Mersin escort Bodrum escort Bursa escort

Tuzla russian escort Alanya russian escort Kayseri russian escort Antalya russian escort Diyarbakır russian escort Anadolu yakası russian escort Adana russian escort Ataşehir russian escort Şirinevler russian escort Beylikdüzü russian escort Halkalı russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Samsun russian escort Avcılar russian escort Pendik russian escort Beylikdüzü russian escort Maltepe russian escort Ümraniye russian escort Mersin russian escort Avrupa yakası russian escort Kocaeli russian escort Bodrum russian escort Bakırköy russian escort Kadıköy russian escort İzmir russian escort bayan Beşiktaş russian escort Eskişehir russian escort Bursa russian escort Şişli russian escort Şişli russian escort russian escort İzmir Gaziantep russian escort Ankara russian escort Denizli russian escort Samsun escort kızlar Malatya russian escort İzmir russian escorts Samsun russian escort

Davut HACIHASANOĞLU
Köşe Yazarı
Davut HACIHASANOĞLU
 

BELKİ BİRGÜN

      İki temel sorunu var insanlığın. Adaletsizlik ve anlamsızlık. Birine karşı hukuku bulduk, diğerine karşı sanatı. Ama insanlar hukuka ulaşamadı. Ve sanat insanlara…  Friedrich Nietzsche   Bu sezona haddimizi aşarak başladık ya, aynen öyle devam edelim diyorum. Hem çok da göze batmayız diye düşünüyorum. Herkes haddini aşmış nasılsa memlekette. Siyasetçiler, yalancılar, soyguncular… Hırsızlar bile… Hayatın ikilemlerini sorgulayan sorular vardır edebiyatımızda, şiirlerimizde. Fuzuli’nin verdiği yanıtı saymazsak “Sevmek mi güzeldir, sevilmek mi ?” çok zor bir sorudur mesela. “Gitmek mi zordur, kalmak mı?” belki de en zorudur soruların. Ama “Sorular mı önemlidir, yanıtları mı?” sorusu, en kolay soruların başında gelir bence. Çünkü aslolan sorulardır, yanıtları değil. Yanıtlar değişir… Kişiye göre değişir. Yöreye göre değişir. Zamana göre değişir. Paraya göre değişir. Parasızlığa göre değişir. Değişir de değişir… Yani önemli olan, doğru soruları sorabilmektir hayata. Siz doğru soruları sorun, göreceksiniz; bütün duvarları doğru sorularla yıkabiliyormuşuz meğer… Mesela, “Ezanın Türkçe okunmasından niye bu kadar çok korkuyorsunuz?” diye sorun ezan okuyanlara… Sonra, “Ezan İngilizce okunsa turistler de anlayıp camiye gitse daha iyi olmaz mı?” diye sorun ezanı okutanlara… Ya da “Hiç okunmasa da dil tartışması yapmasak daha güzel olmaz mı?” diye sorun kendinize… Sorarken bir şeye özellikle çok dikkat edin ama. Yanlış kişilere sorulan soruların doğru yanıtları olmaz hiçbir zaman. Tıpkı yanlış savaşların kazananlarının olamayacağı gibi… Mesela, suyu okyanusa sorarsanız, okyanusun anlatacaklarını ciddiyetle dinlemezsiniz bile; dinleseniz de pek bir şey anlamazsınız zaten. Bir de gidip çöle sorun suyu da görün. Bakın neler duyacaksınız çölden. Bütün anlattıklarını da kafanıza sokacaktır kurşun gibi… Anlatmak istediğim şu aslında..: Allah ile kandırıp ezanla soyup, domuzu haram diye yemeyip haramı domuz gibi yiyenlerin ülkesine dönmemiz rastlantı değildir kesinlikle. Soruları doğru kişilere sormayı beceremediğimiz içindir başımıza gelenlerin hepsi. Doğru kişilere doğru soruları sorabilseydik eğer, insanlar hukuka ulaşabileceklerdi ve sanat da insanlara… Ve şimdi hırsızlar bizim hırsızımız olmayacaktı. Namussuzlar bizim namussuzumuz, soyguncular bizim soyguncumuz, çeteler bizim çetelerimiz olmayacaktı… Yani her şey çok güzel olacaktı…   Niye olmadı..? Ya da olmasını ne kadar hak ettik..? Dedik ya aslolan sorulardır. Yanıtlar sizde…

BELKİ BİRGÜN

 

 

 

İki temel sorunu var insanlığın. Adaletsizlik ve anlamsızlık. Birine karşı hukuku bulduk, diğerine karşı sanatı. Ama insanlar hukuka ulaşamadı. Ve sanat insanlara…

 Friedrich Nietzsche

 

Bu sezona haddimizi aşarak başladık ya, aynen öyle devam edelim diyorum. Hem çok da göze batmayız diye düşünüyorum. Herkes haddini aşmış nasılsa memlekette. Siyasetçiler, yalancılar, soyguncular… Hırsızlar bile…

Hayatın ikilemlerini sorgulayan sorular vardır edebiyatımızda, şiirlerimizde. Fuzuli’nin verdiği yanıtı saymazsak “Sevmek mi güzeldir, sevilmek mi ?” çok zor bir sorudur mesela. “Gitmek mi zordur, kalmak mı?” belki de en zorudur soruların. Ama “Sorular mı önemlidir, yanıtları mı?” sorusu, en kolay soruların başında gelir bence. Çünkü aslolan sorulardır, yanıtları değil. Yanıtlar değişir…

Kişiye göre değişir.

Yöreye göre değişir.

Zamana göre değişir.

Paraya göre değişir.

Parasızlığa göre değişir.

Değişir de değişir…

Yani önemli olan, doğru soruları sorabilmektir hayata. Siz doğru soruları sorun, göreceksiniz; bütün duvarları doğru sorularla yıkabiliyormuşuz meğer…

Mesela, “Ezanın Türkçe okunmasından niye bu kadar çok korkuyorsunuz?” diye sorun ezan okuyanlara…

Sonra, “Ezan İngilizce okunsa turistler de anlayıp camiye gitse daha iyi olmaz mı?” diye sorun ezanı okutanlara…

Ya da “Hiç okunmasa da dil tartışması yapmasak daha güzel olmaz mı?” diye sorun kendinize…

Sorarken bir şeye özellikle çok dikkat edin ama. Yanlış kişilere sorulan soruların doğru yanıtları olmaz hiçbir zaman. Tıpkı yanlış savaşların kazananlarının olamayacağı gibi…

Mesela, suyu okyanusa sorarsanız, okyanusun anlatacaklarını ciddiyetle dinlemezsiniz bile; dinleseniz de pek bir şey anlamazsınız zaten. Bir de gidip çöle sorun suyu da görün. Bakın neler duyacaksınız çölden. Bütün anlattıklarını da kafanıza sokacaktır kurşun gibi…

Anlatmak istediğim şu aslında..: Allah ile kandırıp ezanla soyup, domuzu haram diye yemeyip haramı domuz gibi yiyenlerin ülkesine dönmemiz rastlantı değildir kesinlikle. Soruları doğru kişilere sormayı beceremediğimiz içindir başımıza gelenlerin hepsi. Doğru kişilere doğru soruları sorabilseydik eğer, insanlar hukuka ulaşabileceklerdi ve sanat da insanlara…

Ve şimdi hırsızlar bizim hırsızımız olmayacaktı. Namussuzlar bizim namussuzumuz, soyguncular bizim soyguncumuz, çeteler bizim çetelerimiz olmayacaktı…

Yani her şey çok güzel olacaktı…

 

Niye olmadı..? Ya da olmasını ne kadar hak ettik..? Dedik ya aslolan sorulardır. Yanıtlar sizde…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.