MUHABBET’İ MUHALEFET ZANNEDEN BİR ZÂTIN İTİRAFNÂMESİ
Bir Pazar Günü Tahkikatı ve Şahsî Bir Okuma Faciası
Muhterem (saygıdeğer), müşerref (onurlanmış), müstesna (seçkin) Muhabbet, Haber ve Aktüalite WhatsApp Grubu’nun erbâb-ı sohbeti (sohbet ehli) ve ashâb-ı muhabbeti (dostluk sahipleri)!
Hepinizi saygı, sevgi ve gönlümün derinliklerinden nemayan eden (beliren) muhabbetle selamlıyorum. Malûmunuz (bildiğiniz) olduğu üzere, cemiyet-i beşeriyenin (insan toplumunun) en mühim meselelerinden biri, insanın ne okuduğundan ziyade okuduğunu ne zannettiğidir. İşte ben de bugün huzurunuza fevkalâde mühim ve dahi ilmî sayılabilecek bir keşfin neticesiyle çıkmış bulunuyorum: Meğer ben bu gruba yanlış gelmişim! Daha doğrusu grup doğruymuş da ben yanlış okumuşum. Grubun adı MUHABBET imiş; ben ise aylardır MUHALEFET okuyormuşum!
Bir harf efendim, yalnızca bir harf... Fakat o tek harf, Muhabbet ile Muhalefet arasında koskoca bir fikir ayrılığı, bir zihniyet buhranı, hatta neredeyse bir siyasî rejim değişikliği meydana getirmiş. Ben “Muhabbet” görmüşüm, zihnim “Muhalefet” anlamış; ben “gönül” demişim, beynim “muhalif şerh (karşı görüş)” düşmüş; ben “sohbet” demişim, içimdeki müfettiş “itiraz edilecek hususlar” dosyasını açmış.
MUHALEFET-İ UMUMİYE REİSLİĞİ
Binaenaleyh (bundan dolayı), zat-ı âciziniz (bu aciz kişi) bir müddetten beri bu güzide (seçkin) topluluğu bir çeşit Muhalefet Grubu zannederek hareket etmiş bulunmaktadır. Hem de ne hareket! Kendimi adeta Muhalefet-i Umumiye Cemiyeti Reîs-i Fahriyesi (Genel Muhalefet Cemiyeti Onursal Başkanı), İtiraz Encümeni Daimî Âzâsı (Sürekli İtiraz Kurulu Üyesi) ve icabında (gerektiğinde) Muhalefet Bayrağı Serdar-ı Ekremi (başkomutanı) ilan etmişim.
Bir arkadaş bir şey yazmış: “Muhalefet!” Bir başkası kanaatini bildirmiş: “Derhâl muhalefet!” Birisi “Bence böyle” demiş: “Hayır efendim, öyle değil!” Ortada muhalefet edilecek hiçbir şey kalmamışsa bile: “Biraz kazıyınız; muhakkak bir şey çıkar!”
Hatta bir ara kendi kendime, “Yahu Nazif Efendi, sen bu gruba niçin girdin?” diye sormuşum. İçimdeki diğer Nazif cevap vermiş: “Millet muhabbet etmeye gelmiş olabilir. Sen vazifene bak; sen muhalefet etmeye geldin!” Ben de “Başüstüne!” deyip vazifeye devam etmişim. Sonradan anladım ki kimse bana böyle bir vazife vermemiş. Ne tayin kararnamesi var, ne berat-ı şerif (yetki belgesi), ne mühürlü mazbata, ne de “Muhalefet-i Umumiye İşleri Nazırlığı” tarafından gönderilmiş bir tezkere! Ben kendi kendimi tayin etmiş, kendi kendime makam vermiş, sonra da kendi kendime muhalefet etmişim. Doğrusu insanın kendisiyle bu derece teşkilâtlı bir münasebet kurması da ayrıca takdire şayandır.
MESELENİN ASLI
Şimdi diyeceksiniz ki: “Azizim, grubun adında Muhabbet yazıyor. Sen bunu nasıl Muhalefet okudun?” Haklısınız. Ben de bilmiyorum. Sabah baktım Muhalefet, öğlen baktım Muhalefet, akşam baktım yine Muhalefet! Meğer gözlerim değil, niyetim okuyormuş. İnsan bazen yazıyı gözüyle değil, kafasının içindeki lügatle (sözlükle) okuyor demek ki. Benim zihnimdeki lügatte de “Muhabbet” maddesi her nasılsa kaldırılmış, yerine “Muhalefet” ikame edilmiş (konulmuş).
Daha da vahimi, grubun muhterem adminleri de susmuş! Hiçbiri çıkıp “Aziz kardeşim, bir yanlışlık var; burası Muhalefet değil, Muhabbet Grubu’dur!” dememiş. Ben de bu sessizliği resmî tasdik (onay) zannetmişim. Muhtemelen onlar da kendi aralarında, “Bakalım bu zat-ı muhterem, Muhalefet zannıyla daha ne kadar muhalefet edecek?” diye ilmî bir müşahede (gözlem) yürütmüşler. Ben de vazifemi büyük bir ciddiyetle sürdürmüşüm.
MUHALEFETİN SINIRI VAR MIDIR?
Benim tecrübeme göre yoktur efendim! Bir fikir varsa muhalefet edilir; iki fikir varsa iki misli muhalefet edilir; üç fikir varsa encümen (kurul) kurulur, topluca muhalefet edilir. Hiç fikir yoksa da mesele değildir: Biraz beklersiniz, fikir mutlaka gelir; gelmezse icat edilir, icat edilemezse varsayılır, varsayılamazsa ihtimal dâhilinde tutulur. O da olmazsa “Burada asıl mesele bu değil zaten!” denilerek muhalefete devam edilir. Binaenaleyh, muhalefet için meselenin bulunması şart değildir: Mesele yoksa mesele edilir!
BÜYÜK HAKİKATİN ZUHURU
Nihayet bir Pazar günü Cenab-ı Hak kuluna hakikati göstermiştir. Grubun adına yeniden baktım, bir daha baktım, gözlüğümü düzelttim ve tekrar baktım. Dehşet içerisinde fark ettim: MUHABBET! Evet efendim, MUHALEFET DEĞİL, MUHABBET!
O anda sanki Tanzimat Fermanı yeniden okunmuş, Meşrutiyet ilan edilmiş ve memlekette yeni bir devir başlamış gibi oldum. Meğer bunca zamandır yanlış cephede mevzilenmişim; Muhabbet meclisinde muhalefet bayrağı açmış, sohbet sofrasında istiklâl mücadelesine girişmiş, kahvehaneye girip Meclis-i Mebusan nutku çekmişim! Bundan büyük okuma hatası olur mu? Olur efendim: Benimki olmuş ya!
MUHALEFET-İ KADÎMEDEN MUHABBET-İ CEDÎDEYE
Artık huzurunuzda resmen ve alenen (açıkça) ilan ediyorum: Muhalefet devri kapanmıştır; Muhabbet devri başlamıştır. Bundan böyle bayrağımız Muhabbet, sancağımız Mizah, mühimmatımız Latife (şaka), sermayemiz Tebessüm, mevziimiz Gönül, istikametimiz ise Hüsn-i Niyet (iyi niyet) olacaktır.
Lüzumu hâlinde yine itiraz ederiz elbette; fakat itirazımız da muhabbetten doğsun. Çünkü gerçek dost bazen “evet”, bazen “hayır” der; bunu düşmanlık etmek için değil, dostluğun hakkını vermek için yapar. Ben de bundan böyle mümkün mertebe (olabildiğince), muhalefet etmek için değil, muhabbet etmek için huzurlarınıza çıkacağım.
Gerçi eski alışkanlıkları terk etmek kolay değildir. Elim klavyeye gittiğinde parmaklarım hâlâ “İtiraz ediyorum!”, beynim “Burada da bir yanlışlık var!”, ruhum ise “Bir dakika, buna da muhalefet edelim!” diyebilir. Fakat kendilerine derhâl hatırlatacağım: “Susun bre muhteremler! Burası Muhalefet değil, Muhabbet Grubu!”
HÜLÂSA-İ KELÂM
Hülâsa-i kelâm (sözün özü): Ben grubu yanlış okumuşum, siz beni yanlış anlamışsınız, adminler ise muhtemelen beni seyretmekle yetinmişler. Neticede herkes kendi hâlinde bir hakikate ulaşmış. Bundan sonra cümle-i güzîdenizden (siz değerli insanların tümünden) istirhamım (ricam) şudur: Şahsımı mümkün mertebe mazur görünüz. Zira insan bazen bir kelimeyi yanlış okuyabilir; fakat bir kelimeyi yanlış okuyup onun üzerine bir dünya görüşü inşa etmek, ancak benim gibi yüksek kabiliyetli bir muhalefet erbabının harcıdır!
Hepinizi kalb-i muhabbetle (sevgi dolu bir kalple) selamlıyorum. Gönüllerimiz gülle dolsun, güllerimiz dikensiz olsun; klavyelerimiz sulh içinde, adminlerimiz müsterih (rahat), üyelerimiz mesrur (sevinçli) olsun. Bayrağımız Muhabbet, sancağımız Tebessüm, serdarımız Hüsn-i Niyet, başkumandanımız ise Kahve ve Çay olsun!
Muhalefet zannıyla Muhabbet’e girdim; Muhabbet’i anlayınca muhalefetten çıktım.
Muhabbet Fedailerinin Eski Muhalifi, Yeni Muhibb-i Muhteremi
Nazif
