Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Kemal ULUSOY
Köşe Yazarı
Kemal ULUSOY
 

istanbul havala limanı tecrübem

        BÜYÜK PROJELERİN KÜÇÜK DÜŞÜRDÜĞÜ İNSAN Bir ülkenin gelişmişliğini anlamak için bazen ekonomik raporları okumaya, çoğu ruhsuz gökdelenlerini saymaya, açılış törenlerini izlemeye gerek yoktur. Elinize bir valiz alın, yanınıza yaşlı bir insanı veya bebekli bir anneyi koyun ve toplu taşımayla havalimanına gitmeye çalışın. Yol boyunca karşılaşacağınız manzara, o ülkenin insanına ne kadar değer verdiğini anlatacaktır.  Farklı ülkelerde yaşadım, metrolarını kullandım, havalimanlarından geçtim. Elbette hiçbir yer kusursuz değildi. Ancak iyi tasarlanmış sistemlerin ortak bir özelliği vardı: Yolcuya, ne yapacağını tahmin etmek zorunda bırakmadan yol göstermektir. Geçen hafta İstanbul Havalimanı’na ilk kez metro ile giderken ise kendimi bir ulaşım sisteminin kullanıcısı olmaktan çok, sabrı ve dayanıklılığı sınanan bir denek gibi hissettim. Yapıldığından beri – her tarafından su akan, kasvetli Levent istasyonundan aktarma yapıp Gayrettepe’de başlayan yolculuğumda ilk sorun trene ulaşabilmekti. Nerdeyse hiçbir yönlenirmesi olmayan dar ve karanlık koridorlarda, iş çıkış saatlerinde kalabalığın arasında, bagajımla telefonumdaki adımmetroya göre 1.302 adım ve peşpeşe 5 ayrı uzun yürüyen merdivenler sonrası Havlimanı tren  Peronuna ulaşmam 12 dakika sürdü. Özellikle wc sorunu yaşayan bir yaşlıya, küçük çocuğuyla seyahat eden bir anneye veya hareket kabiliyeti sınırlı bir yolcuya ne ifade edeceğini düşünmeden yapılan herşeyde olduğu gibi aslında bir ulaşım projesinin ciddiyet – kalite puanlaması testine başlar gibi nihayet trene bindim.  Havalimanına yetişme telaşına oturacak yer bulmada koltuklar yolcuların ihtiyacına yetmiyordu; yaşlılar ve çocuklu aileler arasında ayakta kalanlar vardı. Bavulunu kontrol etmeye, dengesini korumaya, çocuğunu tutmaya çalışan insanları izlerken, bunu yapan zihniyetlerin ne tür geçmişleri olduğunu sorguladım. Gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanır gibi – parayla satılan reklam panolarından heryerde kendi reklamı olan Ulaştırma bakanına bağlı Gayrettepe–İstanbul Havalimanı tren yolculuğu emsal metropollerde yaygın ‘şehir merkezi – hava limanı Ekspres ulaşım’ yerine her istasyona uğrayan seyehat 53 dakka sürdü. İllaki yolcu, hayatını tanıtım broşüründeki süreye göre yaşamaz. Evinden çıktığı anla terminale vardığı an arasındaki zamanı yaşar. Merdivenleri, beklemeleri, yanlış anlaşılmış yönlendirmeleri, asansör sıralarını, wc molaları, yorgunluğu da o hesaba katar ve ara istasyonlarda duran bir metro elbette çevredeki yerleşimlere hizmet verir. Ancak havalimanına gitmeye çalışan yolcunun doğrudan ve hızlı bağlantı beklentisi de anlaşılırdır.  Yolcuya yalnızca “Cumhur başkanı posterleriyle yeni hattınız uğurlu olsun” demek, onun yaşadığı güçlüğü ortadan kaldırmaz. İstanbul Havalimanı istasyonunda indiğimde, eziyetin bittiğini düşündüm, yanılmışım. Yine yürüyen merdivenler, asansörler, yazın sıcağında, kışın rüzgârında ve yağmurunda gerçekten zor açık havada uzayan bazıları çalışmayan yürüyen bantların ve 13 dakkalık ilave 2.018 adım, dinç biri için bile yorucu olabilir bu uzun – yorucu süreç yaşlıyı, bebek arabasının tekerleğini, ağır valizin sapını hesaba katmadan zavallı birilerince planlanmış - hazırlanmış “Dünyanın büyük havalimanlarından biri” diye tanıtılan bu projenin, varış katından Kafeler ve satış noktaları var fakat ‘Güvenlik nedeniyle !’ wc olmaması ve sigara içilen bölüm geçilerek gidiş katına çıkmak için bir başka asansör aşaması geldi. Bir ara ‘bu mekânın önceliği nedir ?’ diye düşünürken, Terminal içinde her saat onbinlerce insanın - Uçağa giden uzun ve çok dar yol boyunca uzaktan gelen ezan sesini inkar edercesine çok çeşitli alkollü içeceklerin sergilendiği duty free mağazaları arasından ilerliyordum, ışıklı vitrinler ve satış çağrıları kapalı çarşı hali bir Fellini filminin tuhaf sahnelerini hatırlattı.  Asıl rahatsızlığım dünyada tek inanç merkezi – alanın tam ortasına çalışan dahil - yolculara çok uzaktaki bu binlerce kişilik caminin tıpkı heryere uzak 84 çalışanı olmasına rağmen cumalar dışında vakit namazlarında ortalama ‘sadece 28 cemaati’ olması doğal olarak ‘boş’ – sadece ‘burdayım’ dercesine inşa edilmesi tuhaftı. Bu bana son çeyrek yüzyıldaki büyük ! yatırım tartışmalarını yeniden düşündürdü. Otoyolları, köprüleri, havalimanlarını, şehir hastanelerini ve her 3 yılda bir yenilenmek mecburiyetinde kalınan Karadeniz sahilindeki ulaşım projelerini, bu yatırımların hepsini aynı finansman modeliyle, aynı mühendislik ve maalesef ucuz kalitesiyle Yap-işlet-devret kamu-özel işbirliği modelleri sözleşmesi, maliyeti, kullanım düzeyi ve hizmet kalitesi için sorulması gereken ‘Bu yatırım kimin ihtiyacını karşılıyor, Öngörülen kullanım gerçekçi mi, Riskleri kim taşıyor, Bakım ve işletme sorumluluğu nasıl denetleniyor, Vatandaş ödediği bedelin karşılığını alıyor mu ?’ ortak sorular aklıma takıldı. Örneğin: Afyon Zafer Havalimanı, yolcu garantileri ile gerçekleşen kullanım arasındaki fark, 2024’ün ilk altı ayında 658.866 kişilik yolcu garantisine karşılık sadece 15.439 kişiyle gerçekleşirken milletin cebinden, herhalde Hukuk yerine Guguk olmuş adalet düzeni yüzünden olsa gerek ‘Londra mahkemeleri garantili’ bu Yandaşlara ödenen fark neden ? Asıl mesele Dünyanın ‘en sağlam zeminli’ tehlike anında 1. Tercih sınıfı deniz kenarında Atataürk Havalimanı varken, açıldığı hafta daha sonra parası ödendiği halde $ Milyarlık dolgu yapılmadığından sular arltında kalan İstanbul Havalimanı binasının açılmış olması, aslında kullanım beklentileri gerçekleşmediğinde kamu – bize doğan mali yükün hangi sözleşmeyle, ne kadar süreyle ve kimin tarafından karşılandığının bilinmesidir.  Çünkü: Kamu-özel işbirliği, kötü planlamayı kendiliğinden iyi yatırıma dönüştürmez. Eğer gelir güvence altına alınırken hizmet kalitesi ve kamu yararı aynı açıklıkla güvence altına alınmıyorsa, biz vatandaşlar hem kullanıcı olarak güçlük yaşayabilir hem de vergi veren olarak maliyet taşıyabilir. Bu nedenle maliyetlerin benzer ülkelerdeki projelerle karşılaştırılmasında: kapasiteyi, zemini, yapım tarihini, finansman koşullarını ve sözleşme kapsamını hesaba katmalı aksi halde “Dünya emsallerinden kat kat pahalı” iddiasının güvenilir cevabı, açık belgelerde ve bağımsız incelemede bulunabilir olmalı.  Keza benim bireysel deneyimim belki tek başına kullanılan malzemenin kalitesiz olduğunu veya yolsuzluk yapıldığını kanıtlamaz. Fakat kötü deneyim, inceleme talep etmek için yeterli bir nedendir. İhale süreçlerini, yüklenici yeterliliğini, denetimleri ve bakım kayıtlarını sormak hesabı ödeyen biz vergi veren - vatandaşın hakkıdır. Siyasi yöneticilerin fotoğrafları – para ile şirketlere kiralanabilen kamusal alanlarda her yerde hoyratca görünürken yolcunun ihtiyacı olan Hava alanı yazısını bulmakta zorlanması, yönetim anlayışına ilişkin güçlü bir çelişki yaratır. Vatandaş, kendisine kimin hizmet ettiğini hatırlatan portreden önce, metroda gideceği yön lehvası – hangi asansörü kullanacağını gösteren açık bir işaret ister.  Bir hükümetin başarı ölçüsü, Cumhurbaşkanı veya bakanın gerçek tanıtımı, yaşlı bir insanın yardım istemeden perona ulaşabilmesi, annelerin bebek arabasını merdivende taşımak zorunda kalmaması, yaşlı birinin erişebileceği wc dir.  Aksi halde yandaş diye tanımlanan bir müteahhidin eserinin değeri, açılış günündeki alkış kadar, yıllar sonraki güvenlik ve kullanım rahatlığıyla da ölçülür. Yöneticilerin okul geçmişi, görünüşü veya inancı bu hesabın yerine geçemez. Tartışılması gereken liyakat, planlama, şeffaflık ve sorumluluktur. İnancıyla yaşayan insanın da farklı düşünen insanın da aynı güvenli yolu, aynı çalışan asansörü, aynı temiz tuvaleti hak ettiği açıktır. Açıldığı hafta sular altında kalan – hala birçok yeri bitmemiş – tamamlanmamış şantiye görünümlü İstanbul Havalimanında Kalitesizlik yalnızca betonun, çeliğin veya kaplamanın meselesi değildir. İnsanları yoran bir düzenin tekrar tekrar normal kabul edilmesi de bir yönetim kalitesi sorunudur.   Özellikle son 25 yıllık slogan haline gelmiş gibi: Yürümek zorunda kalan yaşlıya “Biraz daha ileride”, yönünü bulamayan yolcuya “Levha var”, çalışmayan banda bakan insana “Arıza olabilir” denildiğinde, tek tek açıklamalar ucuz özürlü izahlarda bulunabilir. Fakat bütün bu açıklamaların toplamı, yaşanan güçlüğü ortadan kaldırmaz. Üstelik vatandaşın kaybettiği zamanın, çektiği ağrının ve yaşadığı tedirginliğin faturası çoğu zaman hiçbir resmî hesapta görünmez. Oysa bunlar da projenin topluma maliyetidir. Bu sabah acı tecrübelerime dair bu yazıyı hazırlarken, AKePe nin yeni yaptığı sultanbeyli alt geçitlerinde kayıklar kürek çekiyor, 500.000 kişinin dolandırıldığı borsa - fon olayının meclis araştırma teklifi AKePe ve MHP oylarıyla red edildi, 30 yıllık eski Pakistan - Saudi askeri anlaşmasına mekke paktına ! artık Türkiye’de yamandı, halkTv ye el konuldu .... diye artık olağan haberler ekrana düşmeye devam ediyordu. Türkiye’nin varlığımız sebebi Atatürk izinde çağdaş mühendisleri, mimarları, çalışanları ve kaynakları insanı önceleyen işler yapabilecek güçte.  Gereken, eleştiriyi düşmanlık saymayan, kullanıcıyı dinleyen ve kamu parasının hesabını veren bir yönetim anlayışı ile Uluslararası bir havalimanı, insanı uçağa binmeden tüketmemeli. Bir metro bağlantısı, valizli yolcuyu dayanıklılık yarışına sokmamalı. Bir kamu yatırımı, vatandaşın sabrını sınırsız bir kaynak gibi kullanmamalı. Ben o gün havalimanına ulaştım. Ama belki sıkca seyehat eden herkes gibi zihnimde kalan, terminalin büyüklüğü değildi.  Attığım binlerce adım, aradığım yön levhaları, bulamadığım tuvalet, ayakta kalan yaşlılar ve bitmek bilmeyen geçişlerdi.  Çünkü Bir ülkenin büyüklüğü, yurttaşına yukarıdan gösterdiği manzarada değil, onun önüne açtığı yolda anlaşılır.

istanbul havala limanı tecrübem

 

 

 

 

BÜYÜK PROJELERİN KÜÇÜK DÜŞÜRDÜĞÜ İNSAN

Bir ülkenin gelişmişliğini anlamak için bazen ekonomik raporları okumaya, çoğu ruhsuz gökdelenlerini saymaya, açılış törenlerini izlemeye gerek yoktur. Elinize bir valiz alın, yanınıza yaşlı bir insanı veya bebekli bir anneyi koyun ve toplu taşımayla havalimanına gitmeye çalışın. Yol boyunca karşılaşacağınız manzara, o ülkenin insanına ne kadar değer verdiğini anlatacaktır.  Farklı ülkelerde yaşadım, metrolarını kullandım, havalimanlarından geçtim. Elbette hiçbir yer kusursuz değildi. Ancak iyi tasarlanmış sistemlerin ortak bir özelliği vardı: Yolcuya, ne yapacağını tahmin etmek zorunda bırakmadan yol göstermektir.

Geçen hafta İstanbul Havalimanı’na ilk kez metro ile giderken ise kendimi bir ulaşım sisteminin kullanıcısı olmaktan çok, sabrı ve dayanıklılığı sınanan bir denek gibi hissettim. Yapıldığından beri – her tarafından su akan, kasvetli Levent istasyonundan aktarma yapıp Gayrettepe’de başlayan yolculuğumda ilk sorun trene ulaşabilmekti. Nerdeyse hiçbir yönlenirmesi olmayan dar ve karanlık koridorlarda, iş çıkış saatlerinde kalabalığın arasında, bagajımla telefonumdaki adımmetroya göre 1.302 adım ve peşpeşe 5 ayrı uzun yürüyen merdivenler sonrası Havlimanı tren  Peronuna ulaşmam 12 dakika sürdü.

Özellikle wc sorunu yaşayan bir yaşlıya, küçük çocuğuyla seyahat eden bir anneye veya hareket kabiliyeti sınırlı bir yolcuya ne ifade edeceğini düşünmeden yapılan herşeyde olduğu gibi aslında bir ulaşım projesinin ciddiyet – kalite puanlaması testine başlar gibi nihayet trene bindim.  Havalimanına yetişme telaşına oturacak yer bulmada koltuklar yolcuların ihtiyacına yetmiyordu; yaşlılar ve çocuklu aileler arasında ayakta kalanlar vardı. Bavulunu kontrol etmeye, dengesini korumaya, çocuğunu tutmaya çalışan insanları izlerken, bunu yapan zihniyetlerin ne tür geçmişleri olduğunu sorguladım.

Gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanır gibi – parayla satılan reklam panolarından heryerde kendi reklamı olan Ulaştırma bakanına bağlı Gayrettepe–İstanbul Havalimanı tren yolculuğu emsal metropollerde yaygın ‘şehir merkezi – hava limanı Ekspres ulaşım’ yerine her istasyona uğrayan seyehat 53 dakka sürdü. İllaki yolcu, hayatını tanıtım broşüründeki süreye göre yaşamaz. Evinden çıktığı anla terminale vardığı an arasındaki zamanı yaşar. Merdivenleri, beklemeleri, yanlış anlaşılmış yönlendirmeleri, asansör sıralarını, wc molaları, yorgunluğu da o hesaba katar ve ara istasyonlarda duran bir metro elbette çevredeki yerleşimlere hizmet verir. Ancak havalimanına gitmeye çalışan yolcunun doğrudan ve hızlı bağlantı beklentisi de anlaşılırdır.  Yolcuya yalnızca “Cumhur başkanı posterleriyle yeni hattınız uğurlu olsun” demek, onun yaşadığı güçlüğü ortadan kaldırmaz.

İstanbul Havalimanı istasyonunda indiğimde, eziyetin bittiğini düşündüm, yanılmışım. Yine yürüyen merdivenler, asansörler, yazın sıcağında, kışın rüzgârında ve yağmurunda gerçekten zor açık havada uzayan bazıları çalışmayan yürüyen bantların ve 13 dakkalık ilave 2.018 adım, dinç biri için bile yorucu olabilir bu uzun – yorucu süreç yaşlıyı, bebek arabasının tekerleğini, ağır valizin sapını hesaba katmadan zavallı birilerince planlanmış - hazırlanmış “Dünyanın büyük havalimanlarından biri” diye tanıtılan bu projenin, varış katından Kafeler ve satış noktaları var fakat ‘Güvenlik nedeniyle !’ wc olmaması ve sigara içilen bölüm geçilerek gidiş katına çıkmak için bir başka asansör aşaması geldi.

Bir ara ‘bu mekânın önceliği nedir ?’ diye düşünürken, Terminal içinde her saat onbinlerce insanın - Uçağa giden uzun ve çok dar yol boyunca uzaktan gelen ezan sesini inkar edercesine çok çeşitli alkollü içeceklerin sergilendiği duty free mağazaları arasından ilerliyordum, ışıklı vitrinler ve satış çağrıları kapalı çarşı hali bir Fellini filminin tuhaf sahnelerini hatırlattı.  Asıl rahatsızlığım dünyada tek inanç merkezi – alanın tam ortasına çalışan dahil - yolculara çok uzaktaki bu binlerce kişilik caminin tıpkı heryere uzak 84 çalışanı olmasına rağmen cumalar dışında vakit namazlarında ortalama ‘sadece 28 cemaati’ olması doğal olarak ‘boş’ – sadece ‘burdayım’ dercesine inşa edilmesi tuhaftı.

Bu bana son çeyrek yüzyıldaki büyük ! yatırım tartışmalarını yeniden düşündürdü. Otoyolları, köprüleri, havalimanlarını, şehir hastanelerini ve her 3 yılda bir yenilenmek mecburiyetinde kalınan Karadeniz sahilindeki ulaşım projelerini, bu yatırımların hepsini aynı finansman modeliyle, aynı mühendislik ve maalesef ucuz kalitesiyle Yap-işlet-devret kamu-özel işbirliği modelleri sözleşmesi, maliyeti, kullanım düzeyi ve hizmet kalitesi için sorulması gereken ‘Bu yatırım kimin ihtiyacını karşılıyor, Öngörülen kullanım gerçekçi mi, Riskleri kim taşıyor, Bakım ve işletme sorumluluğu nasıl denetleniyor, Vatandaş ödediği bedelin karşılığını alıyor mu ?’ ortak sorular aklıma takıldı.

Örneğin: Afyon Zafer Havalimanı, yolcu garantileri ile gerçekleşen kullanım arasındaki fark, 2024’ün ilk altı ayında 658.866 kişilik yolcu garantisine karşılık sadece 15.439 kişiyle gerçekleşirken milletin cebinden, herhalde Hukuk yerine Guguk olmuş adalet düzeni yüzünden olsa gerek ‘Londra mahkemeleri garantili’ bu Yandaşlara ödenen fark neden ? Asıl mesele Dünyanın ‘en sağlam zeminli’ tehlike anında 1. Tercih sınıfı deniz kenarında Atataürk Havalimanı varken, açıldığı hafta daha sonra parası ödendiği halde $ Milyarlık dolgu yapılmadığından sular arltında kalan İstanbul Havalimanı binasının açılmış olması, aslında kullanım beklentileri gerçekleşmediğinde kamu – bize doğan mali yükün hangi sözleşmeyle, ne kadar süreyle ve kimin tarafından karşılandığının bilinmesidir.  Çünkü: Kamu-özel işbirliği, kötü planlamayı kendiliğinden iyi yatırıma dönüştürmez. Eğer gelir güvence altına alınırken hizmet kalitesi ve kamu yararı aynı açıklıkla güvence altına alınmıyorsa, biz vatandaşlar hem kullanıcı olarak güçlük yaşayabilir hem de vergi veren olarak maliyet taşıyabilir.

Bu nedenle maliyetlerin benzer ülkelerdeki projelerle karşılaştırılmasında: kapasiteyi, zemini, yapım tarihini, finansman koşullarını ve sözleşme kapsamını hesaba katmalı aksi halde “Dünya emsallerinden kat kat pahalı” iddiasının güvenilir cevabı, açık belgelerde ve bağımsız incelemede bulunabilir olmalı.  Keza benim bireysel deneyimim belki tek başına kullanılan malzemenin kalitesiz olduğunu veya yolsuzluk yapıldığını kanıtlamaz. Fakat kötü deneyim, inceleme talep etmek için yeterli bir nedendir. İhale süreçlerini, yüklenici yeterliliğini, denetimleri ve bakım kayıtlarını sormak hesabı ödeyen biz vergi veren - vatandaşın hakkıdır.

Siyasi yöneticilerin fotoğrafları – para ile şirketlere kiralanabilen kamusal alanlarda her yerde hoyratca görünürken yolcunun ihtiyacı olan Hava alanı yazısını bulmakta zorlanması, yönetim anlayışına ilişkin güçlü bir çelişki yaratır. Vatandaş, kendisine kimin hizmet ettiğini hatırlatan portreden önce, metroda gideceği yön lehvası – hangi asansörü kullanacağını gösteren açık bir işaret ister.  Bir hükümetin başarı ölçüsü, Cumhurbaşkanı veya bakanın gerçek tanıtımı, yaşlı bir insanın yardım istemeden perona ulaşabilmesi, annelerin bebek arabasını merdivende taşımak zorunda kalmaması, yaşlı birinin erişebileceği wc dir.  Aksi halde yandaş diye tanımlanan bir müteahhidin eserinin değeri, açılış günündeki alkış kadar, yıllar sonraki güvenlik ve kullanım rahatlığıyla da ölçülür.

Yöneticilerin okul geçmişi, görünüşü veya inancı bu hesabın yerine geçemez. Tartışılması gereken liyakat, planlama, şeffaflık ve sorumluluktur. İnancıyla yaşayan insanın da farklı düşünen insanın da aynı güvenli yolu, aynı çalışan asansörü, aynı temiz tuvaleti hak ettiği açıktır. Açıldığı hafta sular altında kalan – hala birçok yeri bitmemiş – tamamlanmamış şantiye görünümlü İstanbul Havalimanında Kalitesizlik yalnızca betonun, çeliğin veya kaplamanın meselesi değildir. İnsanları yoran bir düzenin tekrar tekrar normal kabul edilmesi de bir yönetim kalitesi sorunudur.   Özellikle son 25 yıllık slogan haline gelmiş gibi: Yürümek zorunda kalan yaşlıya “Biraz daha ileride”, yönünü bulamayan yolcuya “Levha var”, çalışmayan banda bakan insana “Arıza olabilir” denildiğinde, tek tek açıklamalar ucuz özürlü izahlarda bulunabilir. Fakat bütün bu açıklamaların toplamı, yaşanan güçlüğü ortadan kaldırmaz. Üstelik vatandaşın kaybettiği zamanın, çektiği ağrının ve yaşadığı tedirginliğin faturası çoğu zaman hiçbir resmî hesapta görünmez. Oysa bunlar da projenin topluma maliyetidir.

Bu sabah acı tecrübelerime dair bu yazıyı hazırlarken, AKePe nin yeni yaptığı sultanbeyli alt geçitlerinde kayıklar kürek çekiyor, 500.000 kişinin dolandırıldığı borsa - fon olayının meclis araştırma teklifi AKePe ve MHP oylarıyla red edildi, 30 yıllık eski Pakistan - Saudi askeri anlaşmasına mekke paktına ! artık Türkiye’de yamandı, halkTv ye el konuldu .... diye artık olağan haberler ekrana düşmeye devam ediyordu. Türkiye’nin varlığımız sebebi Atatürk izinde çağdaş mühendisleri, mimarları, çalışanları ve kaynakları insanı önceleyen işler yapabilecek güçte.  Gereken, eleştiriyi düşmanlık saymayan, kullanıcıyı dinleyen ve kamu parasının hesabını veren bir yönetim anlayışı ile Uluslararası bir havalimanı, insanı uçağa binmeden tüketmemeli. Bir metro bağlantısı, valizli yolcuyu dayanıklılık yarışına sokmamalı. Bir kamu yatırımı, vatandaşın sabrını sınırsız bir kaynak gibi kullanmamalı.

Ben o gün havalimanına ulaştım. Ama belki sıkca seyehat eden herkes gibi zihnimde kalan, terminalin büyüklüğü değildi.  Attığım binlerce adım, aradığım yön levhaları, bulamadığım tuvalet, ayakta kalan yaşlılar ve bitmek bilmeyen geçişlerdi.  Çünkü Bir ülkenin büyüklüğü, yurttaşına yukarıdan gösterdiği manzarada değil, onun önüne açtığı yolda anlaşılır.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.