Kültürsüz, Geçmişi karanlık – Kızılderili, Vietnam, Orta Amerika, Afganistan, Irak ... MİYONLARCA insanın Katliamları ile ünlü, ipini koparanın kaçıp gittiği ‘paran yoksa öl’ zihniyeti ve askeri güçle dünyayı yönetme arzusunda Kapitalizmin en vahşi yüzü Faşist Amerikalıları anlayabilmek için Dünyanın en fazla petrol rezervine sahip ülkesi Venezuela’yı ‘Artık biz yöneteceğiz !’ diyen başlarındaki Trump kimliğini incelemek gerek.
Tipik bir karacahil ABD örneği Trump soyağacı: 16 yaşındayken ailesiyle birlikte ABD'ye göç etmiş Alman Dedesi, genel ev sahibi idi. Yeteri kadar para kazandıktan sonra Almanya'ya geri dönüyor, Fakat asker kaçağı olduğu için vatandaşlığından atılıp, kadın ticaretine de adı karıştığı için Almanya'dan kovulunca tekrar ABD'ye geri dönüyor ve 1905 yılında İspanyol gribinden ölüyor. Süzme ırkçı - Siyahi düşmanı Ku Klux Klank'a katılan oğlu babasından kalan paralarla şirket kurup, Müteahitliğe başlıyor. Fakat siyahilere vahşetinden dolayı ırkçı suçlara karıştığı için tutuklanıyor. Hapis yatııp çıktıktan sonra New York'ta arsa alım satımına başlıyor ama siyahlara daire satmıyor. Evililiğinden Donald Trump dünyaya geliyor.
Donald Trump'ın kardeşi babası gibi sabıkalı – bağımlısı olduğu alkol komasından öldü. Ailece TESCİLLİ - dedesi ve babası yüzünden korkunç bir çocukluk yaşayan Trump'ı adam olsun diye askeri okula gönderiyorlar fakat mezuniyetten sonra Vietnam Savaşı'na katılmamak için Askerliği bırakıyor, Babası gibi müteahit oluyor eski binaları alıyor, otel yapıyor, Gökdelenler dikmeye başlıyor Acayip paralar kazanıyor. Şöhret olma merakı ile NBC Tv de program yapmaya başlıyor. Üç defa evleniyor - boşanıyor. Beş çocuğu - 10 torunu oluyor. Sonra Çek model Ivana ile evlenirken Rus gizli servisi KGB tarafından siyasete girmesi için Moskova'ya gidip gelmeye başlıyor ve ufak ufak siyasete ısınmak için Demokrat ve Cumhuriyetçi Partileri destekliyor.
1987 yılında ‘bir gün gelecek Amerikan başkanı olacağım’ diyen, aslında Hiçbir ideolojisi olmayan Trump 2000’de iş adamlarının kurduğu Reform Partisinden başkan adayı oluyor ama Seçimden hemen önce yarıştan çekilip, Cumhuriyetçi Parti'ye giriyor. Müteahitliğinde $ 400 milyon kredinin altından kalkamıyor İflasıyla Konkordato ilan ediyor. Hemen ardından hava yolu şirketi kuruyor oda iflas edince bu kez Genelevci dedesi gibi Atlantik City'de kumarane açıyor, tutmayınca golf sahaları açmaya başlıyor, sırf para var diye hiç bilmediği Amerikan futbol liginde kulüp ve bir başka havayolu şirketi daha satın alıyor, sonra hepsini satıyor ve bu kez Güzellik yarışmaları organize etmeye başlıyor. Fakat bu işler için paravan şirketler kurduğu ortaya çıkınca defalarca mahkemelik oluyor. Emlakçı sertifikası veren bir eğitim kursu için ‘Trump üniversitesi’ kurunca ‘Tüketiciyi kandırıyor’ diye okulu kapatılyor, $ 25 MİLYON para aldığı öğrencilere tazminat ödemeye mahküm ediliyor.
Kendi adıyla kurduğu vakıf için Eyalet Başsavcılığı ‘Hayır kurumları yasasını ihlal ve vergi kaçakçılığından’ dava açılınca, hapis korkusuyla Vakıf gibi kendi tüm mal varlığı hayır kurumlarına bağışlamak ve $ 2 milyon tazminat ödemek zorunda kalıyor. 4.000'den fazla eyalet ve federal davasında yer alan, babası gibi siyahlara daire satmamaklada suçlanan - 6 kez iflas koruması başvurusunda bulunan Trump’a Bankalar kredi vermeyi reddederken, 19 kitap yazmasıyla ilgili sürekli ‘kime – kaça yazdırttın ?’ diye dalga geçilirken seks ticaretiyle tanınan – Türkiyeden 20 kez uçakla küçük kız Çocuklarını kaçıran - cinsel istismar ile tutukluken cezaevinde öldürülen Epstein'in en yakın arkadaşlarından biri olarak davaya dahil edildi.
İstanbul’da kendi adına ‘towers’ gibi yatırımları olan Trump, Papaz Bronson için ‘Akıllı ol’ diye mektup yazdığı Tayyib Erdoğan: Libya'da kardeşim Kaddafi dedi, kafasını taşla eze eze öldürdüler. Sudan'da kardeşim Elbeşir dedi, ülke ikiye bölündü – halktan çaldığı $ MİLYARLARLA yakalandı - soykırımdan mahkum edildi. Mısır'da kardeşim Mursi dedi, HIRSIZ ÇIKTI – tutuklanıp kafese konuldu, Mahkemede sürecinde öldü. Suriye'de kardeşim Esad dedi, Ülkesinde iç savaş çıktı – aile ve en yakınlarıyla Moskova'ya kaçtı. İran'da kardeşim İbrahim reisi dedi, helikopteri düşürüldü. Filistin'de kardeşim hani dedi, Tahran'da uyurken havayı uçuruldu. En son Venezuela'da kardeşimdediği Maduro maalesef Trump tarafından yatak odasından kaçırılıp torbacı gibi kelepçeyle ABD ye götürüldü.
Maalesef dünya, devletlerin artık açıkça birbirlerinin iç işlerine müdahale ettiği, bunun da neredeyse olağan karşılandığı bir döneme girdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela için “Biz yöneteceğiz” diyebilmesi, bu çağın en çıplak örneklerinden biri. Bir ülkenin devlet başkanının alenen devre dışı bırakılması, petrol kaynaklarının açıkça hedef gösterilmesinde artık, uluslararası hukukun fiilen askıya alındığını gösteriyor. Trump’ın bu tavrı bir istisna değil; aksine Rusya’nın Ukrayna’da, İsrail’in Filistin’de, büyük güçlerin çeşitli coğrafyalarda sergilediği davranışların devamı. Güç, artık hukukun önüne geçmiş durumda. Ancak bu tabloyu doğru okumak için Trump’ın kim olduğunu ve hangi zihniyeti temsil ettiğini hatırlamak gerekiyor.
Ailece ne olduğu yukarda izahlı Trump, ideolojik bir liderden ziyade, hayatı boyunca her şeye ticari bir işlem gibi yaklaşmış bir figür. İnşaat, kumarhane, medya ve siyaset arasında dolaşan, defalarca iflas eden ama her seferinde sistemden sıyrılmayı başaran bir profil. Hukukla, etikle ya da evrensel değerlerle kurduğu ilişki her zaman pragmatik oldu. Bu nedenle Venezuela gibi bir ülkeye “el koyma” söylemi, onun siyaset anlayışında bir sapma değil, süreklilik.
Ancak dedesi Genelev işleticisi Trump’ın hoyratlığı, Maduro’yu otomatik olarak masum yapmıyor. Venezuela örneği, kötü bir dış müdahale ile kötü bir iç yönetimin aynı anda var olabileceğini gösteriyor. Devasa petrol rezervlerine rağmen halkın açlık, yoksulluk ve göçle boğuşması; hukukun, basının ve muhalefetin susturulması; devletin liyakatten tamamen kopması, ülkeyi felakete sürükledi. Milyonlarca insanın ülkeyi terk etmesi, ekonomik çöküş ve toplumsal dağılma bunun sonucu. Dolayısıyla mesele “Trump mı haklı, Maduro mu mağdur” ikilemine sıkıştırılamaz. Asıl soru, büyük güçlerin müdahale iştahı ile zayıf ve liyakatsiz yönetimlerin yarattığı boşluğun nasıl birbirini beslediğidir. Güçlü olanın hukuku eğip büktüğü, zayıf olanın ise kendi halkını tükettiği bir düzenle karşı karşıyayız.
Bu tabloyu değerlendirirken romantik ideolojilere ya da duygusal kamplara savrulmak yerine, her olaya kendi ülkesinin çıkarları penceresinden bakabilen bir akla ihtiyaç var. Trump’ın zorbalığı, Maduro’nun beceriksizliğini aklamaz; Maduro’nun diktatörlüğü de Trump’ı asla özgürlük savunucusu yapmaz. Gerçek, bu iki uç arasında, sert ve rahatsız edici biçimde duruyor.
Dereleme kaynağı - https://www.youtube.com/watch?v=Y0aiW6iVtpM
