
Tekrardan insan olmaya dönüş.
Yüzlerce kez gittiğim, bazen uzun süreli yaşadığım New York gibi global VAHŞİ kapitalizmin mabedinde bir Müslüman ve demokratik sosyalistin belediye başkanlığını kazanması simgesel olarak büyük bir kırılmayı temsil ediyor. Sabaha kadar sonuçlarını takip ettiğim seçimlerden bitaraf bir gözlemci olarak çıkarıklarım:
Bu kazanımın özellikleri
1, Mamdani’nin adaylığı ve kazanımı sıradan bir başkanlık zaferi değil: Kendisi, Müslüman kimliğiyle, Güney Asya kökenli bir Amerikalı olarak, aynı zamanda “demokratik sosyalist” kimliğiyle öne çıktı.
2, Kampanya odağı: Mamdani’nin kampanyasında “ücretsiz şehir içi otobüsler, kira dondurması, düşük gelirli topluluklar için özel mağazalar, zenginlerden alınan vergiler” gibi ekonomik eşitlikçi talepler dikkat çekti.
3, Mesaj ve örgütlenme stratejisi: Basit ama güçlü mesajlarla (örneğin “örtülü kira artışlarını durdur, gerçekten herkes için ulaşım” gibi) hareket edildi. Ayrıca dijital mecralar, genç gönüllüler ve mahalle düzeyinde örgütlenme etkin bir şekilde kullanıldı.
4, Bu yönelim, ABD’deki ana akım siyasetin — özellikle neoliberal siyaset anlayışının — hem ekonomi hem de sosyal politika alanlarında bir açmaz yaşadığına dair bir tepki olarak okunabilir. Yaşam maliyetlerinin hızla arttığı, ekonomik güvenliğin sarsıldığı, sosyal mobilitenin kısıtlandığı bir dönemde bu tür işaretler güç kazanıyor.
5, “Mümkün olan” sınırlarının yeniden tanımlanması açısından örnek “Bir Müslüman, demokratik sosyalist kimlikle New York gibi bir şehirde başkan olabilir” fikri, hem kimlik siyaseti hem de ekonomi-politik çerçeve açısından bir “normal” haline gelmeye aday.
2. ABD özelinde neyi değiştirebilir?
a. “Vahşi kapitalizm” tanımı ve kırılma ihtimali ABD sıklıkla “serbest piyasa, rekabet, küresel finans merkezi” gibi kavramlarla eşleştirilir; yani varsayımsal olarak “vahşi kapitalizmin merkezi” olarak görülür. Bu bağlamda, şu sorular gündeme geliyor: Böyle bir şehirde sosyalist söylemler kazanabiliyorsa, neoliberal paradigma gerçekten evrensel mi yoksa kırılabilir mi? Ekonomik eşitlik, sosyal hizmetler ve kolektif örgütlenme gibi fikirler ABD’de yeniden yükselişe geçiyor mu? Bu bağlamda, halkın içinde bulunduğu durum – özellikle işçi sınıfı, gençler, göçmenler – değişim için açık mı? Mamdani’nin zaferi bu sorulara “evet, açık” diyen bir işaret olabilir. Zira güçlü bir oy oranıyla kazandı ve bu da “ÇAĞDIŞI” vahşi otoritenin radikal değişim isteğini yansıtıyor.
b. ABD halkı için umut ışığı mı? Evet — bu zafer bir umut ışığı olabilir. Çünkü: Siyaset sahnesinde “başka türlü daha adil, insani – eşit bir ekonomi” fikri yeniden görünür oldu. Kimlik çeşitliliği ve sosyal adalet odaklı politikalar merkezî bir rol kazanıyor. İşçi, genç ve göçmen topluluk aktif şekilde değişim ajanı olarak yer alıyor. Dolayısıyla, ABD halkı için gerçekten “daha insancıl” sayılabilecek bir siyasetin kapıları aralanmış durumda. Ancak bu kapının tamamen açık olduğu anlamına gelmiyor - geçiş süreci zorlu olacak ve halkın bu süreci sahiplenmesi önemli.
MEDENİ – ADİL toplumlara benzerlik ve farklılıklar
Benzerlikler: Daha adil dünya için, uzun yıllar iktidar olup halkı sömüren – hesap vermez düzenlere karşın, özellikle Avrupa, Latin Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde “sosyal demokrasi / demokratik sosyalizm” anlayışı yeniden büyük ivme kazanıyor. Halkların yükselen maliyetlerle, eşitsizlikle, güvencesizlikle mücadele ettiği yerlerde benzer talepler duyuluyor. Mamdani’nin zaferi, başka ülkelerdeki benzer toplumsal dinamiklerle bir bağ oluşturabilir: çünkü halk “sisteme meydan okuma” halinde. Ayrıca göçmen kökenli bir liderin yükselmesi kimlik siyaseti açısından dünyanın birçok yerinde görülen trendlerle uyumlu.
Farklılıklar: ABD’nin ekonomik ve finansal gücü, diğer çoğu ülkeye kıyasla çok daha büyük. Dolayısıyla sistemin “kırılması” ya da “dönüşmesi” çok daha kapsamlı dirençle karşılaşabilir. Kültürel ve siyasal gelenekler farklı: Bazı ülkelerde sosyalist/sol hareketler uzun süredir var ve devlet yapıları buna göre şekillenmiş. ABD’de bu anlayış hâlâ “ilerici uç” sayılıyor. Küresel bağlamda, diğer ülkelerde hükümetlerin merkezi rolü daha güçlü olabiliyor; ABD’li bir yerel liderin dünya çapında bir sistemi dönüştürmesi daha zorlu.
Türkiye ve benzeri geri kalmış ülkeler açısından perspektif: Maalesef traji komikce eşine rastlanamaz - $ MİLYARLAR verip alamadığımız 5. Nesil F35 skandalı sonrası, onun yerine bari 48 yıllık eski teknoloji F16 savaş uçaklarını dilenerek dahada rezil olduğumuz ABD – Dümen suyunda Tarihin bilinecek EN SON HAÇLI SEFERİ – Müslümanlığın Kölelik dönemi BOP – Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Tayyib Erdoğan Türkiyesi, bu perspektifin açısından da önemli dersler çıkarılabilir:
Göçmen kökenli, kimlik algısı güçlü bir liderin yükselmesi, ekonomisi yerlerde sürünen, yandaşlarla TALAN edilmiş Türkiye gibi çok kültürlü/dinamik toplumlarda örnek teşkil edebilir ve Ekonomi odaklı çok acil taleplerin (yoksulluk, ulaşım, konut, genç işsizliği) siyasette öne çıkması, Türkiye ve benzeri ülkeler için de bir “yol haritası” olabilir. Ancak yerel gerçeklikler, kurumlar, güç dengeleri farklı: Türkiye’de de güçlü aktörler var; değişim süreci dış etkenlerden bağımsız değil.
“Daha insancıl” bir yönelimin şansı doğdu mu?
Bugün şöyle diyebiliriz: Evet, büyük ölçüde “şans doğdu”. Ancak bu şans otomatik bir garanti anlamına gelmiyor; bir kapının aralandığını göstermektedir, tamamen açıldığını değil. Evet: Bir neoliberal şehirde “demokratik sosyalist” ve kimlik bakımından da marjinal sayılan bir adayın kazanması, halkın “sisteme itirazını” çok net ortaya koydu. Taleplerin odağında “insan” vardı: ulaşım hakkı, kira hakkı, çocuk bakımı hakkı gibi gündelik yaşamın somut sorunları. Bu da “insan odaklı bir yönelim”in işaretidir. Bu tür kazanımlar, benzer toplumlarda da moral ve motivasyon kaynağı olabilir: başka ülke halkları “biz de yapabiliriz” hissiyle hareketlenebilir.
Değişim meydan okuma anlamına geliyor: Kurumsal direnç, finansal güç odakları, bürokratik yapı kolay kolay değişmiyor. Seçilmiş olmak, uygulanabilir politikalar üretip uygulamakla eş anlamlı değil. Başarının devamı için toplumsal seferberlik, örgütlenme ve kararlılık gerekiyor. Bu aslında “Dünyanın geri kalanına benzer olmak” demek, onların sosyal demokrasi ya da sosyal devlet modellerinin tüm içeriğini almak değil; kendi özgün koşullarına uygun biçimde yeniden yorumlamak demektir.
Sonuç: cesaret verici bir çağrı ve bu olay bize çok güçlü bir umut veriyor. Küresel ölçekte “serbest piyasa her şeyi çözer” artık içi BOŞ söyleminin hâlâ egemen olduğu bir çağda, halkın kendisi için, çocukları için, komşuları için daha insancıl bir sistem talep ettiği bir imkân doğuyor ve bu imkân, Kovboy diye ün salan vahşi kapitalizmin en kötü örneği ABD de insanlaşmaya ! bir “ilk adım” olarak New York’ta çıpa attı.
