
Hiç kaçırmadığı Dünya Futbol kupası hayranıydı.
İyiki hocası bile yabancı - sorsan herşeyi ile montaj ülke / sanayisi gibi - 23 yıllık hasret – hayalleri ilk dakikada yediği gölle kaybeden, Milli ! takımın rezaletine şahit olmadı diye teselli bulduğum, aslen TRabzon Sürmene kökenli – Ordu Fatsa’ya yerleşmiş, bazen yaptığı anlamsız çıkışları yüzünden"Ülkeye ve muhacirlikte kökü kazınmak istenmiş, yöre halkına zülmun an ağırını yaşatmış Rum, Ermeni çetelerini arkasına almış Rus işgal yıllarında Karadeniz bölgesi halkına ihanet ediyorsun" diye sorulduğunda, PKK üyeleri veya DEM bağlantılarıyla ilişkisi için "Amacım barış !" diyen, ailece yakın dost - mükemmel oyuncu, hayal gücü kuvvetli Kadir İnanır, aslında entelektüel derinliği olmayan, kitap okuma - analitik düşünme geçmişine sahip değildi.
Tam bir solcu bile olamadan, bazen ne olduğunu anlamadığı komünist düşüncelerin Popüler dönemlerinde peşinden giden, Kadir İnanır, dinci diye eleştirdiği fakat sonra ‘Marziye’ adlı dizi çektiği TGRT - 2000 sonunda, İhlas Finans mahkeme kararıyla soyulup kapatıldığında Kadir İnanır canlı yayınında Marksist Ahmed Arif "33 Mermi" şiirini okuyup "Ateş et, lanet olsun, ateş et, kolay ölmeyeceğim!" nakaratını ardı ardına tekrarlayarak, tarikat lideri TGRT patronu Enver Ören'e bağlılığını gösterebilecek kadar inat dolu çelişkili hayatı vardı.
Uzun aile yakınlığım ve 2005 yılında yeğeni Soner Arıca ve Ulvi Süvarioğlu düzenlediği Fatsa festivaline - genel koordinatörü olduğum Kemal Atatürk derneği üyelerini davet ettiğim etkinlikte sağ sol konularında - ilginç ikilemleler içinde olduğuna çok kişi şahit olmuş Kadir İnanır - bir sanatçı olarak şüphesiz Türk sinemasının devlerinden biriydi. Daha sonra ülkede - resimde Ergun Gürsoy oğlununki dahil birçok düğün, kutlamada - Trabzonda denk gelen film çekiminde ve enson eski Finans Müdürüm – Borsa lokantaları sahibi Rasim Özkanca cenazesinde ... birlikte olduğum, dostumun ölüm haberi üzerine, alelaacele bir karalama yapan Nazif Özaslan'ın kaleme aldığı yazısından derleme - aslında unuttuğumuz Kadir İnanır dönemi çoğu değerleri hatırlatıyordu.
Kadir ‘Kadir İnanır vefat etmiş.. haberini beni düşüncelere sevk etti
Aslında ardından aslında bir sanatçıyı değil, biraz da kendi çocukluğumuzu uğurluyoruz gibi ‘Yalnızlığımız Gittikçe artıyor’ diyen şair gibi, sürekli çocukluk hatıralarımızdan birşeyler eksiliyor… Cüneyt Arkın, Kadir Savun, Türkan Şoray, Fatma Girik, Kemal Sunal, Erol Taş, Adile Naşit... daha niceleri gibi şimdide Kadir İnanır. Seksenli yıllarda çocuk olanlar, bu insanları sanki mahalleden birileriymiş gibi hatırlarlar. O yıllarda hepimiz aynı filmleri seyreder sonra da günlerce o filmin etkisinde kalır - gerçek sanırdık. Cüneyt Arkın’la kahraman olurduk. Fatma Girik’le ağlardık. Türkan Şoray’a acırdık. Kadir Savun sanki içimizden biri gibi yakın bir insandı hep. İyilik sembolüydü. Aliye Rona, o uğursuz suratlı cadı gibi bir şeydi biz çocuklara.
Onların kederi bizim kederimiz, sevinci bizim sevincimizdi. Sanki onların hepsini gerçek zannederdik. Gizli açık gözyaşı dökerdik olanlara. Bazen katışıksız kahkahalar çınlardı komik sahnelerde o filmler bize ne müthiş güzel gelirdi. Büyülenmişçesine o sanatçılar hayatımızda bir şekilde yer etmiş - sık sık görüştüğümüz samimi akrabalar gibi - sanki sadece çevirdikleri filmlerde değil, bir bakıma çocukluğumuzun inşasında da rol almışlardı.
Çocukluğumuzda çok büyük, derin izler bırakan bu sanatçılar Türk gençlerinin o yıllarda henüz kültürel değer dediğimiz ilişkilerin, bize has nezaketin, beyefendiliğin, yardımlaşmanın, dayanışmanın olduğu; mahalle kültürünün, insanlığın, komşuluğun yaşandığı o insanlıklı zamanlar. Gününümüz ötekileştirmesi aksine, Ayrı - gayrilik yok – belki bazıları diğerinden biraz daha farklı - Hani zengin kız, fakir oğlan türünden ... ama asla bugünkü gibi tümü ülke talancıları cemaat, tarikat, fırka – cüppeli / cüppesiz hocaların milleti ayrıştırmadığı zamanlar. Farklılık varsa, birilerinin biraz daha zengin olması. Bütün sınıf çatışmaları bu kadardı sanki.
Birbirimizin cenazesine gittiğimiz, ırk – köken, din ve mezhebi sorulmadan İNSANCA - Sevinciyle sevindiğimiz, düğünlerinde oynadığımız, ölülerinde ağladığımız, bir düşkünün elinden tutulan zamanlardı. Sağ sol fikir ayrılığı olsada - henüz bugünkü gibi keskin çizgilerle ayrılmamış Kutsal vatanda İNSAN gibi yaşadığımız o dönemlerle, şu an sanki başka kök – kültürl sahibi halklar yokmuşcasına, Irak – Suriye sonrası BOP doğrultusunda şu an içinde olduğumuz Türk, Arap – Kürt diye parçalanması planlanmış KAÇINILMAZ FELAKET aksine, O yıllarda çevrili filmleri hatırladıkca, ne güzel yıllarmış diyoruz.
Şimdi milletin ortak hafızasında yer etmiş o filmler, aslında millî bir kültür hazineleri olarak artık. Herkesin biraz bilmesi gereken bir bilgiye dönüştüler. Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen – ağzını açanın, sonra düzenleriz zihniyeti ile İDDANAMESİ OLMADAN içeri atılması – yıllarca hapsedilmesi gerçeği ZÜBÜK filmi ile ispatlı: Fakirlik, şehirleşme, emek... kim olduğumuzu o filmlerden öğrenmek mümkün bir bakıma. Babayiğitlik, dayanışma, nezaket... Sahi, Eski filmlerdeki o hatasız Türkçe... araştırılması gerek ve haklarında tezler yazılması gereken o sanatçılar, Kadir İnanır dosta ile bu değerlere de veda etmek zor ...
Işıklar içinde uyu...
