Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Kemal ULUSOY
Köşe Yazarı
Kemal ULUSOY
 

Yüzyıllar süren dönüşüm

      NASIL MÜSLÜMANLAŞTI ? Hristiyan çoğunluktan Balkanlar’ın Müslüman nüfuslu ülkelerinden birine uzanan üç yüzyıllık dönüşümde Avrupa’nın dinî bakımdan en dikkat çekici ülkelerinden biri, büyük bölümünde Hristiyanlık yaklaşık iki bin yıl boyunca baskın inanç olurken Arnavutluk’ta tarih farklı bir yönde gelişmiştir. Orta Çağ boyunca ağırlıklı olarak Hristiyan Arnavut toplumu, Türk hâkimiyeti altında birkaç yüzyıla yayılan karmaşık bir dönüşüm sonucunda önemli ölçüde Müslümanlaşmıştır. Bu değişim tek bir fetihle, tek bir kararla veya bütün toplumu kapsayan ani bir zorla din değiştirme hareketiyle açıklanamaz. Siyasi iktidar, savaşlar, vergi sistemi, toplumsal yükselme imkânları, şehirleşme ve tasavvufî hareketler birlikte rol oynamıştır. Türklerin Balkanlar’daki ilerleyişi 14. yüzyılın ikinci yarısında başladı. Tıpkı ilk temasları önce Kuman, Peçenek ve çeşitli Türk boylarının Balkanlara gelişine kadar uzanan - 1389 Kosova Savaşı sonrası Balkanlardaki etkisi hızla güçlenirken, Bosnalı yerel beylerin kendi aralarındaki mücadeleleri gibi Arnavut topraklarına ulaştı; ancak bölgenin tamamen Türk hâkimiyetine girmesi yaklaşık bir asırdan fazla sürdü. Bunun temel nedenlerinden biri Arnavutluk’un o dönemde tek bir merkezi devlet halinde bulunmamasıydı. Bölge, birbirleriyle rekabet eden çok sayıda prenslik ve soylu aile arasında bölünmüştü. Hatta bazı Arnavut beyleri rakip Hristiyan prenslere karşı üstünlük sağlayabilmek amacıyla Osmanlı kuvvetlerinden yardım istiyordu. Böylece Osmanlı etkisi yalnızca askerî fetih yoluyla değil, yerel ittifaklar aracılığıyla da genişledi. Bazı Arnavut soylularının henüz 15. yüzyılın ilk yarısında İslam’ı kabul etmeye başlamasıydı. Musaki, Zenebişi, Dukagjin, Kastrioti ve Arianiti gibi önde gelen ailelerin bazı mensuplarının Müslüman olup Türk yönetim ve askerî sisteminde yükselme imkânları, seçkin tabakanın dönüşümünü hızlandırdı. Ancak sıradan halk açısından Türk ilerleyişinin ilk dönemi çok daha ağırdı. Uzun süren Venedik ile Osmanlı arasındaki mücadele nedeniyle Arnavutluk iki büyük güç arasında bir çatışma sahasına dönüştü savaşlar, yağmalar, esaret ve nüfus kayıpları Arnavut toplumunu sarstı. Başlangıçta Türk hizmetinde bulunan ve başarılı bir askerî kariyer yapan - Arnavut tarihinin en önemli kişiliklerinden biri Gjergj Kastrioti, yani İskender Bey (Skanderbeg), 1443’te ayrılarak isyan etti ve yeniden Hristiyanlığa döndü. 1444’te Arnavut soylularını bir araya getirmeye çalışarak 25 yıl sürecek direnişin lideri haline geldi.  İskender Bey, sayıca üstün Türk ordularına karşı bazı önemli başarılar kazandı ve dağlık coğrafyadan yararlanan savaş yöntemleri kullandı. Ancak Türklerin 1448 - II. Kosova Savaşı’nda Macar kuvvetlerini yenmesi ile dış destek imkânlarını ciddi biçimde azalan İskender Bey 1468’de öldü. Direniş bir süre daha devam etse de Krujë 1478’de, İşkodra 1479’da Türklerin eline geçti. Venedik’in Dıraç’taki son önemli varlığı da 1501’de sona erdi. Buradaki en önemli tarihsel ayrım Fetih tamamlandı; fakat halk hemen Müslüman olmadı. Arnavutluk’un Türkler tarafından 15. yüzyılda fethedilmesi ile dinî dönüşümü birkaç yüzyıl süren Müslümanlaşması aynı olay değildir.  Arnavutluk’a büyük çaplı Müslüman nüfus yerleştirilmesi söz konusu değildi. Türk yönetimi, kendisine bağlılık gösteren yerel Arnavut seçkinlerini yönetim yapısının içinde tutmayı tercih etti. Müslümanlığı kabul eden soylu ailelerin Türk sistemi içerisinde konumlarını korumaları ve yükselmeleri daha kolaydı. Bunun sonucunda Arnavut seçkinlerinin Müslümanlaşması sıradan halktan daha hızlı gerçekleşti. Halk düzeyindeki dönüşümün nedenlerinden biri ekonomik ve hukuki sistemindeki Vergiler ve toplumsal avantajlardı. Gayrimüslim yetişkin erkekler cizye adı verilen vergiyi ödüyordu. Müslüman olanlar ise bundan muaftı. Bunun yanında Türk toplumunda Müslüman olmak devlet kurumlarına, eğitim imkânlarına ve çeşitli sosyal yapılara erişim bakımından avantaj sağlayabiliyordu. Dolayısıyla din değiştirmek yalnızca inanç meselesi değildi; bazı insanlar açısından ekonomik yükleri azaltmanın ve özellikle, devşirme sistemini de Hristiyan Arnavut nüfusun Türk toplumunda daha iyi bir konuma ulaşmanın yolu haline gelebiliyordu.  Bununla birlikte Görünüşte Müslüman, evinde Hristiyan Dönüşümün ne kadar karmaşık olduğunun ilginç örneklerinden biri “Laramans” olarak anılan bazı Arnavutların resmî yaşamlarında kendilerini Müslüman olarak gösterirken özel hayatlarında Hristiyan inanç ve uygulamalarını sürdürdükleri yalnızca modern tarihçilerin ileri sürdüğü bir görüş değildir; kilise kayıtlarında da benzer topluluklardan söz edilmektedir. Örneğin: 1703 yılında Arnavut kökenli Papa XI. Clemens döneminde toplanan Arnavut din adamlarının, kamusal alanda Müslüman olduğunu söyleyip özel yaşamında Hristiyanlığı sürdüren kişilere karşı tavır aldığı belirtilmektedir. Arnavutluk’un Müslümanlaşması coğrafi bakımdan da homojen değildi.  Türk otoritesinin güçlü olduğu şehirler ve kalelerin çevresindeki bölgeler daha hızlı Müslümanlaşırken dağlık bölgelerde Hristiyanlık çok daha uzun süre varlığını korudu. Özellikle kuzeyde Katoliklik, güneyde ise Ortodoks Hristiyanlık güçlü biçimde yaşamaya devam etti. Kaynak metne göre 16. yüzyılda İşkodra Sancağı’nın genelinde Müslüman nüfusun oranı henüz yaklaşık %4,5 düzeyindeydi.  Arnavutların hemen Müslümanlaşmadığı, Dağlık bölgelerin merkezî yönetimden daha bağımsız kalabilmesi de eski dinî yapıların korunmasını kolaylaştırdı. Arnavutluk'un dinî tarihinde yalnızca Sünni İslam değil, tasavvuf ve özellikle Bektaşilik de çok büyük önem taşır.  Dervişlerin ve tekkelerin kırsal bölgelerde İslam’ın yayılmasında önemli rol oynadığı, Tasavvufî geleneklerin bazı özelliklerinin yerel Hristiyan topluluklara daha tanıdık gelmiş olabileceği gerçekleri ile Bektaşilik Arnavutluk'a erken Türk döneminde ulaşmakla birlikte esas büyük yayılmasını 18. ve 19. yüzyıllarda, özellikle güneyde gerçekleştirdi ve bu miras günümüzde de devam etmektedir. Arnavutluk, Bektaşiliğin dünya çapındaki en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Müslümanlaşmanın önemli ölçüde hızlanması 1640'lardan sonra Türklerin Hristiyan Avrupa güçleriyle yaptığı uzun savaşların mali yükü artmasıyla, Vergilerin ve özellikle gayrimüslimlerin ödediği cizyenin ağırlaşması, ekonomik gerekçelerle İslam'a geçişi teşvik eden faktörlerden biri oldu.  Aynı zamanda Türk yönetimi, Habsburglar ve Papalık ile bağlantılı gördüğü Katolik örgütlenmelerine karşı daha sert davranmaya başladı. Savaşlar, göçler, ölümler ve din adamlarının bölgeden ayrılması Arnavutluk'taki Katolik kurumlarını zayıflatışı kilise kayıtlarında bu gerilemeyi çarpıcı biçimde gösteriyor. Arnavutluk ne zaman Müslüman çoğunluk oldu ? diye kesin bir tarih vermek güçtür. bazı araştırmacılar, Müslüman nüfusun çoğunluğa ulaşmasındaki dönüm noktasını 1700 dolaylarına yerleştiriyor. Ancak Müslümanlaşma bu tarihte tamamlanmadı; 18. ve hatta 19. yüzyılda da devam etti. Özellikle güneydeki bazı Ortodoks topluluklar arasında geç dönem dönüşümleri: 14.–15. yüzyıl → Türk ilerleyişi ve fetih, 15. yüzyıl → soylular arasında erken Müslümanlaşma, 16. yüzyıl → şehirlerde İslam'ın güçlenmesi, 17. yüzyıl → halk arasındaki dönüşümün hızlanması, 18.–19. yüzyıl → Müslüman çoğunluğun pekişmesi ... diye yaşandı. Arnavutluk'un hikâyesinin en sıra dışı bölümlerinden biri ise 20. yüzyılda yaşandı.  Enver Hoca yönetimindeki komünist rejim 1967'de dinî hayatı fiilen yasakladı. Camiler, kiliseler ve tekkeler kapatıldı veya farklı amaçlarla kullanılmaya başlandı. Arnavutluk kendisini ateist devlet olarak tanımlayan son derece sert bir sistem kurdu. Böylece yüzyıllarca Katoliklik, Ortodoksluk, Sünni İslam ve Bektaşilik arasında şekillenen Arnavut toplumunun dinî hayatı devlet eliyle bastırıldı. Komünist sistem çöktükten sonra din özgürlüğü yeniden ortaya çıktı; ancak uzun ateist dönem Arnavut toplumunun dinle ilişkisini kalıcı biçimde değiştirdi (2023 nüfus sayımına göre, nüfusun yaklaşık %46'sı Müslüman, yaklaşık %5'i Bektaşi olarak kaydedilmişken - yaklaşık altıda biri herhangi bir din belirtmemişti). Sonuç: Yaklaşık bir asırlık mücadele sonunda Türklerin ele geçirdiği Arnavutluk tarihinin belki de en önemli sonucu Fetih ve Müslümanlaşma ! denebilir fakat Arnavut toplumunun önemli ölçüde Müslümanlaşması yaklaşık üç yüzyıllık bir süreçte gerçekleşti.  Bu dönüşümde askerî hâkimiyet başlangıç noktasıydı, Arnavut seçkinlerinin Türk sistemine katılması, vergi farklılıkları, devlet kademelerinde yükselme imkânları, şehirleşme, savaşların yarattığı demografik değişimler, derviş hareketleri ve Bektaşilik gibi unsurlarla birbirini tamamladı. Belki de Arnavutluk'u Balkan tarihinde özel kılan tam olarak budur: Haç ile hilalin karşılaşması burada yalnızca bir savaşın değil, yüzyıllar boyunca değişen kimliklerin, çıkarların, inançların ve kültürlerin hikâyesine dönüşmüştür.

Yüzyıllar süren dönüşüm

 

 

 

NASIL MÜSLÜMANLAŞTI ?

Hristiyan çoğunluktan Balkanlar’ın Müslüman nüfuslu ülkelerinden birine uzanan üç yüzyıllık dönüşümde Avrupa’nın dinî bakımdan en dikkat çekici ülkelerinden biri, büyük bölümünde Hristiyanlık yaklaşık iki bin yıl boyunca baskın inanç olurken Arnavutluk’ta tarih farklı bir yönde gelişmiştir. Orta Çağ boyunca ağırlıklı olarak Hristiyan Arnavut toplumu, Türk hâkimiyeti altında birkaç yüzyıla yayılan karmaşık bir dönüşüm sonucunda önemli ölçüde Müslümanlaşmıştır. Bu değişim tek bir fetihle, tek bir kararla veya bütün toplumu kapsayan ani bir zorla din değiştirme hareketiyle açıklanamaz. Siyasi iktidar, savaşlar, vergi sistemi, toplumsal yükselme imkânları, şehirleşme ve tasavvufî hareketler birlikte rol oynamıştır.

Türklerin Balkanlar’daki ilerleyişi 14. yüzyılın ikinci yarısında başladı. Tıpkı ilk temasları önce Kuman, Peçenek ve çeşitli Türk boylarının Balkanlara gelişine kadar uzanan - 1389 Kosova Savaşı sonrası Balkanlardaki etkisi hızla güçlenirken, Bosnalı yerel beylerin kendi aralarındaki mücadeleleri gibi Arnavut topraklarına ulaştı; ancak bölgenin tamamen Türk hâkimiyetine girmesi yaklaşık bir asırdan fazla sürdü. Bunun temel nedenlerinden biri Arnavutluk’un o dönemde tek bir merkezi devlet halinde bulunmamasıydı. Bölge, birbirleriyle rekabet eden çok sayıda prenslik ve soylu aile arasında bölünmüştü. Hatta bazı Arnavut beyleri rakip Hristiyan prenslere karşı üstünlük sağlayabilmek amacıyla Osmanlı kuvvetlerinden yardım istiyordu. Böylece Osmanlı etkisi yalnızca askerî fetih yoluyla değil, yerel ittifaklar aracılığıyla da genişledi.

Bazı Arnavut soylularının henüz 15. yüzyılın ilk yarısında İslam’ı kabul etmeye başlamasıydı. Musaki, Zenebişi, Dukagjin, Kastrioti ve Arianiti gibi önde gelen ailelerin bazı mensuplarının Müslüman olup Türk yönetim ve askerî sisteminde yükselme imkânları, seçkin tabakanın dönüşümünü hızlandırdı. Ancak sıradan halk açısından Türk ilerleyişinin ilk dönemi çok daha ağırdı. Uzun süren Venedik ile Osmanlı arasındaki mücadele nedeniyle Arnavutluk iki büyük güç arasında bir çatışma sahasına dönüştü savaşlar, yağmalar, esaret ve nüfus kayıpları Arnavut toplumunu sarstı.

Başlangıçta Türk hizmetinde bulunan ve başarılı bir askerî kariyer yapan - Arnavut tarihinin en önemli kişiliklerinden biri Gjergj Kastrioti, yani İskender Bey (Skanderbeg), 1443’te ayrılarak isyan etti ve yeniden Hristiyanlığa döndü. 1444’te Arnavut soylularını bir araya getirmeye çalışarak 25 yıl sürecek direnişin lideri haline geldi.  İskender Bey, sayıca üstün Türk ordularına karşı bazı önemli başarılar kazandı ve dağlık coğrafyadan yararlanan savaş yöntemleri kullandı. Ancak Türklerin 1448 - II. Kosova Savaşı’nda Macar kuvvetlerini yenmesi ile dış destek imkânlarını ciddi biçimde azalan İskender Bey 1468’de öldü. Direniş bir süre daha devam etse de Krujë 1478’de, İşkodra 1479’da Türklerin eline geçti. Venedik’in Dıraç’taki son önemli varlığı da 1501’de sona erdi.

Buradaki en önemli tarihsel ayrım Fetih tamamlandı; fakat halk hemen Müslüman olmadı. Arnavutluk’un Türkler tarafından 15. yüzyılda fethedilmesi ile dinî dönüşümü birkaç yüzyıl süren Müslümanlaşması aynı olay değildir.  Arnavutluk’a büyük çaplı Müslüman nüfus yerleştirilmesi söz konusu değildi. Türk yönetimi, kendisine bağlılık gösteren yerel Arnavut seçkinlerini yönetim yapısının içinde tutmayı tercih etti. Müslümanlığı kabul eden soylu ailelerin Türk sistemi içerisinde konumlarını korumaları ve yükselmeleri daha kolaydı. Bunun sonucunda Arnavut seçkinlerinin Müslümanlaşması sıradan halktan daha hızlı gerçekleşti.

Halk düzeyindeki dönüşümün nedenlerinden biri ekonomik ve hukuki sistemindeki Vergiler ve toplumsal avantajlardı. Gayrimüslim yetişkin erkekler cizye adı verilen vergiyi ödüyordu. Müslüman olanlar ise bundan muaftı. Bunun yanında Türk toplumunda Müslüman olmak devlet kurumlarına, eğitim imkânlarına ve çeşitli sosyal yapılara erişim bakımından avantaj sağlayabiliyordu. Dolayısıyla din değiştirmek yalnızca inanç meselesi değildi; bazı insanlar açısından ekonomik yükleri azaltmanın ve özellikle, devşirme sistemini de Hristiyan Arnavut nüfusun Türk toplumunda daha iyi bir konuma ulaşmanın yolu haline gelebiliyordu. 

Bununla birlikte Görünüşte Müslüman, evinde Hristiyan Dönüşümün ne kadar karmaşık olduğunun ilginç örneklerinden biri “Laramans” olarak anılan bazı Arnavutların resmî yaşamlarında kendilerini Müslüman olarak gösterirken özel hayatlarında Hristiyan inanç ve uygulamalarını sürdürdükleri yalnızca modern tarihçilerin ileri sürdüğü bir görüş değildir; kilise kayıtlarında da benzer topluluklardan söz edilmektedir. Örneğin: 1703 yılında Arnavut kökenli Papa XI. Clemens döneminde toplanan Arnavut din adamlarının, kamusal alanda Müslüman olduğunu söyleyip özel yaşamında Hristiyanlığı sürdüren kişilere karşı tavır aldığı belirtilmektedir.

Arnavutluk’un Müslümanlaşması coğrafi bakımdan da homojen değildi.  Türk otoritesinin güçlü olduğu şehirler ve kalelerin çevresindeki bölgeler daha hızlı Müslümanlaşırken dağlık bölgelerde Hristiyanlık çok daha uzun süre varlığını korudu. Özellikle kuzeyde Katoliklik, güneyde ise Ortodoks Hristiyanlık güçlü biçimde yaşamaya devam etti. Kaynak metne göre 16. yüzyılda İşkodra Sancağı’nın genelinde Müslüman nüfusun oranı henüz yaklaşık %4,5 düzeyindeydi.  Arnavutların hemen Müslümanlaşmadığı, Dağlık bölgelerin merkezî yönetimden daha bağımsız kalabilmesi de eski dinî yapıların korunmasını kolaylaştırdı.

Arnavutluk'un dinî tarihinde yalnızca Sünni İslam değil, tasavvuf ve özellikle Bektaşilik de çok büyük önem taşır.  Dervişlerin ve tekkelerin kırsal bölgelerde İslam’ın yayılmasında önemli rol oynadığı, Tasavvufî geleneklerin bazı özelliklerinin yerel Hristiyan topluluklara daha tanıdık gelmiş olabileceği gerçekleri ile Bektaşilik Arnavutluk'a erken Türk döneminde ulaşmakla birlikte esas büyük yayılmasını 18. ve 19. yüzyıllarda, özellikle güneyde gerçekleştirdi ve bu miras günümüzde de devam etmektedir. Arnavutluk, Bektaşiliğin dünya çapındaki en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Müslümanlaşmanın önemli ölçüde hızlanması 1640'lardan sonra Türklerin Hristiyan Avrupa güçleriyle yaptığı uzun savaşların mali yükü artmasıyla, Vergilerin ve özellikle gayrimüslimlerin ödediği cizyenin ağırlaşması, ekonomik gerekçelerle İslam'a geçişi teşvik eden faktörlerden biri oldu.  Aynı zamanda Türk yönetimi, Habsburglar ve Papalık ile bağlantılı gördüğü Katolik örgütlenmelerine karşı daha sert davranmaya başladı. Savaşlar, göçler, ölümler ve din adamlarının bölgeden ayrılması Arnavutluk'taki Katolik kurumlarını zayıflatışı kilise kayıtlarında bu gerilemeyi çarpıcı biçimde gösteriyor.

Arnavutluk ne zaman Müslüman çoğunluk oldu ? diye kesin bir tarih vermek güçtür. bazı araştırmacılar, Müslüman nüfusun çoğunluğa ulaşmasındaki dönüm noktasını 1700 dolaylarına yerleştiriyor. Ancak Müslümanlaşma bu tarihte tamamlanmadı; 18. ve hatta 19. yüzyılda da devam etti. Özellikle güneydeki bazı Ortodoks topluluklar arasında geç dönem dönüşümleri: 14.–15. yüzyıl → Türk ilerleyişi ve fetih, 15. yüzyıl → soylular arasında erken Müslümanlaşma, 16. yüzyıl → şehirlerde İslam'ın güçlenmesi, 17. yüzyıl → halk arasındaki dönüşümün hızlanması, 18.–19. yüzyıl → Müslüman çoğunluğun pekişmesi ... diye yaşandı.

Arnavutluk'un hikâyesinin en sıra dışı bölümlerinden biri ise 20. yüzyılda yaşandı.  Enver Hoca yönetimindeki komünist rejim 1967'de dinî hayatı fiilen yasakladı. Camiler, kiliseler ve tekkeler kapatıldı veya farklı amaçlarla kullanılmaya başlandı. Arnavutluk kendisini ateist devlet olarak tanımlayan son derece sert bir sistem kurdu. Böylece yüzyıllarca Katoliklik, Ortodoksluk, Sünni İslam ve Bektaşilik arasında şekillenen Arnavut toplumunun dinî hayatı devlet eliyle bastırıldı. Komünist sistem çöktükten sonra din özgürlüğü yeniden ortaya çıktı; ancak uzun ateist dönem Arnavut toplumunun dinle ilişkisini kalıcı biçimde değiştirdi (2023 nüfus sayımına göre, nüfusun yaklaşık %46'sı Müslüman, yaklaşık %5'i Bektaşi olarak kaydedilmişken - yaklaşık altıda biri herhangi bir din belirtmemişti).

Sonuç: Yaklaşık bir asırlık mücadele sonunda Türklerin ele geçirdiği Arnavutluk tarihinin belki de en önemli sonucu Fetih ve Müslümanlaşma ! denebilir fakat Arnavut toplumunun önemli ölçüde Müslümanlaşması yaklaşık üç yüzyıllık bir süreçte gerçekleşti.  Bu dönüşümde askerî hâkimiyet başlangıç noktasıydı, Arnavut seçkinlerinin Türk sistemine katılması, vergi farklılıkları, devlet kademelerinde yükselme imkânları, şehirleşme, savaşların yarattığı demografik değişimler, derviş hareketleri ve Bektaşilik gibi unsurlarla birbirini tamamladı.

Belki de Arnavutluk'u Balkan tarihinde özel kılan tam olarak budur: Haç ile hilalin karşılaşması burada yalnızca bir savaşın değil, yüzyıllar boyunca değişen kimliklerin, çıkarların, inançların ve kültürlerin hikâyesine dönüşmüştür.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.