Tarikat ve Cemaatlerin Devletle İlişkileri
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüz Türkiye’sine uzanan süreçte tarikat ve cemaatler yalnızca dinî yapılar olarak kalmamış; sosyal, siyasal ve ekonomik aktörlere dönüşmüştür. Özellikle 2000 sonrası dönemde devletle kurdukları simbiyotik ilişki, kurumsal devlet yapısı üzerinde belirgin etkiler üretmiştir.
Kavramsal Çerçeve
Tarikatlar, tasavvuf temelli, silsileye dayalı ve şeyh–mürid ilişkisi etrafında örgütlenen yapılardır. Cemaatler ise modern dönemde ortaya çıkan, eğitim, ekonomi, medya ve siyaset alanlarında genişleyen daha kurumsal ağlardır. Türkiye’de tarikatlar Osmanlı mirasıyken, cemaatler büyük ölçüde Cumhuriyet sonrası adaptasyon ürünüdür.
Devlet–cemaat ilişkisi siyaset bilimi literatüründe patrimonyalizm, klientalizm ve neo-korporatizm kavramlarıyla açıklanır. Devlet cemaatleri toplumsal mobilizasyon ve bürokratik sadakat üretimi için kullanırken; cemaatler de devletten meşruiyet, kaynak ve koruma sağlar.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e
Osmanlı döneminde Nakşibendîlik, Kadirîlik, Mevlevîlik ve Bektaşîlik gibi tarikatlar devletin tamamlayıcı unsurlarıydı. İlişki dengeye dayanıyordu; amaç devleti ele geçirmek değil, onunla uyum içinde var olmaktı.
1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla tarikatlar resmen yasaklandı ancak toplumsal tabanları ortadan kalkmadı. Bu dönem, cemaatleşmenin yeraltında şekillendiği bir geçiş süreci oldu.
1950 sonrası çok partili hayatta dini yapılar yeniden kamusal görünürlük kazandı. Nurculuk, Süleymancılar ve Nakşibendî kolları eğitim ve vaaz ağları üzerinden güçlendi. Devlet, bu yapıları özellikle sol ideolojiye karşı denge unsuru olarak değerlendirdi.
1980 sonrasında “Türk-İslam sentezi” devlet politikası hâline gelirken, cemaatler ideolojik ve kurumsal aktörlere dönüştü. Artık yalnızca dinî değil, ekonomik ve bürokratik yapılara sahiptiler.
AKePe Dönemi ve Yeni Güç Dengesi
AKePe iktidarıyla birlikte cemaatlerin devlet merkezine daha fazla yaklaştığı bir dönem başladı. Bürokrasi, eğitim, sağlık, yargı ve güvenlik alanlarında kadrolaşma tartışmaları yoğunlaştı. Fethullahçı yapı bu sürecin en radikal örneğiydi; devlet içinde paralel bir örgütlenme oluşturduğu iddiasıyla 2016 sonrası tasfiye edildi.
Bu tasfiyenin ardından oluşan boşlukta farklı cemaatlerin belirli alanlarda etkili olduğu bir tablo ortaya çıktı. Özellikle Menzil Cemaati’nin sağlık bürokrasisinde, Süleymancıların eğitim alanında, İsmailağa’nın yerel dini ağlarda ve İskenderpaşa çevresinin akademik ve bürokratik alanlarda etkili olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Menzil Örneği: Son yıllarda en çok konuşulan yapı Menzil Cemaati oldu. Sağlık, gıda, eğitim ve özel hastane ağları üzerinden genişleyen ekonomik yapılanmasıyla dikkat çekti. Toplam ekonomik büyüklüğünün 50 milyar TL civarında olduğu iddiaları kamuoyuna yansıdı.
Covid-19 sürecinde test hizmetleri ve gıda alımları, deprem sonrası yardım organizasyonları ve bazı kamu ihaleleri cemaatle bağlantılı şirketlerin adının anılmasına yol açtı. Bu süreç, devlet kaynakları ile cemaat yapıları arasındaki ilişkiyi yeniden tartışma konusu hâline getirdi.
Menzil’in ticari faaliyetleri gıdadan sağlık sektörüne, sanayi üretiminden özel okul zincirlerine kadar uzanan geniş bir ağ şeklinde değerlendiriliyor. Ayrıca iş insanları örgütlenmeleri ve uluslararası faaliyet alanları da bu yapının ekonomik gücünü artıran unsurlar arasında gösteriliyor.
Devlet–Cemaat İlişkisinin Güncel Niteliği
Günümüzde devlet–cemaat ilişkisi hukuki sınırların ötesinde, ilişkisel ve çıkar temelli bir karakter taşımaktadır. Devlet kadro ve ihale alanı açarken, cemaatler siyasal sadakat ve toplumsal mobilizasyon sağlamaktadır. Bu durum kurumsal devlet kapasitesinin zayıflaması riskini beraberinde getirmektedir.
Geçmişte Fethullahçı yapının yarattığı tahribat, bu ilişkinin ne kadar kritik olduğunu göstermiştir. Ancak benzer mekanizmaların farklı isimler altında tekrar edip etmediği tartışması devam etmektedir.
Sonuç: Türkiye’de cemaat meselesi yalnızca bir inanç konusu değil, bir yönetişim ve devlet kapasitesi meselesidir. Liyakat yerine aidiyetin, hukuk yerine ilişkinin, kurum yerine ağ yapılarının güç kazandığı bir sistem sürdürülebilir değildir.
Cemaatler devletten bağımsız değildir; devlet zayıfladıkça cemaatler güçlenir. Türkiye’nin geleceği açısından temel mesele, siyaset–ticaret–cemaat üçgenini aşarak kurumsal, şeffaf ve liyakat temelli bir devlet yapısının güçlendirilmesidir.
