14 Mayıs 1948....
Yedi Arap ülkesi sınırlarında ordularını toplamış, işgal için hazır bekliyor. ABD Dışişleri Bakanı, kendi başkanına karşı oy kullanmakla tehdit etmiş durumda. Tüm Dışişleri Bakanlığı açık bir isyan içinde fakat Harry Truman, başkanlığının en tartışmalı kararını vermek üzere idi.
Oval Ofis’te ona İsrail’i tanımanın bir savaşı başlatacağı söylendiğinde, Missouri’den gelen eski bir tuhafiyeci, üç yıldır başkan olmasına rağmen hâlâ kendisini tarihin bir kazası gibi hisseden ABD başkanı Harry Truman karşısında - Avrupa’yı yeniden inşa eden planın mimarı, Amerika’nın en saygın insanlarından biri - Time dergisi tarafından iki kez yılın adamı seçilmiş Dışişleri Bakanı George Marshall ile birlikteydi.
Harry Truman’a karşı duran Marshall sadece İsrail’i tanımaya karşı değildi, bu fikre neredeyse nefretle yaklaşıyordu. Keza Dışişleri Bakanlığı aylar boyunca Truman’ı bu yanlış fikri için uyarmıştı: Filistin’de bir Yahudi devleti felaket olurdu.
Araplar petrolü kontrol ediyordu. Sovyetler çevrede etkisini artırıyordu. İngilizler Türklerden deraldığı Filistin’dekiMandate – manda’sından çekiliyordu ve tüm bölge patlamaya hazırdı. Orta Doğu’daki Amerikan elçiliklerinden gelen diplomatlarda aynı mesajı veriyordu: İsrail’i tanırsanız Amerika bütün Arap müttefiklerini kaybeder.
İngiliz mandasının sona ermesine iki gün kala, Marshall ve ekibi son bir yüzleşme için Oval Ofis’e geldi. Truman’ın genç danışmanı Clark Clifford, İsrail’in hemen tanınması gerektiğini savundu. Seçimlerin siyasi gerçekliğini ve Amerika tereddüt ederse Sovyetlerin önce tanıyacağını ... anlattı. Marshall bu saçma fikirleri dinledikten sonra patladı. Clifford’ı dış politikayı iç politika malzemesi yapmakla suçladı. Bu sunumun birkaç oy kazanmak için yapılmış açık bir manevra olduğunu söyledi.
Ama bununla da kalmadı.Doğrudan başkana dönerek tarihte eşi benzeri görülmemiş bir uyarıda bulundu “şayet Clifford’ın tavsiyesini izlerseniz ve eğer seçimde oy kullanacak olursam, size oy vermem” diye Amerikan yönetiminin en saygın figürü, dış politika kararı nedeniyle kendi başkanına karşı çıkmakla tehdit ediyordu. Truman’ın yüzü soldu. Toplantı donmuş bir sessizlikle sona erdi.
İki gün boyunca Truman hiçbir şey söylemedi. İngiliz mandası sona ermek üzereydi. Arap orduları hazırdı: Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Lübnan, Suudi Arabistan, Yemen. Hepsi açıkça ilan etmişti: Bir Yahudi devleti kurulduğu anda saldıracaklardı. Dışişleri Bakanlığı emindi. Truman geri adım atacaktı. Marshall gibi bir efsaneye karşı nasıl durabilirdi? Üstelik Araplar Amerika’nın ihtiyaç duyduğu petrol kaynaklarını kontrol ediyordu. İstihbarat raporları kesindi: Yahudiler savaşı kaybedecekti.
O hafta Truman istihbarat raporlarını okumadı çünkü o başka bir şeyi düşünüyordu. Yahudi liderler Truman’a ulaşmak için her yolu denemiş ama Dışişleri Bakanlığı tarafından engellenmişti. Yıllar önce iflas ettiğinde Truman Kansas City’deki iş ortağı Yahudi Eddie Jacobson devreye girdi ve hayatını kurtardığı eski dostundan Siyonist lider ve ileride İsrail’in ilk cumhurbaşkanı olacak Haim Weizmann ile görüşmesini istedi.
Truman, Arap düşmanlığını hatırlatan diplomatlara “Üzgünüm beyler, ama Siyonizmin başarısını isteyen bana oy verecek yüz binlerce insana karşı sorumluyum. Seçmenlerim arasında bin Arap bile yok !” diye cevap verdi. Her şey bir felakete doğru gidiyor gibiydi. Marshall gibi Arapların tehdidi, Dışişleri’nin kesin görüşüne rağmen 14 Mayıs 1948’de Tel Aviv’de David Ben-Gurion İsrail devletinin kurulduğunu ilan ettiğinde Washington’da Beyaz Saray karışmıştı. Truman kararını vermişti. Clark Clifford açıklama metnini hazırlıyordu. Metin birkaç kez değiştirildi “Yahudi devleti” yerine “İsrail devleti” yazıldı ve Truman imzaladı.
Tel Aviv’deki ilan ile Amerika’nın İsrail’i resmen tanıması arasında geçen 11 dakikalık süre tarih değişti. ABD Dışişleri Bakanlığı haberi ajanslardan öğrendi. Birleşmiş Milletler’deki ABD diplomatları bile utanç içindeydi. Ertesi sabah Arap orduları saldırdı ama İngilizlderden gizlice devraldıkları silahlarla beklenmeyen bir şey oldu: Yahudiler yenilmedi. Yeni kurulan İsrail ordusu direnip karşı saldırıya geçti. 1949’da ateşkes imzalandığında İsrail, kendisine söz verilen topraklardan çok daha fazlasını kontrol ediyordu.
Truman hiçbir zaman bu tarihi hatasından dolayı özür dilemedi, seçimdeki yahudi oylarını kaybetme korkusuyla Arapların öfkesini göze aldı. Bu kararı tamamen idealist miydi ?, Hayır. Seçim gibi siyasi hesaplar vardı. Stratejik miydi? Hayır çünkü hala hala Orta Doğu’yu kana bulayan Sonuçları hâlâ sürüyor.
Ve Truman o gün sadece 11 dakika süren tarihin en büyük hatasını yaptı. 11 dakika; bir devlet kurdu ve hala bitmeyen bir savaşı başlattı ve temelde kısıt görüşlü basit cahil bir bakkal olan Harry Truman, o gün olağanüstü yanlış bir karar aldı ve Orta Doğu’yu ateşe attı – kan gölüne çevirdi.
