Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Mustafa Aydın
Köşe Yazarı
Mustafa Aydın
 

Biz nasıl bu hale geldik ?

        Cuma namazının ilk rekâtı, Hoca Zamm-ı Sûre’yi okurken, yanımdaki abinin telefonu güzel bir melodiyle çalmaya başladı. Ama o, "huşu içinde" namazını kılmaya devam ediyordu; hiç duymuyormuş gibi… İstifini bozmadı.   Hoca Zamm-ı Sûre’yi bitirip rükûya vardığımızda telefonun sesi nihayette kesildi. Namazın farzı bitti, selam verdik, çıktım. Caminin avlusuna adım atarken kendi kendime düşündüm: O abiyi tanıyorum, sürekli cemaatten biridir. Ama böylesi bir durumda, hiç olmazsa telefonu kapatmak gerekmez miydi? Eliyle bir hamle yapıp sesi kesebilirdi. Belki de “namazı bozulmasın” diye düşündü.! Cemaatin dikkatinin dağılmasının onun için bir önemi yok, belki de başka bir şey..!   Öte yandan, telefon eden kişi de hiç mi hesap etmez Cuma saatini? Hadi bunu hesap edemedi, cuma günü o kadar uzun uzun telefonu çaldırmamayı ya da bir insan cevap vermiyorsa o kadar ısrarla telefonu çaldırmaması gerektiğini düşünemez mi?   Bu düşüncelerle camiden çıkıp iş yerinin önüne geldim. Yirmi dakika kadar oyalanırken karşıdan tanıdık bir demirci, bir ferforje ustası geldi. İki elinde, ağır olduğu belli çantalar. Belli ki çok bunalmış, kan ter içinde. “Hayrola usta, nereden geliyorsun böyle?” dedim.   “Bir müşterim şu işimi yap dedi,” dedi. “Ben de gittim, işini hallettim. Cuma girmeden yetiştirdim. Ama aracım yoktu, beni Değirmendere'ye bırakır mısın dedim, bırakmadı. Şu köşede indirdi.” Sonra ellerindeki çantaları yere koydu.   Birini kaldırdım; kaynak makinesi vardı, rahat 6-7 kilo. Diğerine baktım, neredeyse kaldırılacak gibi değil; içinde çekici, murcu, keskisi, mengene… en az 10 kilo. “Beni Değirmendere’ye kadar bıraksa olmaz mıydı?” dedi.   “İstersen seni bırakabilirim,” dedim. Gülümseyerek, “Yok,” dedi, “ben yürüyeyim. Bana bu layıktır.” dedi ve Tekrar yerden çantalarını aldı ve yürüyüp gitti.   Bütün bunları düşündükçe insan sormadan edemiyor: Biz ne zaman bu kadar vurdumduymaz, umursamaz ve duyarsız bir hale geldik? Gerçekten üzerinde uzun uzun tefekkür etmek gerekiyor…   17 Nisan 2026 - Satır Araları

Biz nasıl bu hale geldik ?

 

 
 
 
Cuma namazının ilk rekâtı,
Hoca Zamm-ı Sûre’yi okurken, yanımdaki abinin telefonu güzel bir melodiyle çalmaya başladı. Ama o, "huşu içinde" namazını kılmaya devam ediyordu; hiç duymuyormuş gibi… İstifini bozmadı.
 
Hoca Zamm-ı Sûre’yi bitirip rükûya vardığımızda telefonun sesi nihayette kesildi. Namazın farzı bitti, selam verdik, çıktım. Caminin avlusuna adım atarken kendi kendime düşündüm: O abiyi tanıyorum, sürekli cemaatten biridir. Ama böylesi bir durumda, hiç olmazsa telefonu kapatmak gerekmez miydi? Eliyle bir hamle yapıp sesi kesebilirdi. Belki de “namazı bozulmasın” diye düşündü.! Cemaatin dikkatinin dağılmasının onun için bir önemi yok, belki de başka bir şey..!
 
Öte yandan, telefon eden kişi de hiç mi hesap etmez Cuma saatini? Hadi bunu hesap edemedi, cuma günü o kadar uzun uzun telefonu çaldırmamayı ya da bir insan cevap vermiyorsa o kadar ısrarla telefonu çaldırmaması gerektiğini düşünemez mi?
 
Bu düşüncelerle camiden çıkıp iş yerinin önüne geldim. Yirmi dakika kadar oyalanırken karşıdan tanıdık bir demirci, bir ferforje ustası geldi. İki elinde, ağır olduğu belli çantalar. Belli ki çok bunalmış, kan ter içinde. “Hayrola usta, nereden geliyorsun böyle?” dedim.
 
“Bir müşterim şu işimi yap dedi,” dedi. “Ben de gittim, işini hallettim. Cuma girmeden yetiştirdim. Ama aracım yoktu, beni Değirmendere'ye bırakır mısın dedim, bırakmadı. Şu köşede indirdi.”
Sonra ellerindeki çantaları yere koydu.
 
Birini kaldırdım; kaynak makinesi vardı, rahat 6-7 kilo. Diğerine baktım, neredeyse kaldırılacak gibi değil; içinde çekici, murcu, keskisi, mengene… en az 10 kilo. “Beni Değirmendere’ye kadar bıraksa olmaz mıydı?” dedi.
 
“İstersen seni bırakabilirim,” dedim. Gülümseyerek, “Yok,” dedi, “ben yürüyeyim. Bana bu layıktır.” dedi ve Tekrar yerden çantalarını aldı ve yürüyüp gitti.
 
Bütün bunları düşündükçe insan sormadan edemiyor:
Biz ne zaman bu kadar vurdumduymaz, umursamaz ve duyarsız bir hale geldik? Gerçekten üzerinde uzun uzun tefekkür etmek gerekiyor…
 
17 Nisan 2026 - Satır Araları
Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.