Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz...
Yüz Türkiye olsa, elinizden de gelse yüzünü de zincire vurur
yüz kere satarsınız…
Milletimin en talihsiz gecesi, ana rahmine düştüğünüz gecedir…
Nâzım Hikmet
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun…
Cahit Sıtkı Tarancı
Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerden oluşur…
Sigmund Freud
O kadar üzülüyorum ki haline Memleketim. Göz göre göre uçuruma doğru giderken tutamıyorum ya, bırak tutmayı hiçbir şey yapamıyorum ya, kahroluyorum. Hiçbir şey yapamamak bile bir yana, hiçbir şey anlatamıyorum...
Kırk yıldır dilimde tüy bitiriyorum ama olmuyor işte. Tonton Özal’ı şiddetle eleştirirken son cümle olarak “ama bu ülke bu Özal’ı çok arayacak” derdim. Sonraki herkes için de aynı şeyleri söyledim. 2007 genel seçimlerinden önce “uzun yaşarsa bu ülke bu Tayyip’i bile çok arayacak” demiştim. Dilimi eşşek arısı soksun. Dedikleri çıkınca gurur duyan insanlardan olmadım hiçbir zaman, aksine üzüldüm, utandım her seferinde. İddia ediyorum, bugünkü Tayyip’i bile çok arayacak bu ülke. Önce, bir yıl daha yaşarsa kendisi aratacak, sonra ondan sonra gelecek olanlar aratacak. Çünkü halkımızın temiz adam gibi hür demokrat namuslu bir ülkede yaşamak diye bir derdi bir talebi yok…
Yani her giden geleni aratıyor kırk yıldır, bundan sonra da öyle olacak. Çünkü yanlış yoldan doğru yere gidilmez. Evet yolumuz yanlıştır ve kim gelirse gelsin o yolda yürüyecektir…
Nasıl olacak peki..? Tek yol var. Köklü bir devrim. Önce yere göğe sığdıramadığınız tarihinize iyi bakacaksınız. Geçmişinizle yüzleşeceksiniz. İtiraz etmeyi öğreneceksiniz. Gelişmiş uygar ülkelerin oralara nasıl geldiğine bakacaksınız. Anlamağa çalışacaksınız…
Hepsini buraya sığdıramam ama isterseniz birkaç örnek vereyim..:
Onlara Ataları “her ne pahasına olursa olsun, her zaman her yerde doğruları söyleyin” diye öğütlemiş; bizimkiler bize “dereyi geçene kadar ayıya dayı diyeceksin” diye tembihlemişler…
Onlara Ataları “gül veren elde gül kokusu kalır” demiş; bizimkiler bize “bal tutan parmağını yalar…”
Onlara Ataları “herkes her şeyden sorumludur” demiş; bizimkiler bize “her koyun kendi bacağından asılır…”
Onlara Ataları “senin değilse alma” demiş; bizimkiler bize “üzümü ye bağını sorma…”
Bu utanç verici karşılaştırmaları çoğaltabiliriz. Bir de “iyi insan lafının üstüne gelir - iti an çomağını hazırla” gibi iki yüzlü utanmazlıklarla “bir elin nesi var iki elin sesi var - nerde çokluk orda bokluk” gibi geri zekalı çelişkileri sıralamağa kalkarsak sayfalara sığdıramayız…
Tek çare var. Okuyacağız, okuyacağız, okuyacağız…
Sağlıklı, akıllı, vicdanlı, namuslu bireyler yetiştirmeden öyle bir toplum oluşturamayacağız…
Uzattım farkındayım ama olsun, önümüz tatil. Niye ısrarla okuyun diyorum biliyor musunuz? Bir şeyler öğrenin diye değil. Anlayın diye…
“Yaşama sanatını kitapları okuyarak öğrenemezsiniz. Yaşam kontrol edilemeyen bir akıştır, her emre direnir. Kitapları okuyarak gerçeğe ulaşamazsınız. Yazılmış her şey yapaydır. Gerçek, sözcüklere boyun eğmez. Kitapları okuyarak mutlu ya da mutsuz olamazsınız. Yine de, tüm bunları anlamak için kitap okumalısınız…”
Sevgiye bulanmış güzel bir yaz diliyorum. Herkese değil tabi ki, hak edenlere…
