Türkiye’de öğretmen olmak: OECD raporu ne diyor?
Türkiye OECD’nin en genç öğretmen nüfusuna sahip ülkelerinden biri ancak öğretmenlere en az mesleki inisiyatif veren ülke. Kıdem arttıkça özerklik azalıyor, öğretmenler karar süreçlerinde söz hakkı hissetmiyor ve iş tatmini OECD ortalamasının belirgin biçimde altında kalıyor. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nündeyiz, Bu vesileyle bizim de kurucu üyesi olup vergilerimizle desteklediğimiz OECD tarafından açılanan oldukça kapsamlı bir veri tabanından yola çıkarak Türkiye’de öğretmenlerin durumu.
Hayatta Tek mucize vardır, o da küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır
Rapora geçmeden evvel öğretmen olmasak da neden öğretmenlerin iş tatmini ve niteliğini dert etmemiz gerektiğini kısaca anlatayım. Eğitimde başarıya dair yapılan tüm çalışmalar bize çok basit bir formül sunuyor: Bir okulun başarısını en fazla belirleyen unsur müfredat değil, bina değil, teknolojik altyapı değil, öğretmendir. Okulda başarıyı öğretmen kalitesi belirler! Öğretmeni kaliteli ve mutlu olmayan bir sistemde istediğiniz binayı yapın, istediğiniz teknolojiyi getirin, sonuç israftan başka bir şey olmaz. Yüksek performans gösteren okulların ortak özelliği öğretmenin niteliği, motivasyonu ve sınıf içinde yarattığı öğrenme kültürüdür. Çünkü pozitif bir okul ikliminin merkezinde öğretmenin etkileşimi, tutumu ve yaklaşımı vardır.
Bazen iyi kurulmuş bir cümle binlerce sayfalık raporlarda yazılan her şeyi çok daha iyi özetler. Buket Uzuner’e ait şu cümleyi tam da bu sebeple ben çok severim: Tek mucize vardır hayatta, o da küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır! Gerçekten de yaşam hikâyesi eğitimle şekillenen herkesin hayatında varsa bir mucize, bunun nedeni küçükken iyi bir öğretmene rastlamış olmalarıdır. Benim için o öğretmenin adı Ali Şirin’di! Bir köy okulunda sadece benim değil yüzlerce köy çocuğunun kaderi onun sayesinde değişti. Bu vesileyle hem babamın hem de bulunduğu koşulları hiçe sayarak sınıfındaki öğrencilerin kaderini değiştiren tüm idealist öğretmenlerin gününü kutluyorum.
OECD TALIS raporu ne diyor?
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2024–2025 öğretim yılı verilerine göre ülkede bugün 1 milyon 187 bin 409 öğretmen görev yapıyor. Bunun 1 milyon 9 bin 671’i devlet okullarında, 177 bin 738’i ise özel okullarda çalışıyor. Öğretmenlerimizin 732 bin 56’sı kadın, 455 bin 353’ü ise erkek. Türkiye’de öğretmenlerin durumunu anlamak için elimde beş yılda bir çıkan ve en sonuncusu geçtiğimiz ay yayımlanan oldukça kapsamlı bir rapor var. Önce veri tabanını kısaca açıklayayım. OECD sitesinden sizin de indirebileceğiniz Results from TALIS 2024: The State of Teaching raporu, dünya genelinde 50’den fazla ülkede 300 bini aşkın öğretmen ve okul yöneticisiyle yapılan uluslararası karşılaştırmalı bir araştırma. TALIS, öğretmenlerin çalışma koşullarından mesleki gelişim fırsatlarına, sınıf içi uygulamalardan iş tatminine, mesleki özerklikten okul iklimine kadar pek çok alanda eğitim sistemlerinin fotoğrafını çekiyor. Bu yılki rapor özellikle üç konuya odaklanıyor: Öğretmen niteliği, öğretmenlere verilen inisiyatif ve mesleğin cazibesi.
En genç öğretmen kuşağına sahip ülkeyiz
Türkiye’deki öğretmen profilinin beni en mutlu eden tarafı oldukça genç bir kuşağın öğretmenlik mesleğini seçmiş olması. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en genç öğretmen nüfusuna sahip ülkelerden biri. OECD ortalamasında öğretmen yaşı 45 iken, Türkiye’de 38. Bu farkın iki anlamı var: Birincisi, Türkiye’nin demografik olarak yenilenme kapasitesi yüksek. İkincisi ise genç öğretmenlerin hızlı değişen teknolojik devrime daha kolay uyum sağlama olasılığı. Ancak tüm demografik avantajlarda olduğu gibi burada da önemli olan potansiyeli harekete geçirmek. İşte o durumda hatırlamamız gereken nokta şu: Gençler, yeni teknolojilere daha aşina olanlar, daha çok inisiyatif almak ister. Yeni kuşaklar hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de yenilik, özgürlük ve pedagojik dönüşümün kapılarını açmak ister. Peki, bizim sistem buna müsait mi? Rapora dönelim.
Türkiye öğretmenlere en az inisiyatif veren ülke
Türkiye’nin OECD karşılaştırmalarındaki en çarpıcı bulgularından biri, öğretmenlere tanınan mesleki özerklik düzeyinin son derece sınırlı olması. TALIS 2024 sonuçlarına göre Türkiye, öğretmenlere müfredat uygulama, ölçme-değerlendirme yöntemi seçme veya öğrenme hedeflerini belirleme gibi temel alanlarda en az inisiyatif tanıyan ülkelerden biridir. Dahası Türkiye, çok az ülkede görülen bir eğilim gösteriyor: Meslekte kıdem arttıkça özerklik azalıyor! Rapora göre deneyimli öğretmenler, mesleğe yeni başlayanlardan en az 8 puan daha düşük özerklik algısına sahip. Bu durum yalnızca Türkiye’de gözleniyor ve Türkiye bu alanda negatif bir uç örnek olarak dikkat çekiyor.
Rapora göre Türkiye, 2018’den 2024’e gelindiğinde öğretmenlerin eğitim politikalarını etkileme konusunda kendilerini yetkili gördükleri oranın düştüğü tek ülke. OECD ortalamasında öğretmen katılımı ya sabit kalırken ya da bazı ülkelerde artış gösterirken, Türkiye’de bu alanda geriye gidiş yaşanması öğretmenlerin yalnızca sınıfta değil, sistemde de söz hakkı hissetmediğini gösteriyor. Bunun doğal sonucu ise motivasyon kaybı ve okul ikliminin zayıflaması. Eğitim araştırmaları bize, öğretmenlerin karar süreçlerine dâhil edildiği okullarda motivasyonun arttığını ve bunun öğrenme iklimine olumlu yansıdığını gösteriyor. Türkiye bu açıdan ciddi bir fırsat maliyetiyle karşı karşıya.
İş tatmini düşük
Öğretmenlik ancak şevkle yapılabilecek işlerden biri. Onlarca öğrencinin karşına geçip tutkusuz bir şekilde ders anlatmak hem öğretmen için hem de öğrenciler için ciddi bir işkenceye dönebilir. O nedenle TALIS’te ölçülen, öğretmenlikten alınan keyif seviyesi tüm ülkelerde çok yüksek çıkıyor. 2024 sonuçlarına göre, dünya genelinde öğretmenlerin büyük çoğunluğu mesleklerini heyecanla yaptıklarını, sınıfta mutlu olduklarını ve öğrettikleri dersi sevdiklerini ifade ediyor. Ortalama olarak öğretmenlerin yüzde 90’ı, “öğretmenliğin sunduğu entelektüel ve pedagojik zorlukların kendilerine tatmin sağladığını” belirtiyor. Ancak bu oran Türkiye’de en düşük seviyede! Bizde öğretmenlerin ancak yaklaşık yüzde 75’i bu ifadeye katılıyor.
Demografiyi fırsata çevirelim
Eğitim sistemleri dünyanın her yerinde yapay zekâ, dijitalleşme ve yeni öğrenme modellerinin etkisiyle büyük bir dönüşüm sürecinde. Türkiye ise bu değişime benzersiz bir başlangıç noktasıyla giriyor: 20 milyonu aşkın öğrenciyle ve 2 milyona yakın öğretmenle OECD’nin en genç demografisine sahibiz. Bu demografik avantajımızı düşen nüfus hızıyla birlikte yakında kaybedeceğiz. Türkiye’nin geleceği, bu genç nüfusu nasıl bir öğrenme ikliminde yetiştirdiğimize bağlı.
Eğer öğretmeni sadece talimatları uygulayan bir memur olarak konumlandırmaya devam edersek, hem onların mesleki tatminini kaybederiz hem de öğrencilerin katma değeri yüksek üretim için gerekli olan yaratıcı, eleştirel ve üretken düşünme potansiyellerini sınırlarız. Bu nedenle yapılması gereken artık çok net: Eğitimde merkeziyetçi, hiyerarşik ve yukarıdan aşağıya işleyen yönetim anlayışından uzaklaşmak zorundayız. İnisiyatifin okullara ve öğretmenlere indiği, onlara sorumluluk verildiği bir modele geçmek zorundayız.
Selçuk Şirin
Türkiye’de öğretmen olmak: OECD raporu ne diyor?
Türkiye OECD’nin en genç öğretmen nüfusuna sahip ülkelerinden biri ancak öğretmenlere en az mesleki inisiyatif veren ülke. Kıdem arttıkça özerklik azalıyor, öğretmenler karar süreçlerinde söz hakkı hissetmiyor ve iş tatmini OECD ortalamasının belirgin biçimde altında kalıyor. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nündeyiz, Bu vesileyle bizim de kurucu üyesi olup vergilerimizle desteklediğimiz OECD tarafından açılanan oldukça kapsamlı bir veri tabanından yola çıkarak Türkiye’de öğretmenlerin durumu.
Hayatta Tek mucize vardır, o da küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır
Rapora geçmeden evvel öğretmen olmasak da neden öğretmenlerin iş tatmini ve niteliğini dert etmemiz gerektiğini kısaca anlatayım. Eğitimde başarıya dair yapılan tüm çalışmalar bize çok basit bir formül sunuyor: Bir okulun başarısını en fazla belirleyen unsur müfredat değil, bina değil, teknolojik altyapı değil, öğretmendir. Okulda başarıyı öğretmen kalitesi belirler! Öğretmeni kaliteli ve mutlu olmayan bir sistemde istediğiniz binayı yapın, istediğiniz teknolojiyi getirin, sonuç israftan başka bir şey olmaz. Yüksek performans gösteren okulların ortak özelliği öğretmenin niteliği, motivasyonu ve sınıf içinde yarattığı öğrenme kültürüdür. Çünkü pozitif bir okul ikliminin merkezinde öğretmenin etkileşimi, tutumu ve yaklaşımı vardır.
Bazen iyi kurulmuş bir cümle binlerce sayfalık raporlarda yazılan her şeyi çok daha iyi özetler. Buket Uzuner’e ait şu cümleyi tam da bu sebeple ben çok severim: Tek mucize vardır hayatta, o da küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır! Gerçekten de yaşam hikâyesi eğitimle şekillenen herkesin hayatında varsa bir mucize, bunun nedeni küçükken iyi bir öğretmene rastlamış olmalarıdır. Benim için o öğretmenin adı Ali Şirin’di! Bir köy okulunda sadece benim değil yüzlerce köy çocuğunun kaderi onun sayesinde değişti. Bu vesileyle hem babamın hem de bulunduğu koşulları hiçe sayarak sınıfındaki öğrencilerin kaderini değiştiren tüm idealist öğretmenlerin gününü kutluyorum.
OECD TALIS raporu ne diyor?
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2024–2025 öğretim yılı verilerine göre ülkede bugün 1 milyon 187 bin 409 öğretmen görev yapıyor. Bunun 1 milyon 9 bin 671’i devlet okullarında, 177 bin 738’i ise özel okullarda çalışıyor. Öğretmenlerimizin 732 bin 56’sı kadın, 455 bin 353’ü ise erkek. Türkiye’de öğretmenlerin durumunu anlamak için elimde beş yılda bir çıkan ve en sonuncusu geçtiğimiz ay yayımlanan oldukça kapsamlı bir rapor var. Önce veri tabanını kısaca açıklayayım. OECD sitesinden sizin de indirebileceğiniz Results from TALIS 2024: The State of Teaching raporu, dünya genelinde 50’den fazla ülkede 300 bini aşkın öğretmen ve okul yöneticisiyle yapılan uluslararası karşılaştırmalı bir araştırma. TALIS, öğretmenlerin çalışma koşullarından mesleki gelişim fırsatlarına, sınıf içi uygulamalardan iş tatminine, mesleki özerklikten okul iklimine kadar pek çok alanda eğitim sistemlerinin fotoğrafını çekiyor. Bu yılki rapor özellikle üç konuya odaklanıyor: Öğretmen niteliği, öğretmenlere verilen inisiyatif ve mesleğin cazibesi.
En genç öğretmen kuşağına sahip ülkeyiz
Türkiye’deki öğretmen profilinin beni en mutlu eden tarafı oldukça genç bir kuşağın öğretmenlik mesleğini seçmiş olması. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en genç öğretmen nüfusuna sahip ülkelerden biri. OECD ortalamasında öğretmen yaşı 45 iken, Türkiye’de 38. Bu farkın iki anlamı var: Birincisi, Türkiye’nin demografik olarak yenilenme kapasitesi yüksek. İkincisi ise genç öğretmenlerin hızlı değişen teknolojik devrime daha kolay uyum sağlama olasılığı. Ancak tüm demografik avantajlarda olduğu gibi burada da önemli olan potansiyeli harekete geçirmek. İşte o durumda hatırlamamız gereken nokta şu: Gençler, yeni teknolojilere daha aşina olanlar, daha çok inisiyatif almak ister. Yeni kuşaklar hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de yenilik, özgürlük ve pedagojik dönüşümün kapılarını açmak ister. Peki, bizim sistem buna müsait mi? Rapora dönelim.
Türkiye öğretmenlere en az inisiyatif veren ülke
Türkiye’nin OECD karşılaştırmalarındaki en çarpıcı bulgularından biri, öğretmenlere tanınan mesleki özerklik düzeyinin son derece sınırlı olması. TALIS 2024 sonuçlarına göre Türkiye, öğretmenlere müfredat uygulama, ölçme-değerlendirme yöntemi seçme veya öğrenme hedeflerini belirleme gibi temel alanlarda en az inisiyatif tanıyan ülkelerden biridir. Dahası Türkiye, çok az ülkede görülen bir eğilim gösteriyor: Meslekte kıdem arttıkça özerklik azalıyor! Rapora göre deneyimli öğretmenler, mesleğe yeni başlayanlardan en az 8 puan daha düşük özerklik algısına sahip. Bu durum yalnızca Türkiye’de gözleniyor ve Türkiye bu alanda negatif bir uç örnek olarak dikkat çekiyor.
Rapora göre Türkiye, 2018’den 2024’e gelindiğinde öğretmenlerin eğitim politikalarını etkileme konusunda kendilerini yetkili gördükleri oranın düştüğü tek ülke. OECD ortalamasında öğretmen katılımı ya sabit kalırken ya da bazı ülkelerde artış gösterirken, Türkiye’de bu alanda geriye gidiş yaşanması öğretmenlerin yalnızca sınıfta değil, sistemde de söz hakkı hissetmediğini gösteriyor. Bunun doğal sonucu ise motivasyon kaybı ve okul ikliminin zayıflaması. Eğitim araştırmaları bize, öğretmenlerin karar süreçlerine dâhil edildiği okullarda motivasyonun arttığını ve bunun öğrenme iklimine olumlu yansıdığını gösteriyor. Türkiye bu açıdan ciddi bir fırsat maliyetiyle karşı karşıya.
İş tatmini düşük
Öğretmenlik ancak şevkle yapılabilecek işlerden biri. Onlarca öğrencinin karşına geçip tutkusuz bir şekilde ders anlatmak hem öğretmen için hem de öğrenciler için ciddi bir işkenceye dönebilir. O nedenle TALIS’te ölçülen, öğretmenlikten alınan keyif seviyesi tüm ülkelerde çok yüksek çıkıyor. 2024 sonuçlarına göre, dünya genelinde öğretmenlerin büyük çoğunluğu mesleklerini heyecanla yaptıklarını, sınıfta mutlu olduklarını ve öğrettikleri dersi sevdiklerini ifade ediyor. Ortalama olarak öğretmenlerin yüzde 90’ı, “öğretmenliğin sunduğu entelektüel ve pedagojik zorlukların kendilerine tatmin sağladığını” belirtiyor. Ancak bu oran Türkiye’de en düşük seviyede! Bizde öğretmenlerin ancak yaklaşık yüzde 75’i bu ifadeye katılıyor.
Demografiyi fırsata çevirelim
Eğitim sistemleri dünyanın her yerinde yapay zekâ, dijitalleşme ve yeni öğrenme modellerinin etkisiyle büyük bir dönüşüm sürecinde. Türkiye ise bu değişime benzersiz bir başlangıç noktasıyla giriyor: 20 milyonu aşkın öğrenciyle ve 2 milyona yakın öğretmenle OECD’nin en genç demografisine sahibiz. Bu demografik avantajımızı düşen nüfus hızıyla birlikte yakında kaybedeceğiz. Türkiye’nin geleceği, bu genç nüfusu nasıl bir öğrenme ikliminde yetiştirdiğimize bağlı.
Eğer öğretmeni sadece talimatları uygulayan bir memur olarak konumlandırmaya devam edersek, hem onların mesleki tatminini kaybederiz hem de öğrencilerin katma değeri yüksek üretim için gerekli olan yaratıcı, eleştirel ve üretken düşünme potansiyellerini sınırlarız. Bu nedenle yapılması gereken artık çok net: Eğitimde merkeziyetçi, hiyerarşik ve yukarıdan aşağıya işleyen yönetim anlayışından uzaklaşmak zorundayız. İnisiyatifin okullara ve öğretmenlere indiği, onlara sorumluluk verildiği bir modele geçmek zorundayız.
Selçuk Şirin


