Anasayfa Yazarlar DeMa Yazı Detayı Bu yazı 656 kez okundu.
DeMa
Köşe Yazarı
DeMa
 

Biten ülke halleri....

      GERÇEKTEN ŞAKA GİBİ BİR NİSAN Bazı aylar vardır; insan takvime bakınca tarih gibi çöküş görür. İşte bu nisan, tam olarak öyle bir ay. Eli kanlı İsrail’in Gazze’de süren vahşetine destekci, onbinlerce km öteden gelip, başında Epstein ‘Lolita Express’ davasında tescilli PEDOFİL Trump ile ABD İran cephesini de büyüttü. Sonuç ne oldu? Tıpkı herbiri ŞEREFSİZ yalan olduğu ortaya çıkan özürlerle mahvettiği: Vietnam, Irak, Afganistan, Libya, Suriye ... gibi ülkelere ASLA vaad edilen demokrasi, İnsan hakları, Barış gelmedi.  Onun yerine: petrol zammı, doğalgaz baskısı, taşıma maliyeti, gıda enflasyonu, korku ve belirsizlik ve İstanbul’daki esnaf, Kocaeli’ndeki sanayici, Gaziantep’teki ihracatçı, Trabzon’daki emekli, Ankara’daki memur maalesef faturasını ödüyor. Çünkü savaş artık cephe yerine: market rafında, elektrik faturasına yansıyan rakamda, kredi faizinde, kapanan atölyede, küçülen sofrada yaşanıyor. Türkiye gibi enerjiye bağımlı, ekonomisi kırılgan, siyaseti gergin ülkeler için bölgesel savaş demek; doğrudan iç yıkım demektir.  Türkiye’nin içine düştüğü manzara ağır. Zaten yüksek enflasyon altında ezilen bir ekonomi, pahalı hayat altında bunalan bir toplum, yönünü kaybetmiş bir piyasa… ve şimdi bunun üstüne bir de jeopolitik mayın tarlası iken kurt pusulu havayı sever misali Türkiye artık sadece ekonomik olarak değil, stratejik olarak da tehlikeli bir savrulmaya, süslü kelimelerle kurgulanan eli kanlı PKK, Bebek katili Abdullah Öcalan için yeniden S’açılım oyalamalarıyla ... Irak, Suriye ve şimdide hedefteki İran sonrası MUTLAK şekilde – parçalanmaya itiliyor.  Cumhuriyet’in en büyük diplomatik sigortalarından biri Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu coğrafyada başımıza daha büyük felaketler gelmesini engelleyen DÜNYADA EŞSİZ bir devlet aklı belgesidir. Ama  sanki Türkiye’nin tarihi görevi denge kurmak değil de, İncirlik’te NÜKLEER başlıklı silahları olan, Kürecik Radarı ile Gazze kasabı İsrail’i korumak için Kürecik’te füze rampaları bulunan .... ABD ileri karakolu gibi davranıyor. Türkiye, Karadeniz’de ve boğazlarda “denge” olmaktan çıkarılıp “cephe ülkesi” haline getirilirse bunun bedeli yalnızca diplomatik kriz olmaz. Bu işin bedeli ÇOK AĞIR olur: yatırım kaçar, üretim donar, sanayici frene basar, yabancı sermaye kapıyı kapatır, yerli sermaye bavulu hazırlar ve asıl tehlike de burada başlar. Çünkü ülkeler bazen bir gecede batmaz. Önce aklı, sonra sermayesi ve ensonundada geleceği gider.  Bugün Türkiye’de sanayici ve iş dünyasının önemli bir kısmı artık rakamdan önce şunu soruyor “Bu ülke nereye gidiyor?”  Bu, bir rejim, bir yön, bir güven, bir akıl sorusudur. Çünkü yatırımcı faiz yüksek diye değil sadece, yarın ne olacağını kestiremediği için kaçar. Sanayici elektriğin pahalı olmasından değil sadece, devletin neyi hedeflediğini anlayamadığı için ürker. İş insanı kurdan değil sadece, ülkenin büyük güçlerin satranç tahtasında taş haline gelmesinden korkar. Bugün Türkiye’de en büyük kriz artık döviz değil En büyüğü:- devlet ciddiyeti krizidir. Ekonomide yapısal çürüme. Dış politikada akıl almaz gereksiz hatalar, Kurumsal yapıda aşınma, yerlerde sürünen Hukukta güven kaybı var. Ve bunların hepsi birleşince ortaya şu çıkıyor: Yatırımcı için riskli, vatandaş için pahalı, gelecek için ürkütücü bir Türkiye.  İşte sanayici tam da bundan korkuyor. Çünkü sermaye ideolojik AKePe nakaratı nutukla değil, istikrarla yaşar.  Her seçim öncesi yeniden açılan AYNI fabrikalar manşetle değil, dünyada emsali yok - ahmakca kapatılan DEVLET PLANLAMA teşkilatları - öngörüyle ayakta kalır.  Çünkü Piyasa hamasetle değil, güvenle döner. Bugün Türkiye güven aşındığında Önce umut düşer.  İnsanlar artık daha çok çalışarak daha iyi yaşayacaklarına inanmıyor. İş kuranlar büyütebileceklerine inanmıyor. Üretenler korunacaklarına inanmıyor. Gençler burada bir gelecek olduğuna inanmıyor. Bu, ekonomik tablodan daha ağır bir çöküştür. Çünkü bir ülkeyi sadece fakirlik çökertmez. İnanç kaybı çökertir ve bugün Türkiye, tam da böyle bir eşiğe sürükleniyor.  Eli kanlı İsrail’in katlettiği Onbinlerce masum bebek – çocuk – kadın yaşlı siville Gazze yanıyor. İran savaşı cehennem ateşine dönüşüyor. Dışa bağımlı Türkiyenin belini büken  Petrol yükseliyor. Piyasalar geriliyor. KATİL KANAL istanbul projesinden sonra Monrö anlaşmasını delme dangalAKPudracı saçmalığından sonra Rusya rest çekiyor. Varşova paktı SSB dağıldıktan sonra görevi bitmiş NATO bu kez ABD için alan genişletirken AKePe ise sanki bütün bunlar bir bilgisayar oyununun ekranıymış gibi davranıyor. Ama değil. Bu gerçekler, doğrudan doğruya Türkiye’nin ekmeğini, huzurunu, istikrarını, sanayisini, limanını, boğazını, geleceğini ilgilendiriyor. Bugün en büyük tehlike savaşın kendisi kadar, Türkiye’nin yöneten değil, savaşın yön verdiği ülke haline gelmesidir. İşte felaket tam da burada başlar. Çünkü büyük devlet olmak, her defasında AHLAKSIZCA aynı – özür ve yalanlarla çok konuşmak değildir. Devlet olabilmek, varlığımız sebebi Aziz ATATÜRK deyimiyle ateş çemberinde aklını kaybetmemektir.  Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni cepheler değil, yeni akıldır. Yeni gerilimler değil, devlet ciddiyetidir. Yeni düşmanlar değil, yeni denge siyasetidir. Aksi halde bu ülke sadece yoksullaşmaz, yalnızlaşmaz, kırılganlaşmaz. Eli Kanlı PKK – BEBEK KATİLİ öcalan’a ‘’Yeniden S’açılım’’ gibi TEHLİKELİ projelerle Dağılır ve o zaman geriye “şaka gibi bir nisan” cümlesi bile fazla hafif kalır. Çünkü bu, artık basit takvim değil Memleket meselesidir.  

Biten ülke halleri....

 

 

 

GERÇEKTEN ŞAKA GİBİ BİR NİSAN

Bazı aylar vardır; insan takvime bakınca tarih gibi çöküş görür. İşte bu nisan, tam olarak öyle bir ay.

Eli kanlı İsrail’in Gazze’de süren vahşetine destekci, onbinlerce km öteden gelip, başında Epstein ‘Lolita Express’ davasında tescilli PEDOFİL Trump ile ABD İran cephesini de büyüttü. Sonuç ne oldu? Tıpkı herbiri ŞEREFSİZ yalan olduğu ortaya çıkan özürlerle mahvettiği: Vietnam, Irak, Afganistan, Libya, Suriye ... gibi ülkelere ASLA vaad edilen demokrasi, İnsan hakları, Barış gelmedi.  Onun yerine: petrol zammı, doğalgaz baskısı, taşıma maliyeti, gıda enflasyonu, korku ve belirsizlik ve İstanbul’daki esnaf, Kocaeli’ndeki sanayici, Gaziantep’teki ihracatçı, Trabzon’daki emekli, Ankara’daki memur maalesef faturasını ödüyor. Çünkü savaş artık cephe yerine: market rafında, elektrik faturasına yansıyan rakamda, kredi faizinde, kapanan atölyede, küçülen sofrada yaşanıyor. Türkiye gibi enerjiye bağımlı, ekonomisi kırılgan, siyaseti gergin ülkeler için bölgesel savaş demek; doğrudan iç yıkım demektir.

 Türkiye’nin içine düştüğü manzara ağır. Zaten yüksek enflasyon altında ezilen bir ekonomi, pahalı hayat altında bunalan bir toplum, yönünü kaybetmiş bir piyasa… ve şimdi bunun üstüne bir de jeopolitik mayın tarlası iken kurt pusulu havayı sever misali Türkiye artık sadece ekonomik olarak değil, stratejik olarak da tehlikeli bir savrulmaya, süslü kelimelerle kurgulanan eli kanlı PKK, Bebek katili Abdullah Öcalan için yeniden S’açılım oyalamalarıyla ... Irak, Suriye ve şimdide hedefteki İran sonrası MUTLAK şekilde – parçalanmaya itiliyor.  Cumhuriyet’in en büyük diplomatik sigortalarından biri Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu coğrafyada başımıza daha büyük felaketler gelmesini engelleyen DÜNYADA EŞSİZ bir devlet aklı belgesidir. Ama  sanki Türkiye’nin tarihi görevi denge kurmak değil de, İncirlik’te NÜKLEER başlıklı silahları olan, Kürecik Radarı ile Gazze kasabı İsrail’i korumak için Kürecik’te füze rampaları bulunan .... ABD ileri karakolu gibi davranıyor.

Türkiye, Karadeniz’de ve boğazlarda “denge” olmaktan çıkarılıp “cephe ülkesi” haline getirilirse bunun bedeli yalnızca diplomatik kriz olmaz. Bu işin bedeli ÇOK AĞIR olur: yatırım kaçar, üretim donar, sanayici frene basar, yabancı sermaye kapıyı kapatır, yerli sermaye bavulu hazırlar ve asıl tehlike de burada başlar. Çünkü ülkeler bazen bir gecede batmaz. Önce aklı, sonra sermayesi ve ensonundada geleceği gider.  Bugün Türkiye’de sanayici ve iş dünyasının önemli bir kısmı artık rakamdan önce şunu soruyor “Bu ülke nereye gidiyor?”  Bu, bir rejim, bir yön, bir güven, bir akıl sorusudur. Çünkü yatırımcı faiz yüksek diye değil sadece, yarın ne olacağını kestiremediği için kaçar. Sanayici elektriğin pahalı olmasından değil sadece, devletin neyi hedeflediğini anlayamadığı için ürker. İş insanı kurdan değil sadece, ülkenin büyük güçlerin satranç tahtasında taş haline gelmesinden korkar. Bugün Türkiye’de en büyük kriz artık döviz değil En büyüğü:- devlet ciddiyeti krizidir.

Ekonomide yapısal çürüme. Dış politikada akıl almaz gereksiz hatalar, Kurumsal yapıda aşınma, yerlerde sürünen Hukukta güven kaybı var. Ve bunların hepsi birleşince ortaya şu çıkıyor: Yatırımcı için riskli, vatandaş için pahalı, gelecek için ürkütücü bir Türkiye.  İşte sanayici tam da bundan korkuyor. Çünkü sermaye ideolojik AKePe nakaratı nutukla değil, istikrarla yaşar.  Her seçim öncesi yeniden açılan AYNI fabrikalar manşetle değil, dünyada emsali yok - ahmakca kapatılan DEVLET PLANLAMA teşkilatları - öngörüyle ayakta kalır.  Çünkü Piyasa hamasetle değil, güvenle döner. Bugün Türkiye güven aşındığında Önce umut düşer.  İnsanlar artık daha çok çalışarak daha iyi yaşayacaklarına inanmıyor. İş kuranlar büyütebileceklerine inanmıyor. Üretenler korunacaklarına inanmıyor. Gençler burada bir gelecek olduğuna inanmıyor. Bu, ekonomik tablodan daha ağır bir çöküştür.

Çünkü bir ülkeyi sadece fakirlik çökertmez. İnanç kaybı çökertir ve bugün Türkiye, tam da böyle bir eşiğe sürükleniyor.  Eli kanlı İsrail’in katlettiği Onbinlerce masum bebek – çocuk – kadın yaşlı siville Gazze yanıyor. İran savaşı cehennem ateşine dönüşüyor. Dışa bağımlı Türkiyenin belini büken  Petrol yükseliyor. Piyasalar geriliyor. KATİL KANAL istanbul projesinden sonra Monrö anlaşmasını delme dangalAKPudracı saçmalığından sonra Rusya rest çekiyor. Varşova paktı SSB dağıldıktan sonra görevi bitmiş NATO bu kez ABD için alan genişletirken AKePe ise sanki bütün bunlar bir bilgisayar oyununun ekranıymış gibi davranıyor.

Ama değil. Bu gerçekler, doğrudan doğruya Türkiye’nin ekmeğini, huzurunu, istikrarını, sanayisini, limanını, boğazını, geleceğini ilgilendiriyor. Bugün en büyük tehlike savaşın kendisi kadar, Türkiye’nin yöneten değil, savaşın yön verdiği ülke haline gelmesidir. İşte felaket tam da burada başlar. Çünkü büyük devlet olmak, her defasında AHLAKSIZCA aynı – özür ve yalanlarla çok konuşmak değildir. Devlet olabilmek, varlığımız sebebi Aziz ATATÜRK deyimiyle ateş çemberinde aklını kaybetmemektir.  Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni cepheler değil, yeni akıldır. Yeni gerilimler değil, devlet ciddiyetidir. Yeni düşmanlar değil, yeni denge siyasetidir. Aksi halde bu ülke sadece yoksullaşmaz, yalnızlaşmaz, kırılganlaşmaz. Eli Kanlı PKK – BEBEK KATİLİ öcalan’a ‘’Yeniden S’açılım’’ gibi TEHLİKELİ projelerle Dağılır ve o zaman geriye “şaka gibi bir nisan” cümlesi bile fazla hafif kalır. Çünkü bu, artık basit takvim değil Memleket meselesidir.

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.