KOMİSYONİSTAN CUMHURİYETİ
Yeni Acentalıklar uğruna trilyonluk KOMİSYONLAR ve Milyonlarca Aç Vatandaşı ile talan edilen ülke hallerini karikatürize ediliş hali...
Komisyonistan Cumhuriyeti’nde ekonomi son derece istikrarlıydı. Her şey istikrarlı biçimde pahalanıyordu. Ekmek pazartesi günü bir fiyat, salı günü başka bir fiyat, çarşamba günü ise artık ekonomik bir ürün değil, yatırım aracıydı. Emekliler maaşlarını aldıkları gün kendilerini birkaç saatliğine orta sınıf hissediyor, ertesi sabah yeniden yoksulluk sınırının altına dönüyorlardı.
Asgari ücretliler, maaşlarının tamamını harcamadan eve götürmeyi başardıklarında bunu ekonomik mucize sayıyorlardı. Öğrenciler üniversitede iktisat dersine girmeye ihtiyaç duymuyordu. Çünkü kantin fiyatları, enflasyonu uygulamalı olarak öğretiyordu. Yaşlılar ilaç, hastalar hastane, işsizler iş kuyruğunda bekliyordu. Yalnızca bir kuyruk hiç yoktu: Devlet ihalelerinin önünde.Çünkü oraya herkes giremiyordu. Komisyonistan’ın başında Cumhurbaşkanı Pekmuhterem Hazretleri bulunuyordu. Kendisi ekonomiden savunmaya, tarımdan uzay teknolojisine kadar her konuda uzmandı. En azından devlet televizyonu öyle söylüyordu.
Bir gün sarayında otururken Savunma Bakanı’nı çağırdı “Bizim füze sistemimiz var mı?” Savunma Bakanı tereddüt etti. “Var efendim.” “Başka?” “Başka da var.” “Daha başka?” “NATO standardında sistemlerimiz, uçaklarımız, radarlarımız ve müttefiklerle ortak savunma altyapımız var.” Cumhurbaşkanı kaşlarını çattı. “Olmaz.” dedi, Bakan şaşırdı. “Ne olmaz efendim?” “Bu kadar sistem varken yeni sistem alamayız.” “Evet efendim.” Cumhurbaşkanı masasından kalktı. “Ben de tam tersini söylüyorum. Bu kadar sistemimiz varsa mutlaka yeni bir sisteme ihtiyacımız vardır.” Savunma Bakanı devlet tecrübesine sahip bir adamdı. Devlet tecrübesi, bazı ülkelerde devletin ne istediğini anlamak; Komisyonistan’da ise Cumhurbaşkanı’nın ne demek istediğini anlamış gibi yapmaktı mecburen “Çok doğru efendim.” dedi.
Cumhurbaşkanı dünya haritasını açtı. Haritada ülkesinin bağlı olduğu büyük savunma ittifakı bir tarafta, bu ittifakın stratejik rakibi olan Büyük Rakipistan Federasyonu diğer taraftaydı. Cumhurbaşkanı parmağını Rakipistan’ın üzerine koydu. “Füzeyi bunlardan alacağız.” Savunma Bakanı’nın yüzü sarardı. “Efendim… Ama onlar bizim savunma ittifakımızın rakibi.” “Daha iyi.” “Sistem bizim uçaklarla tam uyumlu olmayabilir.” “Mükemmel.” “İttifak büyük kriz çıkarabilir.” “Harika.” “Üstelik sistemi aktif biçimde kullanmamız çok zor olabilir.” Cumhurbaşkanı’nın gözleri parladı.“İşte aradığım silah!” Savunma Bakanı artık dayanamadı. “Efendim, kullanamayacağımız bir silahı neden alıyoruz?” Cumhurbaşkanı odadaki herkesi dışarı çıkardı. Bakanla yalnız kaldığında kapıyı kapattı ve sesini alçalttı: “Sen devlet yönetmeyi hâlâ öğrenemedin mi?” “Öğrenmeye çalışıyorum efendim.” “Bir silahın en önemli özelliği nedir?” “Menzili?” “Hayır.” “Radar kapasitesi?” “Hayır.” “Vuruş hassasiyeti?” Cumhurbaşkanı başını iki yana salladı. “Temsilciliği.”
Bakan sustu. Cumhurbaşkanı devam etti: “Silah ateşlenince bir kere patlar. Ama temsilcilik anlaşması yapılınca yıllarca para kazandırır.” Bakan ilk defa büyük stratejiyi anlamaya başlamıştı. “Peki temsilcilik kimin olacak efendim?” Cumhurbaşkanı hafifçe gülümsedi. “Devletimizin güvenilir insanlarının.” Komisyonistan’da “güvenilir insan” kavramının özel bir anlamı vardı. Bu insanlar genellikle Cumhurbaşkanı’nın çocukluk arkadaşları, kuzenleri, damatları, eski okul arkadaşları veya onların ortakları arasından çıkıyordu. Tesadüfen ! Her zaman tesadüfen.
Birkaç hafta sonra Rakipistan’ın dev savunma şirketinin Komisyonistan temsilciliğini 3 hafta önce kurulmuş bir şirket aldı: Milli Stratejik Teknolojiler, Tarım, Turizm, İnşaat, Madencilik, Savunma ve Börekçilik Anonim Şirketi. Savunma sanayisinde hiçbir tecrübesi yoktu. Fakat şirketin yönetim kurulu başkanı Cumhurbaşkanı’nın çocukluk arkadaşı Sadık Çokyakın idi.
Sadık Bey’in savunma teknolojileri konusunda önemli bir özelliği vardı: Askerliğini yapmıştı. Üstelik kısa dönem. Basın toplantısında kendisine sordular: “Şirketinizin füze teknolojisi konusundaki tecrübesi nedir?” Sadık Bey gururla cevap verdi: “Biz milletimizin evlatlarıyız.” Gazeteci tekrar sordu: “Teknik tecrübenizi soruyorum.” “Yerli ve milliyiz.” “Daha önce füze sistemi sattınız mı?” “Bayrağımızı çok seviyoruz.” “Radar konusunda uzmanınız var mı?” “Vatan bölünmez.” Basın toplantısı büyük başarıyla tamamlandı. Ertesi gün bütün gazeteler aynı manşetle çıktı:
KOMİSYONİSTAN SAVUNMADA ÇAĞ ATLIYOR!
Aynı gün ülkede ekmeğe yüzde 18 zam geldi. Fakat bu haber gazetelerin on yedinci sayfasında küçük bir kutu içinde yayımlandı. Çünkü füze daha önemliydi. Anlaşma imzalandı. Ülke milyarlarca dolar ödedi. Savunma ittifakındaki müttefikler öfkelendi. “Bu sistemi alırsanız ortak savaş uçaklarımızın güvenliği tehlikeye girebilir.”
Cumhurbaşkanı kürsüye çıktı: “Bize kimse ne alacağımızı söyleyemez!” Meydan alkışladı. Bir emekli televizyonun karşısında alkışlarken elektrik faturası geldi. Alkışı yarıda kaldı. Bir öğrenci sosyal medyada şöyle yazdı: “Füzemiz var ama yurtta akşam yemeğinde üç zeytin çıktı.” Hemen bir televizyon yorumcusu cevap verdi: “Gençlerimiz biraz fedakârlık yapmalı. Büyük devlet olmak kolay değildir.” Yorumcunun üç evi, iki arabası ve devlet bankasında danışmanlık sözleşmesi vardı. Başkalarının fedakârlığı konusunda oldukça tecrübeliydi.
Füzeler ülkeye geldi. Büyük tören düzenlendi. Cumhurbaşkanı konuştu: “Artık gökyüzümüz güvende!” Savunma Bakanı kulağına eğildi: “Efendim, sistemi henüz aktif kullanamıyoruz.” Cumhurbaşkanı mikrofonu kapatmadan cevap verdi: “Sus. Millet bilmiyor.”
Fakat asıl sorun birkaç ay sonra ortaya çıktı. Yeni sistem yüzünden Komisyonistan, ortak savaş uçağı programından çıkarıldı. Ülkenin daha önce ödediği milyarlarca dolar tartışma konusu oldu. Yeni 5. Nesil uçaklar gelmedi. Eski uçakların modernizasyonu gecikti. Savunma bürokrasisi kara kara düşünüyordu. Ama sarayda hava son derece neşeliydi. Çünkü Sadık Çokyakın’ın şirketi yeni bir temsilcilik daha almıştı.
Bu kez uçak motoru. Ardından helikopter. Sonra radar. Sonra askeri kamyon. Bir süre sonra şirketin kataloğu, Komisyonistan ordusunun ihtiyaç listesinden daha kalındı. Cumhurbaşkanı bir gün Sadık Bey’i aradı: “Yeni ne var?” “Denizaltı var efendim.” “Bizim ihtiyacımız var mı?” “Şimdilik yok.” “Güzel. Kaç tane alabiliriz?” “Dört.” “Altı alalım, fakat İhtiyacımız olmadığı belli olmasın.”
Ekonomi kötüleşiyordu. Gerçek Enflasyon % 42 oldu. Sonra 70. Sonra istatistik kurumu hesaplama yöntemini değiştirdi. Yarım Dolar 23 TL misali Enflasyon birden düştü. Fiyatlar ise bundan haberdar olmadıkları için yükselmeye devam etti. Bir emekli pazara gitti. Domatesin fiyatını sordu. Satıcı söyledi. Emekli: “Kilosu mu? Diye sordu” Satıcı: “Tanesi.”
Emekli domatese uzun uzun baktı. “Bunu eve götürürsem çocuklara miras bırakabilir miyim?” Üniversite öğrencileri artık kafelerde kahve içmiyor, kahve fotoğraflarına bakıyordu. Asgari ücretli bir işçi maaşını aldı, markete gitti, iki torbayla çıktı. Karısı şaşırdı: “Bu kadar mı?” Adam cevap verdi: “Torbalardan biri ücretliydi.” Ama devlet televizyonunda Her gece. Saat 20.00’de ekonomi büyüyordu.
Bir gün Maliye Bakanı saraya geldi “Efendim, hazinede para azalıyor.” Cumhurbaşkanı düşündü. “Yeni silah alalım.” Bakan şaşırdı. “Para azalıyor diyorum efendim.” “Ben de çözümü söylüyorum.” “Nasıl yani?” “Yeni silah alırsak yeni temsilcilik olur. Yeni temsilcilik olursa ticaret olur. Ticaret olursa ekonomi canlanır.”
“Kimlerin ekonomisi?” Odadaki sessizlik aniden ağırlaştı. Maliye Bakanı devlet hayatındaki en büyük hatasını yaptığını anladı. Sorunun cevabını bildiği hâlde sormuştu. Ertesi gün görevden alındı. Resmî açıklamada: “Görev değişimi bayrak yarışıdır.” denildi. Komisyonistan’da bayrak yarışı çok hızlıydı. Çünkü bakanlar sürekli koşuyordu. Genellikle görevden alınmadan önce.
Yıllar geçti. Komisyonistan’ın depoları kullanılmayan silahlarla doldu. Bir sistem diğerine bağlanamıyordu. Bir radar öbür uçağı tanımıyordu. Bir füze sistemi açılırsa müttefikler kızıyordu. Açılmazsa milyarlarca dolar boşa gitmiş oluyordu. Fakat temsilcilik şirketleri büyüyordu. Sadık Çokyakın artık ülkenin en zengin iş insanlarından biriydi.
Bir gazeteci kendisine sordu: “Bu serveti nasıl yaptınız?” Sadık Bey cevap verdi: “Çok çalışarak.” “Ne iş yaptınız?” “Ülkeme hizmet ettim.” “Nasıl?” “Komisyon… pardon yani… vizyon.” Gazeteci: “Komisyon mu dediniz?” Sadık Bey terini sildi. “Vizyon dedim.” Ertesi gün gazeteci işten çıkarıldı.
Bir gece Cumhurbaşkanı sarayın balkonuna çıktı. Şehre baktı. Uzaktaki apartmanların yarısında ışıklar kapalıydı. Elektrik, Marketler, Kiralar, İlaçlar, Hayat pahalıydı ama ülkenin çok pahalı füzeleri vardı. Kullanılmıyordu.
Cumhurbaşkanı danışmanına döndü: “Millet neden mutsuz?” Danışman dikkatle cevap verdi: “Ekonomi efendim.” Cumhurbaşkanı başını salladı. “Hayır.” “Enflasyon?” “Hayır.” “İşsizlik?” “Hayır.” “Yoksulluk?” Cumhurbaşkanı ufka baktı. “Millete büyük hedef lazım.” “Nasıl bir hedef?” Cumhurbaşkanı gülümsedi. “Uzay savunma sistemi.”
Danışmanın gözleri büyüdü. “Bizim uzay programımız yok ki.” Cumhurbaşkanı arkasını döndü. “Daha iyi.” “Niçin?” “İhtiyacımız olmayan şeylerde komisyon daha yüksek olur.” Ertesi sabah bütün gazeteler aynı manşetle çıktı:
KOMİSYONİSTAN UZAYA ÇIKIYOR!
Aynı sabah emekli Hasan Bey fırına girdi. “Bir ekmek.” Fırıncı fiyatı söyledi. Hasan Bey cebindeki parayı saydı. Yetmedi. Başını kaldırdı. Gökyüzüne baktı. Sonra gazetede uzay programının haberini gördü. Gülümsedi: “Demek uzaya gidiyoruz…” Fırıncı sordu: “Sevindin mi?” Hasan Bey cevap verdi: “Evet.” “Neden?” “Belki orada ekmek daha ucuzdur.”
Ve Komisyonistan Cumhuriyeti, tarihinin en büyük ekonomik krizinin ortasında yeni bir savunma anlaşması imzalamaya hazırlanırken, halk bir kez daha fedakârlığa çağrıldı. Fedakârlığı halk yapacaktı. Sözleşmeleri şirketler imzalayacaktı. Komisyonları aracılar alacaktı. Borçları devlet - Devletin borcunu ise halk ödeyecekti.
Sistemin en kusursuz çalışan tarafı buydu. Çünkü Komisyonistan’da bazı silah sistemleri birbirleriyle uyumlu değildi. Bazı radarlar çalışmıyordu. Bazı uçaklar gelmiyordu. Bazı füzeler kullanılamıyordu. Ama bir sistem vardı ki yıllardır tek bir arıza bile vermemişti: Komisyon sistemi.
