sonu hüsran ile biten kaosa yol açtı. Ne var ki kısa süre içinde tablo değişti.  Egemen güçler açısından Arap Baharı, bölgeye müdahil olmak için yeni bir fırsat olarak görüldü. ABD ve Avrupa Birliği, bu tarihî kırılmayı LEŞ KARGALARI gibi kendi stratejik çıkarları için yerel halkın demokrasi ve insan onuru için çıktığı yolda, Vahşi Batı çıkar hesapları devreye girdi. Batı Taafından oluşturulan senaryoda tüm islam aleminde Güvenlik boşlukları oluştu; terör örgütleri güç kazandı; şiddet, darbeler ve dış müdahaleler kısır bir döngüye dönüştü. Korku duvarları yıkılmıştı ama yerine sağlam ve kapsayıcı yeni bir siyasal alternatif konulamamıştı. Maalesef sonu hüsran ile biten Arap Baharı aslında ABD tarafından tezganlanmış tuzakla yine Eski düzen, farklı ve daha sert biçimlerde geri döndü. Bu başarısızlığın arkasında birçok derin gerilim hattı bulunuyordu. Otoriter yönetimler ile Arap entelektüel çevreleri arasındaki tarihsel çatışma, bu hatların başında geliyordu. Ayrıca Kürtler gibi ABD tarafından eğitilmiş – silahlandırılmış unsurlar yeni düzende yer alma talepleri, Libyada, Suriyede, Sudanda ... paralı askerlerle Macera arayan AKePe yönetimindeki Türkiye ve Lübnan, Irak ve Suriyede ... desteklediği Hizbullah benzeri aşırı dincilerin finansörü İran gibi en etkin bölgesel güçlerin, ABD ve işbirlikçileri bazı arap ülkeleri tarafından dışlanmaya çalışılması, devlet dışı aktörlerin ve küresel şirketlerin artan etkisi, radikal örgütlerin yükselişi ve büyük güçlerin değişken ittifakları süreci daha da karmaşık hâle getirdi. Sonuç olarak Arap Baharı, yatağını bulamayan bir sele – felakete dönüştü. Rejimleri kalıcı biçimde yıkmak yerine, şiddeti ve mezhepçi hesaplaşmaları derinleştirdi. Sorsan din – fakat gerçekte ABD maşası çağdışı YOBAZ güruhlarla Radikalleşme arttı, iç çarpışmalar yeni savaş ağalarını doğurdu, milis gruplar küresel güçler için kullanılabilir araçlara dönüştü. Yeniden Osmanlı hayalleri ile Orta Doğu ateşine atılan sonunda on milyonlarca ne idüğü belirsiz Afgan ve Suriyeli mültecilerle, demografisi çökertilen Türkiye karşısında Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Mısır arasında eksen mücadeleleri sertleşti. CIA tarafından Mahvedilen islam dünyasından büyük Mülteci krizleri Avrupa siyasetini etkiledi, Bir gece ansızın gelebilirzi diye tehdit ettiğimiz fakat sonunda ATOM bombalarının olduğunu idrak eden AKePe tarafından TEHDİT olarak ilan edilen EN BÜYÜK ticari ortağımız İsrail’in bölgesel kazanımlarını arttı, katlettiği Filistin meselesi unutturuldu. Bugün geriye dönüp bakıldığında CIA - BOP eşbaşkanlarının destekleri ile başlatılan Arap Baharı, özgürlük ve adalet umutlarıyla başlayan ancak bölgenin tarihsel, toplumsal ve jeopolitik gerçekleriyle yüzleşemediği için “Arap Kışı” şekline evrilen bir süreç olarak hafızalarda yerini alırken acı bir ders olarak tarihe geçti. Derleme Kaynağı: https://www.youtube.com/watch?v=ZW8_APGgcAY  

Nasıl bir baharsa !

 

 

 

 

Arap Baharı Anatomisi ve Kışa Dönüşen Umut

İslamiyeti köleleştirme - SON HAÇLI SEFERİ için Tayyib Erdoğan’ın ‘Eşbaşkanıyım’ dediği BOP – Büyük Ortadoğu Projesi, 2011 yılında CIA tarafından Tunus’ta başlatılan bir halk hareketi, kısa süre içinde Ortadoğu’daki birçok Arap ülkesine yayıldı. Sorsan: Demokrasi, özgürlük ve “ adalet talepleriyle ortaya çıkan bu senaryonun dalgası, literatüre “Arap Baharı - Uyanışı” olarak geçti. Başlangıçta büyük bir umut taşıyan bu süreç, protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalarla hızla genişledi. Ancak aradan geçen on yılı aşkın sürede, bölge halklarının beklediği özgürleşme gerçekleşmedi; aksine Vahşi kapitalizmin gerçek yüzü - görgüsüz, kültür yoksunu, haydut ABD nin binlerce km öteden gelip – mahvettiği Ortadoğuyu dahada derin bir kaosun içine sürüklendi.

Bu süreçte milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi, tüm müslüman toplumlar tıpkı Türkiye gibi yoksulluğa mahkûm edildi ve ağır şiddete maruz kaldı. Toplumsal düzenin altüst olduğu Arap Baharı, çoğu ülkeler için uzun ve dondurucu bir kışa dönüştü.  Bölge, sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginliklere rağmen, uzun süredir kalıcı bir istikrara ulaşamazken Ortadoğu’nun kronik sorunları, kimsenin ne işin var burda ? diye sormaya cesaret edemediği ABD tarafından patlamanın zeminini hazırlamıştı.  Hiç değilse Kovboy HAYDUT diye bilinen ABD ye göre daha insancıl ! denebilecek AB korktukları ABD yanında yer alırken, Avrupalı büyük güçlerin tarihsel dış müdahaleleri, iç savaşlar, mezhep ve kabile çatışmaları, ekonomik buhranlar, kıtlıklar, dini radikalleşme, sanayi ve üretim yetersizliği, sınır ihtilafları ve özellikle babadan oğula geçen otoriter DİKTATÖR yönetimler, bölgenin sürekli kriz üretmesine yol açıyordu. 21. yüzyıla gelinmiş olmasına rağmen Türkiye gibi çoğu müslüman ülkelerde keyfî yönetimler, derin sosyal adaletsizlikler, çok düşük gelir düzeyi, ve hayat pahalılığı ... ciddi bir huzursuzluk yaratmıştı.

Bu huzursuzluk özellikle genç nüfus arasında giderek büyüdü ve zamanla küçük çaplı protestolar şeklinde görünür hâle geldi.  Nerdeyse tümü DİKTATÖR müslüman Rejimlere karşı bu tür eylemler aslında bölge için yeni değildi.  Ancak 2010’lu yıllara gelindiğinde iletişim imkânları köklü biçimde değişmişti.   önce kulaktan kulağa yayılan tepkiler, internet ve sosyal medyanın devrimsel etkisiyle anında görünür hâle geliyor, insanların uluslararası olayları da eş zamanlı olarak takip edebilmesini sağladı. Bu dijital ağlar, farklı Arap şehirlerinde çakan kıvılcımların kısa sürede büyük bir aleve dönüşmesinde belirleyici oldu. Nitekim sonu UZUN KIŞA dönüşen Arap Baharı’ndan önce de Tunus, Mısır, Cezayir ve Batı Sahra gibi ülkelerde işçilerin uğradığı haksızlıklar nedeniyle yerel protestolar vardı.  Bu sürecin katalizörü ise İş bulamayan ve geçimini sokakta meyve satarak sağlayan Tunuslu seyyar satıcı Mohamed Bouazizi’nin tezgâhına belediye görevlileri tarafından el konulması, üzerine benzin dökerek kendini ateşe vermesi, toplumun geniş kesimlerinde derin bir öfke ve dayanışma dalgası yarattı. İşsizleri, işçileri, sendikacıları, öğrencileri, akademisyenleri, avukatları ve mevcut düzenden memnun olmayan pek çok grubu ortak bir zeminde buluşturarak Arap Baharı’nın fitili ateşlendi.

Tunus’ta sokaklara dökülen halk, tüm baskıya rağmen geri adım atmadı ve uzun yıllardır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu “başarı hikâyesi” sosyal medya aracılığıyla hızla yayıldı ve Ortadoğu’da yeni bir devrim dalgasının habercisi olarak algılandı.  Kısa sürede Mısır, Libya, Yemen, Suriye ve Bahreyn’e sıçradı. Protestocular, daha özgür ve adil bir yaşam talebiyle rejimlere karşı ayağa kalktı. Mısır’da Hüsnü Mübarek’in istifası, Yemen’de Ali Abdullah Salih’in çekilmek zorunda kalması ve Libya’da Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi, Arap Baharı’nın ilk aşamasında rejimlerin birbiri ardına devrilmesine bölgede sonu hüsran ile biten kaosa yol açtı.

Ne var ki kısa süre içinde tablo değişti.  Egemen güçler açısından Arap Baharı, bölgeye müdahil olmak için yeni bir fırsat olarak görüldü. ABD ve Avrupa Birliği, bu tarihî kırılmayı LEŞ KARGALARI gibi kendi stratejik çıkarları için yerel halkın demokrasi ve insan onuru için çıktığı yolda, Vahşi Batı çıkar hesapları devreye girdi. Batı Taafından oluşturulan senaryoda tüm islam aleminde Güvenlik boşlukları oluştu; terör örgütleri güç kazandı; şiddet, darbeler ve dış müdahaleler kısır bir döngüye dönüştü. Korku duvarları yıkılmıştı ama yerine sağlam ve kapsayıcı yeni bir siyasal alternatif konulamamıştı. Maalesef sonu hüsran ile biten Arap Baharı aslında ABD tarafından tezganlanmış tuzakla yine Eski düzen, farklı ve daha sert biçimlerde geri döndü.

Bu başarısızlığın arkasında birçok derin gerilim hattı bulunuyordu. Otoriter yönetimler ile Arap entelektüel çevreleri arasındaki tarihsel çatışma, bu hatların başında geliyordu. Ayrıca Kürtler gibi ABD tarafından eğitilmiş – silahlandırılmış unsurlar yeni düzende yer alma talepleri, Libyada, Suriyede, Sudanda ... paralı askerlerle Macera arayan AKePe yönetimindeki Türkiye ve Lübnan, Irak ve Suriyede ... desteklediği Hizbullah benzeri aşırı dincilerin finansörü İran gibi en etkin bölgesel güçlerin, ABD ve işbirlikçileri bazı arap ülkeleri tarafından dışlanmaya çalışılması, devlet dışı aktörlerin ve küresel şirketlerin artan etkisi, radikal örgütlerin yükselişi ve büyük güçlerin değişken ittifakları süreci daha da karmaşık hâle getirdi.

Sonuç olarak Arap Baharı, yatağını bulamayan bir sele – felakete dönüştü. Rejimleri kalıcı biçimde yıkmak yerine, şiddeti ve mezhepçi hesaplaşmaları derinleştirdi. Sorsan din – fakat gerçekte ABD maşası çağdışı YOBAZ güruhlarla Radikalleşme arttı, iç çarpışmalar yeni savaş ağalarını doğurdu, milis gruplar küresel güçler için kullanılabilir araçlara dönüştü. Yeniden Osmanlı hayalleri ile Orta Doğu ateşine atılan sonunda on milyonlarca ne idüğü belirsiz Afgan ve Suriyeli mültecilerle, demografisi çökertilen Türkiye karşısında Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Mısır arasında eksen mücadeleleri sertleşti. CIA tarafından Mahvedilen islam dünyasından büyük Mülteci krizleri Avrupa siyasetini etkiledi, Bir gece ansızın gelebilirzi diye tehdit ettiğimiz fakat sonunda ATOM bombalarının olduğunu idrak eden AKePe tarafından TEHDİT olarak ilan edilen EN BÜYÜK ticari ortağımız İsrail’in bölgesel kazanımlarını arttı, katlettiği Filistin meselesi unutturuldu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında CIA - BOP eşbaşkanlarının destekleri ile başlatılan Arap Baharı, özgürlük ve adalet umutlarıyla başlayan ancak bölgenin tarihsel, toplumsal ve jeopolitik gerçekleriyle yüzleşemediği için “Arap Kışı” şekline evrilen bir süreç olarak hafızalarda yerini alırken acı bir ders olarak tarihe geçti.

Derleme Kaynağı: https://www.youtube.com/watch?v=ZW8_APGgcAY

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.