Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Anasayfa Yazarlar inanç Yazı Detayı Bu yazı 290 kez okundu.
inanç
Köşe Yazarı
inanç
 

Hepsi asalak cemaat ve tarikatlar

      Din taciri - Allah simsarları Geçenlerde Menzil cemaati şeyhi olarak kabul edilen Abdülbaki Erol’un vefatı ardından, oğulları arasında bir miras ve liderlik kavgası başladı. Şeyhlik makamı için oğullardan biri sarık ve cübbe giymiş eli sopa - palalı binlerce kişinin katıldığı İzmir - Karabağlar, Arap Deresi semtinde müritleri ile toplu tövbe gösterisi yaptı. İzmir’in hoşgörülü ve görece seküler yapısı, bu tür yapılanmalar açısından her zaman cazip bir alan olmuştur. Nitekim Fethullah Gülen cemaati de çıkışını İzmir’den yapmış, burada kök salarak Türkiye geneline ve ardından yurt dışına yayılmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ tasfiyesiyle oluşan boşluk, bu kez başka tarikat ve cemaatler tarafından doldurulmaya çalışılmaktadır. Bugün Türkiye’nin ÇAĞDAŞ yüz akı İzmir’de İsmailağa ve Menzil gibi tümü paralel - bakanlıkları ele geçirmiş - YOBAZ yapıların yoğun faaliyet göstermesi bu bağlamda değerlendirilmelidir. Devletin bazı kesimlerinde, cemaat boşluğunu yine başka cemaatlerle doldurma refleksi oluşmuştur. Menzil yapılanması da bu süreçte öne çıkan yapılardan biridir ve tıpkı FETÖ’de olduğu gibi bir esnaf ve ticaret ağı kurma stratejisi izlemektedir. Bu modelde cemaat mensupları, alışverişlerini yalnızca cemaat içinden yaparak kapalı bir ekonomik devre oluşturur.  Trabzon ağırlıklı ve Anadolu’nun farklı şehirlerindeki Menzil mensupları, İzmir’deki Menzilci esnaftan alışveriş yapar. Böylece sermaye cemaat içinde tutulur ve karşılıklı bağımlılık güçlendirilir. Bu yöntem, geçmişte FETÖ yapılanmasının uyguladığı ticari örgütlenmeyle büyük benzerlik taşımaktadır. Ancak bu tabloyu yalnız bugünün koşullarıyla değerlendirmek eksik olur. Bu tür yapıların anlaşılabilmesi için Milli Mücadele ve işgal yıllarına uzanan tarihsel arka planın hatırlanması gerekir. 1919’da İstanbul işgal edildiğinde, İngiliz istihbaratı tarafından kurulan ve “Kara Jumbo” olarak bilinen bir casusluk ağı faaliyet göstermekteydi. Bu ağ, işbirlikçi yerli tamamı dini unsurlardan oluşuyor ve mükemmel Türkçe, Arapça konuşan ve Kur’anı hafız gibi okuyan sırf Müslüman görünmek için sünnet bile olmuş, İngiliz istihbarat subayı Binbaşı John Bennett tarafından yönetiliyordu. Beyoğlu Tepebaşı’ndaki Croker Oteli, onun karargâhı, bodrum katı işkence merkezi idi.  DiniDar – menfaati uğruna herşeyini satabilir hacı hoca takımı muhbirliğince yakalanan Kuvayı Milliyeci Türkler burada sorgulanıyordu. Cumhuriyet’in ilanıyla Osmanlı hanedanı ükleden ayrılınca, Bennett bu kez Hanedan mensuplarıyla kurduğu yakın ilişkilerle miras komisyonculuğuna yöneldi.  Yunanistan, Mısır ve Arabistan gibi eski Osmanlı mülklerini kurtarma vaadiyle vekaletler aldı, SAHTE belgeler ve tapular kullandığı için Yunanistan’da tutuklandı. Daha sonra Bennet “din komisyonculuğu” işine yöneldi, Londra yakınlarında İngiliz istihbaratı tarafından kiralanan Orta Çağ şatosunda kendini tarikat şeyhi ilan etti, tekke kurdu, tasavvuf kitapları yazdı ve SÜNNETLİ gavur - tarikat şeyhi kimliğiyle mürit topladı. Demokrat Parti döneminde 1950’den itibaren Türkiye’ye defalarca gelen Bennett, İstanbul, Konya ve Anadolu’nun farklı şehirlerinde tarikat şeyhleriyle görüşmeler yaptı. Kimleri devşirdiği, kimlerle nasıl ilişkiler kurduğu tam olarak bilinmiyor; ancak bilinen bir gerçek vardı: Din, Türkiye gibi aşırı hissiyata mantıksızca önem veren diğer tüm islam ülkeleri gibi yumuşak karnıydı. Bugün Menzil cemaatinde yaşanan miras kavgasının Gavur İngiltere mahkemelerinde yargıya taşınması, bu tarihsel sürekliliği düşündürücü biçimde hatırlatmaktadır. Abdülbaki Erol’un ölümünün ardından mirasçılardan biri, Londra ve Liverpool’daki MİLYARLAR değerindeki dergâh binalarını şirket kurarak kendi üzerine geçirmeye çalışmış; diğer kardeşler Kafir - İngiliz savcılığına başvurmuş ve nitelikli dolandırıcılık ve evrakta SAHTEKARLIK suçlamasıyla dava açılmıştır. Burada çarpıcı olan şudur: Türkiye’de şeriat söylemi dillendirilirken, İngiltere’de seküler hukuk mekanizmalarına sığınan bu allah taciri – aşağılık derecede din simsarları Mülkün “Allah’ın” olduğu söylenirken, maalesef tapular gavur ülkesi Londra ve Liverpool’dadır. Onun için İzmir’de yapılan rejimi tehdit eder Menzil gösterisine bu tarihsel perspektiften bakmak gerekir. Takke, sarık ve cübbe hiçbir zaman masum değildir. Tarih boyunca Türkiye gibi ekonomisi yıldır yerlerde sürünen – her haliyle ZAVALLI – asgari ücretlisi – emeklisi AÇ - islam ülkelerinde cehalet sömürülmüş, din istihbarat faaliyetlerinin aracı haline getirilmiştir.  Bu NAMUS kavramlı KUTSAL toprakların işgalinde yaşananlar bunun en açık örneklerindendir. Takkeyi görüp din adamı sanmak, sakalı görüp şeyh zannetmek, sorsan uçan ! lakin gerçekte Narkotik, fuhuş, yasa dışı bahis, kaçakcılık, mülteci .... konularında DÜNYA merkezi olmuş – din iman, yetmediğinde vatan millet sakarya palavralarına kolay kanan Türkiye gibi zavallı toplumları defalarca yanıltmıştır. Tarihten ibret almayanlar, aynı oyunu yeniden izlemeye mahkûm olur.

Hepsi asalak cemaat ve tarikatlar

 

 

 

Din taciri - Allah simsarları

Geçenlerde Menzil cemaati şeyhi olarak kabul edilen Abdülbaki Erol’un vefatı ardından, oğulları arasında bir miras ve liderlik kavgası başladı. Şeyhlik makamı için oğullardan biri sarık ve cübbe giymiş eli sopa - palalı binlerce kişinin katıldığı İzmir - Karabağlar, Arap Deresi semtinde müritleri ile toplu tövbe gösterisi yaptı.

İzmir’in hoşgörülü ve görece seküler yapısı, bu tür yapılanmalar açısından her zaman cazip bir alan olmuştur. Nitekim Fethullah Gülen cemaati de çıkışını İzmir’den yapmış, burada kök salarak Türkiye geneline ve ardından yurt dışına yayılmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ tasfiyesiyle oluşan boşluk, bu kez başka tarikat ve cemaatler tarafından doldurulmaya çalışılmaktadır.

Bugün Türkiye’nin ÇAĞDAŞ yüz akı İzmir’de İsmailağa ve Menzil gibi tümü paralel - bakanlıkları ele geçirmiş - YOBAZ yapıların yoğun faaliyet göstermesi bu bağlamda değerlendirilmelidir. Devletin bazı kesimlerinde, cemaat boşluğunu yine başka cemaatlerle doldurma refleksi oluşmuştur. Menzil yapılanması da bu süreçte öne çıkan yapılardan biridir ve tıpkı FETÖ’de olduğu gibi bir esnaf ve ticaret ağı kurma stratejisi izlemektedir.

Bu modelde cemaat mensupları, alışverişlerini yalnızca cemaat içinden yaparak kapalı bir ekonomik devre oluşturur.  Trabzon ağırlıklı ve Anadolu’nun farklı şehirlerindeki Menzil mensupları, İzmir’deki Menzilci esnaftan alışveriş yapar. Böylece sermaye cemaat içinde tutulur ve karşılıklı bağımlılık güçlendirilir. Bu yöntem, geçmişte FETÖ yapılanmasının uyguladığı ticari örgütlenmeyle büyük benzerlik taşımaktadır.

Ancak bu tabloyu yalnız bugünün koşullarıyla değerlendirmek eksik olur. Bu tür yapıların anlaşılabilmesi için Milli Mücadele ve işgal yıllarına uzanan tarihsel arka planın hatırlanması gerekir.

1919’da İstanbul işgal edildiğinde, İngiliz istihbaratı tarafından kurulan ve “Kara Jumbo” olarak bilinen bir casusluk ağı faaliyet göstermekteydi. Bu ağ, işbirlikçi yerli tamamı dini unsurlardan oluşuyor ve mükemmel Türkçe, Arapça konuşan ve Kur’anı hafız gibi okuyan sırf Müslüman görünmek için sünnet bile olmuş, İngiliz istihbarat subayı Binbaşı John Bennett tarafından yönetiliyordu.

Beyoğlu Tepebaşı’ndaki Croker Oteli, onun karargâhı, bodrum katı işkence merkezi idi.  DiniDar – menfaati uğruna herşeyini satabilir hacı hoca takımı muhbirliğince yakalanan Kuvayı Milliyeci Türkler burada sorgulanıyordu.

Cumhuriyet’in ilanıyla Osmanlı hanedanı ükleden ayrılınca, Bennett bu kez Hanedan mensuplarıyla kurduğu yakın ilişkilerle miras komisyonculuğuna yöneldi.  Yunanistan, Mısır ve Arabistan gibi eski Osmanlı mülklerini kurtarma vaadiyle vekaletler aldı, SAHTE belgeler ve tapular kullandığı için Yunanistan’da tutuklandı.

Daha sonra Bennet “din komisyonculuğu” işine yöneldi, Londra yakınlarında İngiliz istihbaratı tarafından kiralanan Orta Çağ şatosunda kendini tarikat şeyhi ilan etti, tekke kurdu, tasavvuf kitapları yazdı ve SÜNNETLİ gavur - tarikat şeyhi kimliğiyle mürit topladı.

Demokrat Parti döneminde 1950’den itibaren Türkiye’ye defalarca gelen Bennett, İstanbul, Konya ve Anadolu’nun farklı şehirlerinde tarikat şeyhleriyle görüşmeler yaptı. Kimleri devşirdiği, kimlerle nasıl ilişkiler kurduğu tam olarak bilinmiyor; ancak bilinen bir gerçek vardı: Din, Türkiye gibi aşırı hissiyata mantıksızca önem veren diğer tüm islam ülkeleri gibi yumuşak karnıydı.

Bugün Menzil cemaatinde yaşanan miras kavgasının Gavur İngiltere mahkemelerinde yargıya taşınması, bu tarihsel sürekliliği düşündürücü biçimde hatırlatmaktadır. Abdülbaki Erol’un ölümünün ardından mirasçılardan biri, Londra ve Liverpool’daki MİLYARLAR değerindeki dergâh binalarını şirket kurarak kendi üzerine geçirmeye çalışmış; diğer kardeşler Kafir - İngiliz savcılığına başvurmuş ve nitelikli dolandırıcılık ve evrakta SAHTEKARLIK suçlamasıyla dava açılmıştır.

Burada çarpıcı olan şudur: Türkiye’de şeriat söylemi dillendirilirken, İngiltere’de seküler hukuk mekanizmalarına sığınan bu allah taciri – aşağılık derecede din simsarları Mülkün “Allah’ın” olduğu söylenirken, maalesef tapular gavur ülkesi Londra ve Liverpool’dadır.

Onun için İzmir’de yapılan rejimi tehdit eder Menzil gösterisine bu tarihsel perspektiften bakmak gerekir. Takke, sarık ve cübbe hiçbir zaman masum değildir. Tarih boyunca Türkiye gibi ekonomisi yıldır yerlerde sürünen – her haliyle ZAVALLI – asgari ücretlisi – emeklisi AÇ - islam ülkelerinde cehalet sömürülmüş, din istihbarat faaliyetlerinin aracı haline getirilmiştir.  Bu NAMUS kavramlı KUTSAL toprakların işgalinde yaşananlar bunun en açık örneklerindendir.

Takkeyi görüp din adamı sanmak, sakalı görüp şeyh zannetmek, sorsan uçan ! lakin gerçekte Narkotik, fuhuş, yasa dışı bahis, kaçakcılık, mülteci .... konularında DÜNYA merkezi olmuş – din iman, yetmediğinde vatan millet sakarya palavralarına kolay kanan Türkiye gibi zavallı toplumları defalarca yanıltmıştır.

Tarihten ibret almayanlar, aynı oyunu yeniden izlemeye mahkûm olur.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.