“İmralı’da ne oluyor, nasıl bir oyun sahneleniyor?”
1970’lerde ABD için en büyük iç sorunlardan biri uyuşturucuydu. Özellikle gençler arasında kullanımı salgın hâlini almış, toplumsal bir felaket boyutuna ulaşmıştı. Washington yönetimi, sorunu kaynağında çözmek için yeni bir yol denedi: Uyuşturucunun hammaddesi olan haşhaşın üretildiği ülkelere baskı.
O dönemde Türkiye, dünyadaki en önemli haşhaş üreticilerinden biriydi. Ama Haşhaş, Anadolu kültürünün, özellikle de mutfağın bir parçasıydı. Haşhaşlı ekmek, çörek, pide yüzyıllardır tüketiliyor; aynı zamanda devlet denetimiyle ilaç sanayisinde tıbbi amaçlarla kullanılıyordu. 1938’den beri Toprak Mahsulleri Ofisi’ne bağlı sistemle üretim kontrol altındaydı. 1970 Başbakan Süleyman Demirel’e, ABD “Haşhaş ekimini tamamen durdurun” dedi. Fakat Demirel, Haşhaşın Anadolu köylüsü için önemli bir gelir kaynağı olduğunu, üretimin devlet kontrolünde yürütüldüğü “Türkiye’nin ürettiği haşhaş miktarı, Amerikan gençliğinin tüketimine bir hafta bile yetmez. Sorunun kaynağını bizde aramayın” diye cevapladı.
Tam bu gergin ortamda, 1970 yılında, New York’lu üniversite öğrencisi, İstanbul’dan ülkesine dönerken 1 kilo 800 gram uyuşturucu ile yakalandı. Olay Türkiye’de ABD’ye karşı bir tür “misilleme fırsatı” gibi görüldü. Yürürlükteki yasalara göre daha düşük bir ceza öngörülebilecekken, siyasi havanın da etkisiyle verilen müebbet hapis cezası ABD tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Washington, Zamanla “bu kişinin cezasını hafifletin, en azından ülkesinde çekmesini sağlayın” yönünde diplomatik girişimler arttı. Ancak süreç, Türkiye’nin iç politikasındaki değişimlerle de yakından bağlantılıydı. 12 Mart Muhtırası ile kurulan ara rejim, ilk icraatları haşhaş ekimini yasakladı. ABD’nin baskısı böylece sonuç almış görünüyordu. Fakat Billy Hayes dosyası kapanmamıştı.
Haşhaşın Yeniden Serbest Bırakılması ve Kıbrıs
1974 Bülent Ecevit liderliğinde CHP–MSP koalisyon hükümeti kuruldu, haşhaş ekim yasağını kaldırdı. Kısa süre sonra Kıbrıs’ta yaşanan Yunan darbesi ve Türk toplumuna yönelik saldırılar karşısında, Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştiren Türkiye’ye ağır bir silah ve ekonomik ambargo uygulanmaya başlandı. Krediler kesildi, askeri malzeme tedariki durduruldu.
Ecevit hükümeti düşünce, yerine Demirel liderliğinde “Milliyetçi Cephe” koalisyonu kuruldu. ABD, yeni hükümete karşı daha esnek bir dil kullanmaya, ambargoyu kısmen yumuşatma gölgesinde, Billy Hayes dosyası yeniden masaya geldi. Ambargo esnetilirken Türkiye’den bir jest beklendiği anlaşılıyordu. Tam da bu dönemde “İmralı Cezaevi’ndeki Amerikalı mahkûm firar etti” haberi patladı. Fırtınalı bir gecede, İmralı’ya yanaşan bir tekne, arkasındaki sandala saklanan mahkûmu kürek çekerek Bandırma kıyılarına ulaşmış, oradan otobüslerle Bursa, sonra İstanbul, oradan Edirne ve Meriç Nehri’ni yüzerek geçip Yunanistan ve sonunda da ülkesine döndü.
Bu senaryo, aslında “kontrollü tahliye” idi. Mahkûm, planlı bir operasyon, sahte pasaportla Avrupa - oradan ABD’ye götürülmüştü. Billy Hayes ABD’ye döndükten sonra “Midnight Express – Gece Yarısı Ekspresi” adlı kitabı yazdı. Bu kitap kısa süre sonra tamamen düzmece bir senaryo ile filmleştirildi. Film, Türkiye’yi Aşırı şiddet uygulayan, İşkencenin sıradan olduğu, Adalet sisteminin acımasız ve keyfî işlediği, İnsan haklarına saygısız, Karanlık, ürkütücü, geri kalmış bir ülke gibi gösteriyordu. İşkence sahnelerinde Türk bayrağı, tecavüz sahnelerinde ezan sesi .... kullanılıyor, Türkiye imajı bilinçaltına yerleştirilen kodlarla ağır biçimde karalanıyordu.
İmralı’nın Tarihsel Dönüşümü ve Öcalan Süreci
Osmanlı tarafından fethedildikten sonra “Emir Ali” ismi ile zamanla halk arasında “İmralı” olarak telaffuz edildi. 1930’lardan itibaren ada, cezaevi olarak kullanılmaya başlanmış; genellikle “kader mahkûmu” denilen, suçu işlediğine pişman olduğu düşünülen hükümlüler, tarım ve üretim yaparak hayatlarını sürdürmüş, Yıllar boyunca bir “ıslah projesi” olarak görülmüş; hükümlüler domates ekmiş, sabun ve konserve üretmiş, bir dönem, Türkiye’nin “örnek cezaevi” modeli olarak anılmıştır.
27 Mayıs 1960 darbesi sonrası idam cezaları burada infaz edilmiş; 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte ada tamamen boşaltılmış, ağır güvenlikli bir cezaevi hâline getirilmiştir. Ada, askeri yasak bölge ilan edilmiş, kara, deniz ve hava güvenliği özel statüye bağlanmıştır. İşte bugün tartışılan İmralı komisyonları, ziyaretler, açıklamalar ve siyasi pozisyonlar, bu geniş tarihsel arka planın üzerine oturmaktadır.
Bugün bazı çevreler, İmralı etrafında yürütülen tartışmaları “barış süreci - yeni bir sayfa veya “çözüm” başlıklarıyla sunarken; başkaları, geçmişte “Gece Yarısı Ekspresi” sürecinde yaşananların benzer bir mantıkla yeniden devrede olduğunu düşünüyor. Çünkü: O dönem, ABD baskı kurmuş, hukuk dosyaları üzerinden siyasi mesaj verilmiş, sonunda Türkiye aleyhine büyük bir algı operasyonu yapılmıştı. Bugün ise farklı başlıklar altında (örneğin savunma sanayi ambargoları, parasını verip alamadığımız üretiminden kovulduğumuz REZİL F-35 meselesi, bölgesel çıkar çatışmaları) ..... benzeri baskıların yeniden üretildiği, İmralı üzerinden pazarlık alanı yaratıldığı iddia ediliyor.
Sonuç: İmralı’da Çevrilen Film
Bugün “İmralı’da ne oluyor ?” diye soran herkes için belki de en önemli ders, geçmişte yaşananların dikkatle hatırlanmasıdır. Haşhaş krizi, Billy Hayes davası “Gece Yarısı Ekspresi” filmi, Kıbrıs ambargosu ve İmralı’dan “firar” hikâyesi, bize şunu göstermiştir: Desteklediği İsrail GAZZE KTLİAMI sorumlusu ABD gibi Büyük devletler, stratejik çıkarları için hukuku, medyayı ve propagandayı birlikte kullanabilir. Küçük görülen bir mahkeme kararı, yıllarca sürecek bir algı operasyonunun malzemesi hâline gelebilir. Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda, duygular değil, tarih bilgisi ve soğukkanlı analiz belirleyici olmalıdır.
Bugün ‘’yeni kürt S’açılımı’’ için düne kadar KATİL PKK diyen MHP - şimdi ayağına gittiği bebek katili Öcalan için AKePe ve DEM parti ile İmralı’da binilenin “barış treni” olduğunu söyleyenler için Kesin olan tek şey, bu tür süreçlerin asla yalnızca bir cezaevi veya tek bir kişi üzerinden okunamayacağıdır. İmralı: aynı zamanda Kuzey Irak sonrası Suriye’de kurulan YPD – yeni kürt devleti sonrası sırada PEJAK ile İran ve PKK ile Türkiye’de kurulacak yeni Kürt devletlerine çanak tutan dış politika tercihleri, egemenlik anlayışı, hukuk sistemi ve medya düzeniyle iç içe geçmiş karmaşık bir dosyanın adıdır.
Derleme kaynağı - https://www.youtube.com/watch?v=13gv_GoM3sg


